İler •yaş, yaşlanma ve yaşlı •yaşlanmanın farklı boyutları ile ......kaçınılmaz...

Click here to load reader

Post on 20-Jan-2021

0 views

Category:

Documents

0 download

Embed Size (px)

TRANSCRIPT

  • GİRİŞ İÇ

    İND

    EKİL

    ER • Yaşlılık nedir?

    • Yaş, yaşlanma ve yaşlı kavramlarının tanımları

    • Yaşlanmanın farklı boyutları ile tanımları

    HED

    EFLE

    R •Bu üniteyi çalıştıktan sonra;

    • Yaş, yaşlanma ve yaşlı kavramlarının tanımlarını tanımlayabilecek,

    • Yaş, yaşlanma ve yaşlı kavramlarını arasındaki farkı gösterebilecek,

    • Yaşlanmanın farklı boyutları ile tanımını yapabileceksiniz.

    z

    ÜNİTE

    1

    GERONTOLOJİK SOSYAL HİZMET

    Prof. Dr. Emine ÖZMETE

  • Giriş

    Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi 2

    Bütün dünyada özellikle de gelişmiş ülkelerde

    yaşlı nüfus giderek artmaktadır. Bu, büyük

    oranda teknolojik gelişmelerle birlikte sağlık hizmetlerinin

    gelişmesi, dolayısıyla yaşam süresinin

    uzaması ile ilişkilendirilebilir.

    Gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkeler arasında, yaşlı nüfusa

    bakış farklılaşabilmektedir.

    GİRİŞ

    Dünyada nüfusun giderek yaşlanması, yeni yüzyılda öne çıkan en önemli

    demografik olgulardan biridir. Günümüzde insanlar daha uzun yaşamakta, doğum

    oranları azalmakta, yaşlı nüfusun toplum içindeki sayısı ve oranı artmaktadır.

    Böylece nüfusun yaşlanması, sağlıktan sosyal güvenliğe, çevre konularından

    eğitime, iş olanaklarına, sosyal - kültürel ve boş zaman aktivitelerinden aile

    yaşamına kadar toplumu tüm yönleri ile etkilemektedir.

    Gelişmiş ülkeler başta olmak üzere, tüm dünyada, yaşlı nüfusun giderek

    artmasının en önemli nedenleri;

    Son 50 yılda yaşanan hızlı teknolojik gelişmelerle beraber daha sağlıklı

    yaşam koşullarının oluşması,

    Antibiyotiklerin keşfi ile bulaşıcı hastalıkların etkinliğini yitirmesi,

    İnsanların eğitim düzeylerinin yükselmesi,

    Sağlık hizmetlerinin gelişmesi ve toplumun sağlık durumunda iyileşmenin

    sağlanması ile yaşam süresinin uzaması olarak sıralanmaktadır.

    Diğer yandan, yaşam süresinin uzaması ile mortalite (ölüm) hızının önemli

    düzeyde düşmesi, özellikle gelişmiş ülkelerde yaşam beklentisini arttırarak, yaşlı

    nüfusun artışını desteklemiştir. Günümüze değin gelişmiş ülkelerde daha görünür

    olan yaşlanma olgusu, artık gelişmekte olan ülkeler açısından da önemle

    değerlendirilmesi gereken bir konudur. Gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan

    ülkelerin yaşlı nüfusa bakışları arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır.

    Bu bölümde yaşlılık, yaş ve yaşlanma kavramlarının farklı tanımları

    açıklanacaktır.

    YAŞLILIK NEDİR?

    Günlük yaşamda yaşlılık ile ilgili birçok kavram kullanılmaktadır. “Yaş”,

    “yaşlı”, “yaşlanma” ve “yaşlılık” kavramları aynı anlama geliyor gibi görünse de

    farklı tanımlanmaktadır. Yaş; kronolojik ve biyolojik yaş olarak iki biçimde

    açıklanmaktadır. İnsan yaşamının, doğumdan içinde bulunulan ana kadar olan

    bütün dönemlerini kapsayan süreci “kronolojik yaş”; içinde bulunulan yaş

    basamağının zaman birimi ise “biyolojik yaş” olarak ifade edilmektedir. Yaşlanma;

    her canlıda görülen, tüm işlevlerde azalmaya neden olan evrensel bir süreçtir.

    Gelişmiş ülkelerde yaşlı nüfus oranının yüksek olması ve bunun sonuçları ile

    karşılaşmaları, öncelikli olarak, yaşlıların yaşamlarının iyileştirilmesine ve daha

    kaliteli bir yaşam sürdürmelerine yönelik düzenlemelerin, uygulamaya yönelik

    politikaların ve hizmetlerin geliştirilmesini sağlamıştır.

    Ancak gelişmekte olan ülkelerde yaşlılık olgusunun sağlığa, ekonomiye ve

    topluma etkilerine ilişkin farkındalık daha azdır. Gelişmekte olan ülkeler için yaşlı

  • Giriş

    Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi 3

    Bireyin saçlarının beyazlaşması ya da dökülmesi, cildinin

    kırışması “yaşlanma” olarak algılanmamalıdır.

    Yaşlılık, ilk bakışta

    fizyolojik bir olgu olup, döllenme ile birlikte

    başlayıp, ölüme kadar devam eden değişim

    sürecidir.

    nüfusun ihtiyaçlarının karşılanması henüz bir sorun olmamakla birlikte, çok yakın

    gelecekte bu ülkelerin yaşlılık eylem planlarını oluşturmaları kaçınılmaz hâle

    gelecektir.

    Başka bir deyişle, molekül, hücre, doku, organ ve sistemler düzeyinde süreç

    içerisinde ortaya çıkan, dönüşü olmayan yapısal ve fonksiyonel değişikliklerin

    tümüdür. Yaşlanma, beden yapısı ve işlevinde süregelen bozuklukların birikiminin

    sonucudur. Diğer bir deyişle yaşlanma, önlenmesi mümkün olmayan kronolojik,

    sosyal ve biyolojik bir süreçtir. Yaşlanmaya ilişkin tanımların ortak yanı ise, bu

    olgunun canlılara özgü olduğu gerçeğidir. Yaşlanma beden yapısı ve işlevindeki

    süregelen engellerin birikimi olarak ortaya çıkar.

    Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 1963 yılında yaşlıların sağlık sorunları

    konusunda düzenlediği toplantıda yaşlıları kronolojik olarak üçe ayırmıştır:

    1) orta yaşlılar (45-59 yaş)

    2) yaşlılar (60-74 yaş)

    3) ihtiyarlar (75 yaş ve üzeri)

    Yaşlanma, genel olarak, organizmanın çevreye uyumunda gitgide artan bir

    yetersizlik şeklinde ortaya çıkar. Bireyin saçlarının beyazlaşması ya da dökülmesi,

    cildinin kırışması “yaşlanma” olarak algılanmamalıdır. Gerçekte birey çevresine

    uyum göstermekte artık zorlanıyor ise yaşlanıyor demektir.

    Yaşlanma:

    birincil

    ikincil

    üçüncül yaşlanma şeklinde de incelenmektedir.

    Birincil yaşlanma, (normal yaşlanma); izleri yıllarca ortaya çıkmasa da

    yaşamın erken dönemlerinde başlar. Bütün organlar ya da sistemler aynı düzeyde

    olmasa da beden genel olarak yaşlanır.

    İkincil yaşlanma, insanların çoğunda ortaya çıkar, ama evrensel ya da

    kaçınılmaz değildir. Bu yaşlanma hastalıklar, sigara, alkol ya da madde bağımlılığı

    gibi kötü kullanımlar sonucunda bedenin yıpranmasıdır ve böyle bir yaşam

    sürecinin sonucudur.

    Üçüncül yaşlanma, yaşamın sonunu haber veren hızlı ve en ileri düzeydeki

    bozulmadır. Sağlıkta, toplumsal yaşamda, bilişsel işleyişteki değişiklikler ile ortaya

    çıkar.

    Yaşlılık, tüm canlılarda görülen temel bir biyolojik süreçtir. Yaşlılık; bireylerin

    fiziksel ve ruhsal güçlerini bir daha yerine gelmeyecek şekilde yavaş yavaş

    kaybetme hali olarak tanımlanmaktadır. Yaşlılık, yaşam sürecinin çocukluk,

    gençlik, yetişkinlik gibi doğal ve kaçınılmaz bir sürecidir. Fransızların büyüme ve

    olgunluk sürecinden sonra “üçüncü çağ” olarak isimlendirdikleri yaşlılık, insan

    yaşamının son dönemidir. Yaşlılık, ilk bakışta fizyolojik bir olgu olup, döllenme ile

    birlikte başlayıp, ölüme kadar devam eden değişim sürecidir. Bu nedenle

  • Giriş

    Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi 4

    Yaşlanma; kronolojik, biyolojik, fizyolojik,

    psikolojik, sosyo-kültürel,

    ekonomik ve toplumsal olmak üzere farklı

    boyutları ile tanımlanmaktadır.

    “Kronolojik yaşlanma” primer ve sekonder yaşlanma ayrımıyla

    irdelenmektedir.

    yaşlanmanın biyolojik, sosyal, ekonomik, ekolojik ve biyografik bir yazgı olduğu

    kabul edilir.

    Yaşlılık sürecindeki sorunları geniş bir bakış ile inceleyen

    “Gerontoloji Bilimi”, yaşlanma ve yaşlı insanlar üzerinde çalışmak için

    yaşlanmanın toplumsal ve kültürel boyutları ile ilgilenir.

    Yaşlıların tıbbi sorunları ile de “geriatri” bilimi ilgilenmektedir.

    Gerontoloji yaşlılığın biyolojik, psikolojik ve fizyolojik boyutlarına sosyolojik

    olarak bakar. Çok boyutlu bir konu olarak ortaya çıkan yaşlılığın ve bu sürece ilişkin

    sorunların interdisipliner (disiplinlerarası) ve transdisipliner (disiplinlerüstü) bir

    yaklaşımla ele alınması gerekmektedir. Yaşlılığın toplumsal önemi geniş

    kapsamlıdır. Bunun nedeni yaşlılığın gerçekte sunduğu fırsatlar ve getirdiği yükler

    ile birlikte ne anlama geldiğini açıklayan mevcut verilerin ve bilginin çarpıcı bir

    biçimde değişmesidir. Burada, birbiriyle bir ölçüde çelişkili olan iki süreç söz

    konusudur. İlki, çağcıl toplumlardaki yaşlı insanların, modernizm öncesi

    kültürlerdeki yaşlıların sahip olduklarından daha düşük bir konum ve güce sahip

    olmalarıdır. Çünkü bugünkü Batı-dışı toplumlarda (Hindistan, Çin, geleneksel Türk

    toplulukları vb.) olduğu gibi, yaşlılığın “bilgelik” olduğuna inanılmaktaydı. Önemli

    kararlar hakkında söz sahibi olanlar genel olarak bu topluluklardaki en yaşlı

    insanlardı. Bugün artan yaş bunun tersine bir döngüyü getirmiştir. Türkiye gibi

    sürekli değişen bir toplumda yaşlı insanların bilgi birikimi genellikle

    “genç nesillere” artık bir yararı olmayan, zamanın gerisinde kalan bir bilgelik yığını

    gibi görünmektedir. Ancak bu noktada yaşlı insanların yaşlanmayı bugün insan

    bedeninin kaçınılmaz bir çöküş süreci olarak görmeye daha az eğilimli oldukları da

    diğer bir gerçektir. Burada bir kez daha anlaşılmaktadır ki sosyalleşme süreci,

    doğal döngüyü de etkisi altına almaktadır. Yaşlanma süreci bir zamanlar, “yılların

    yol açtığı yıkımın kaçınılmaz sonucu” olarak görülürken, giderek artan bir biçimde

    yaşlanma doğal bir değer olarak görülmektedir. Tıp alanındaki ve beslenme

    biçimlerindeki değişimler ile gelişmeler, kaçınıl(a)mazın artık yavaşlatılabileceğini

    ya da ona karşı konulabileceğini göstermektedir.

    Sağlık hizmetlerindeki ilerlemelerin sonucu olarak, yaşama süresi açısından

    insanlar ortalama bir yüzyıl kazanmışlardır. Sosyologlar ve gerontologlar bunu “ak

    saçlı güç” ya da “nüfusun grileşmesi” olarak ifade etmektedirler.

    Yaşlanma; kronolojik, biyolojik, fizyolojik, psikolojik, sosyo- kültürel,

    ekonomik ve toplumsal olmak üzere farklı boyutları ile tanımlanmaktadır.

    Kronolojik Yaşlanma

    Doğumla birlikte başlayan ve yaşın ilerlemesi ile geçen zaman “kronolojik

    yaşlanma” olarak açıklanmaktadır. Günümüzde, fizyolojik olarak yaşlılığın

    başlangıcını belirlemenin son derece güç, psikolojik olarak ise hemen hemen

    olanaksız olduğu bilinmektedir. Bu bağlamda, doğumdan başlayarak yaşın

    ilerlemesi ile geçen zaman olarak tanımlanan “kronolojik yaşlanma” primer ve

    sekonder yaşlanma ayrımıyla irdelenmektedir.

  • Giriş

    Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi 5

    Yaşlılığın başlangıcının

    bireysel farklılıklar nedeniyle

    değişebileceği anlaşılmakla birlikte, durdurulamayan bir

    süreç olduğu da kabul edilmektedir.

    Primer yaşlanma

    Kronolojik yaşın ilerlemesiyle birlikte, sabit bir hızla gelişen biyokimyasal

    değişimlerdir. Bunlar; beyin hücrelerindeki sürekli kayıp, otuzlu yaşlarla başlayarak

    gelişen kırışma, kuruma gibi derideki değişimler ve çeşitli bedensel gerilemelerdir.

    Primer yaşlanmanın genetik olduğu belirtilmekte ve insan vücudunda primer

    yaşlanmaya yol açan bir genin varlığından da söz edilmektedir. Bu gen üzerinde

    sürdürülen araştırmaların, kronolojik yaşlanma ile gelişen değişimlerin ortaya

    çıkışını geciktirebilecek ya da önleyebilecek sonuçlar ortaya koyabileceği tahmin

    edilmektedir.

    Sekonder yaşlanma

    Duygusal örselenmeler, hastalıklar, gerilimli ve yorucu bir yaşam temposu,

    yetersiz ve dengesiz beslenme, fiziksel ve düşünsel aktivite yetersizliği gibi yaşam

    baskıları ile primer yaşlanmanın hızlanmasıdır.

    Bu noktada, yaşlılığın başlangıcının bireysel farklılıklar nedeniyle

    değişebileceği anlaşılmakla birlikte, durdurulamayan bir süreç olduğu da kabul

    edilmektedir. Burada bilim, insanlara yaşlanma sürecini anlama ve öğrenme

    olanağını sunarken, sekonder yaşlanmadan korunarak, primer yaşlanmanın

    yavaşlatılmasını sağlamaya yönelik yaşam biçimi değişiklikleri ile yeni davranış

    kalıplarının geliştirilmesi gereğine de dikkati çekmektedir.

    Biyolojik Yaşlanma

    Biyolojik yaşlanma, zamana bağlı olarak bireyin anatomi ve fizyolojisindeki

    değişiklikler ile ortaya çıkar. İskelet sistemindeki yıpranmaya bağlı olarak duruşta,

    boyda, omuzlar arasındaki açıklıkta ve göğüs derinliğindeki değişikliklerde

    gözlemlenir.

    Fizyolojik Yaşlanma

    Yaşlanmayla birlikte üretkenlikte ve fizyolojik süreçlerde sürekli ve

    kaçınılmaz düşüşler görülmektedir. Vücut bileşimi, kalp-damar sistemi, böbrekler,

    sindirim sistemi, karaciğer, beyin, sinirler, akciğerler ve endokrin sistemde islevsel

    olarak yetersizlikler ortaya çıkmaktadır.

    Psikolojik Yaşlanma

    Psikolojik yaşlanma, bireyin zihinsel yetenek ve işlevlerindeki azalma ile

    birlikte, davranışsal uyum yeteneğinde yaşa bağlı ortaya çıkan değişimleri ifade

    etmektedir. Yaşlanma sürecinde sevilen birinin kaybı, işlevsel yetersizlik, kronik

    fiziksel hastalıklar, günlük yaşam aktivitelerinde başkalarına bağımlılığın artması,

    otonomi kaybı, ekonomik yetersizlik, sosyal destek kaybı gibi yoksunluklar ve

    kurum bakımına duyulan ihtiyaç, depresyon olasılığını arttırmakta ve psikolojik

    yaşlanmayı hızlandırmaktadır.

  • Giriş

    Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi 6

    Sosyal/Sosyo-Kültürel Yaşlanma

    Toplumun yaşlılığa bakışı, yaşlı bireyin kayıplarla başa çıkması, emeklilik ve

    ölüme yaklaşımları bağlamında değerlendirilmektedir. Sosyal/sosyo-kültürel

    yaşlanma, sosyalizasyon sürecinde gerçekleşmektedir. Sosyalizasyon, bireyin

    çevresindeki bireylerle iletişim kurduğu ve toplumun normlarını, değerlerini, rol

    beklentilerini öğrendiği, toplumsal yaşama ilişkin tutumlarını ve fikirlerini

    geliştirdiği bir süreçtir. Böylece birçok toplumda yaşlılığa ilişkin değerler, yargılar,

    gelenekler, diğer öğrenilmiş davranışlar ve tutumlar yaşlıların rollerini

    belirlemektedir. Bu açıdan yaşlılık bireyler için aile bireyleri, çocukları, akraba ve

    arkadaşları ile iletişim sürecinde öğrendikleri yaşam boyu gelişen bir süreçtir.

    Ekonomik Yaşlanma

    Emeklilik döneminin başlaması ile birlikte gelir azalmakta ve alışılmış

    toplumsal statü giderek kaybolmaktadır. Bu da çoğu zaman yaşlılar için ilişkilerin

    ve etkileşimlerin değişmesine neden olabilmektedir. Diğer yandan yaşlılık bilişsel ve

    fiziksel gerileme, üreticilik rolünün azalması, sosyal statüde değişme, sosyal

    desteğin zayıflaması, sağlığın kaybı gibi özgün sorunlarıyla bir “kayıplar dönemi”

    olarak tanımlanabilir. Kayıpların birbiriyle kesişmesi ve yoksunluklara dönüşmesi;

    gelirin düşmesi ile yoksulluğun başlaması yaşlıların öz-saygısını ve yaşamdan

    duydukları tatmini azaltmaktadır. Böylece sağlık ve bakım maliyetinin arttığı bir

    dönemde gelir kaynaklarındaki azalma, yaşlıların yaşam biçiminin değişmesini

    kaçınılmaz hâle getirmektedir.

    Toplumsal Yaşlanma

    Toplumsal yaşlanma “doğumda beklenen yaşam süresi”, “toplumun

    ortalama yaşı” göstergeleri bağlamında değerlendirilmektedir.

    Bir toplumda 65 yaş ve üzerindeki birey sayısının toplam nüfus içinde aldığı

    payın düzeyine göre toplumlar için “genç olgun-yaşlı” tanımlamaları

    yapılabilmektedir. Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı % 4’ten az ise “genç

    nüfus”; % 4 - % 6.9 arasında ise “olgun nüfus”; % 7 - % 10 arasında ise “yaşlı

    nüfus”; % 10’un üzerinde ise “çok yaşlı nüfus” olarak tanımlanmaktadır.

    Ayrıca “doğumda beklenen yaşam süresi” toplumda yaşlılığın

    değerlendirilmesinde sık kullanılan bir değişkendir. Toplumdaki ölüm oranlarından

    yararlanılarak, koşullar sabit olarak düşünülüp, yeni doğmuş bir bebeğin kaç yıl

    yaşama olasılığı olduğu hesaplanmaktadır.

  • Giriş

    Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi 7

    Öze

    t •Yaşlılık, tüm canlılarda görülen temel bir biyolojik süreçtir. Bunun

    yanında farklı boyutlarıyla da incelenmesi gerekmektedir. Yaşlılık; bireylerin fiziksel ve ruhsal güçlerini bir daha yerine gelmeyecek şekilde yavaş yavaş kaybetme hali olarak tanımlanmaktadır.

    •Yaşlılık sürecindeki sorunları geniş bir bakış ile inceleyen “gerontoloji bilimi”, yaşlanma ve yaşlı insanlar üzerinde calışmak için yaşlanmanın toplumsal ve kulturel boyutları ile ilgilenir. Yaşlıların tıbbi sorunları ile de “geriatri” bilimi ilgilenmektedir.

    •Yaşlanma “birincil, ikincil ve üçüncül yaşlanma” şeklinde de incelenmektedir.Birincil yaşlanma,erken dönemde başlar ve zaman içinde bedenin genel olarak yaşlanması olarakaçıklanabilir. İkincil yaşlanma ise kişilerin bireysel hastalıkları, alışkanlıkları ve bazı kötü kullanımlar sonucu bedenlerinin yıpranması olarak açıklanır. Üçüncül yaşlanma ise; yaşamın sonunu haber veren hızlı ve en ileri düzeydeki bozulmadır. Sağlıkta, toplumsal yaşamda, bilişsel işleyişteki değişiklikler ile ortaya çıkar.

    •Bunun yanında yaşlanma; kronolojik, biyolojik, fizyolojik, psikolojik, sosyo-kültürel,ekonomik ve toplumsal olmak üzere farklı boyutları ile tanımlanmaktadır. yaşamın sonunu haber veren hızlı ve en ileri düzeydeki bozulmadır. Kaçınılmaz bir süreç olarak yaşlılığın, başarılı bir yaşlanma stili ile olumsuz etkilerinin azaltılabileceği düşünülmektedir.

  • Giriş

    Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi 8

    Öd

    ev •Kronolojik ve sosyo/kültürel yaşlanma arasındaki farkı örnekler

    vererek açıklayınız.

    •Hazırladığınız ödevi sistemde ilgili ünite başlığı altında yer alan “ödev” bölümüne yükleyebilirsiniz.

  • Giriş

    Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi 9

    Değerlendirme

    sorularını sistemde ilgili ünite başlığı altında yer alan “bölüm sonu testi” bölümünde etkileşimli

    olarak cevaplayabilirsiniz.

    DEĞERLENDİRME SORULARI

    1. ………………….her canlıda görülen ve tüm işlevlerde azalmaya neden olan

    evrensel bir süreçtir.

    Yukarıdaki cümlede boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?

    a) Yaş

    b) Yaşlanma

    c) Yaşlı

    d) Yaşam beklentisi

    e) Yaşam dönemi

    2. Aşağıdakilerden hangisi birincil yaşlanmayı tanımlar?

    a) Sigara, alkol gibi nedenlerle bedenin kötü kullanılması sonucu ortaya

    çıkar.

    b) Hızlı ve en ileri düzeydeki yaşlanmadır.

    c) Organ ve sistemlerin en ileri düzeyde yıpranmasıdır.

    d) Bütün organlar ve sistemlerde genel olarak yaşlanmadır.

    e) Sağlıksız beslenme, spor yapmama nedeniyle ortaya çıkan yaşlanmadır.

    3. Yaşlıların tıbbi sorunları ile hangi bilim dalı ilgilenir?

    a) Klinik psikoloji

    b) Klinik sosyal hizmet

    c) Sosyal gerontoloji

    d) Gerontoloji

    e) Geriatri

    4. Yaşlıların sosyal ve kültürel sorunları ile hangi bilim dalı ilgilenir?

    a) Klinik psikoloji

    b) Klinik sosyal hizmet

    c) Sosyal gerontoloji

    d) Gerontoloji

    e) Geriatri

    5. ”Kronolojik yaşın ilerlemesiyle birlikte sabit bir hızla gelişen biyo-kimyasal

    değişimlerdir.” cümlesi hangi yaşlanmayı tanımlar?

    a) Üçüncül yaşlanma

    b) Primer yaşlanma

    c) Ekonder yaşlanma

    d) İkincil yaşlanma

    e) İleri yaşlanma

    Cevap Anahtarı:

    1.B, 2.D, 3.E, 4.D, 5.B

  • Giriş

    Atatürk Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi 10

    YARARLANILAN KAYNAKLAR VE BAŞVURULABİLECEK

    DİĞER KAYNAKLAR

    AİKEN, L. R. 1995. AGİNG. SAGE PUB. LONDRA.

    Akyol, D. A. 1996. Yaşlılığın tanımı ve toplumsal konumu. Ege Üniversitesi

    Hemşirelik Yüksekokulu Dergisi. 12 (2): 75-92.

    Cox, G. H. 1993. Later Life: The Realities of Aging. Prentice Hall, New Jersey.

    Giddens, A. 2005. Sosyoloji (Hazırlayan: C. Guzel). Ayrac Yayınevi, Ankara.

    Hablemitoğlu, Ş., Özmete, E.2010. Yaşlı Refahı,Yaşlılar İçin Sosyal Hizmet. Kilit

    Yayınları, Ankara.

    Hansson, R. O., Carpenter, B. N. 1994. Relationships in old age. The Guilford Pres,

    New York.

    Lawton, M. P. 1990. Aging and Performance of Home Tasks. Human Factors. 32

    (5): 527-536.

    Myers, T. S. 1989. How to Keep Control of Your Life After 50. Lexington Boks,

    Lexington, Massachusetts.

    United Nations. 1980. Problem of elderly and the aged. A/35/130.