honore de balzac - turuz.com

of 320/320

Post on 01-Nov-2021

6 views

Category:

Documents

0 download

Embed Size (px)

TRANSCRIPT

HONORE DE BALZAC • Goriot Baba
ll< lN< m(: DI' 1\AI.ZAC 1799 ylnda Tours'da dogdu. Gençlik döneminde bir hukuk lo,ul. ·al w avukatlk staj yapt. l819'da bu ii brakp kendisini yazmaya al.ul lik ilyktikrii akna isimle yaymlad. l829'da kendi ismiyle yaymladg Le 1 l'rrrn < loar'la büyük bir baan kazand. Bundan sonraki yirmi yl boyunca mu­ ;ll:. lr nldi i'n·inlc çalt ve ylda üç dört tane, bazen daha fazla roman yazd. 1\ .lmalarn tamam Insanlk Komedisi'ni oluturdu. Insanlk Komedisi'nde 1-a, tpluun bir panoramasn sunuyordu. Bu dizinin en önemli çalmala­ m l·.·rif Crarlc (1833) ve Goiot Baba ( 1834) gibi yaptiart oluturur. l850'de l'a h'tt· laya kaybei.
Pt'rr Goriot
Iletiim Yaynlan 1505 • Dünya Klasikleri 47
ISIJN-13: 978-975-05-0793-9 <D 201 O Iletiim Yaynclk A. .
1. BASKI 2010, !stanbul
/liZI ED/TORO Orhan Pamuk
/DIT()R Belce Öztuna
KAPAK Suat Aysu KAPAK RESMI Paul Signac, "The Dining Room", 1887
m;uAMA Hüsnü Abbas
/liiZFIT/IJegüm Güzel
IIA\K/ vr ClLT Sena Ofset l.itn Yolu 2. Matbaaclar Sitesi B Blok 6. Kat No. 4NB 7-9-11 lopkap 34010 !stanbul Tel: 212.613 03 21
l!t·i'lim Yaynlan
1\lnlin·k Mcydan Sokak lletiim Han No. 7 Cagaloglu 34122 lstanbul lcl ll 'i (( 22 60-61-62 • Faks: 212.516 12 58
· .l [email protected] • web: www.iletisim.com.tr
HONORE DE BALZAC
e t ' m
BIRINCI BÖLÜM
ÖN SÖZ PETER BROOKS
Ilk kez okumak üzere Pere Goriot'nun kapan açan kiile­ re gptayla bakyorum. Heyecan verici bekleyiterin bir dün­ yas, ihtirasl bir dram, bir kefetme ve anlamandrma serü­ veni. Balzac, James Fenimore Cooper'n öykülerinde, Yeni Dünya'nn o yolun izin olmayan ormanarna yaplan tehli­ keli basknlara baylyordu. Onun Paris'e henüz yeni varm olan genç kahramanlar da, ehrin potansiyel tuzaklarnn ortasnda baka türlü bir kefi, tehlikeli ehir ekyalaryla baka türlü bir mücadeleyi gerektiren baka bir çeit yaban hayatla kar karya gelir. Pere Goriot'nun genç kahraman Eugene de Rastignac', aristokrat ama fakirlemi olan ailesi hukuk örenimi görmesi için Paris'e göndermitir. Gelgele­ lim, hukuk; akn, rahatn, gücün -ve bunlarn tümünü bir­ den elde etme yollarnn- cazibesi yolunda doru bir balan­ gç noktasnn hemen yan bandadr. Ad bugün herkes­ çe bilinmektedir artk. Fransa'da adamn birini "Rastignac" olarak nitderseniz ayet, hrsyla önüne çkan tüm engelle­ ri deviren genç bir adam kastettiinizi herkes bilir. Onun böylesi merkezi bir rol -bu onun için zikredilmedii halde-
7
oynaJ trajeJi, hayatta önemli olan hemen hemen her e­ yi sahneye tar.
P('rc Coriol Paris'in Left Bank* bölgesinde "svalar her an dümek üzere olan evlerin bulunduu, . . . bir vadi"de (s. 6) ,;kla uzun bir seyahatle balar, Vauquer Yurdu'yla da bu ht!lgcdc karlarz; Rastignac gibi yolu yukar gidenler için veya c;oriot gibi yolu aa gidenler için veyahut Paris'in da­ ha az rcvaçta olan bölgelerinde bir ad san bilinmeden ya­ amann derdinde olmak için sebepleri olan Vautrin ("Do­ kuzcanl" lakabyla maruf nam dier Jacques Collin) gibi­ ler için bir pansiyondur buras. Biraz kaypak öncüHere sa­ hip bir ev sahibesi olan Madam. Vauquer'e yönelik betimle­ nc, bir realizm klasiidir: Kiinin ve mekann nasl birbiri­ nin içine geçtiini, kiinin nasl çevresinin bir ürünü oldu­ unu, ve o kiinin nasl mekann özel atmosferini yaratt­ n canl bir ekilde gösterir. Balzac'n, Bronx Hayvanat Bah­ çesi ilkesi olarak tabir edebileceiniz eye olan inancnn bir örneidir bu: Hayvanlarn hepsi kendi habilatlar içinde gö­ rünmelidir. Aslna baklrsa, kendi yaptn bir zoologun ya­ plma benzetmekten haz duymutu Balzac. Bilimin sra d bir aama kaydcdeceine ve muazzam bir prestij kazanaca­ na tank olacak bir yüzyln balarnda yaptlarn kaleme alyordu ve belki de kendi yaptn toplumsal naturalst ya­ ptllardan biri olarak gören ilk romancyd.
Fakat Vauquer Yurdu'nun pansiyonerleri toplumsal tip­ lerden ibaret deildir. Ne Rastignac'n, ne de anlatcnn bu noktada yantlamaya hazr olduu sorular sormulardr on­ lar. Madam Michonneau, Mösyö Poiret, Victorine Taillefer, Goriot Baba - hepsi birden Rastignac'n dramna uygulana­ bilccek geçmi hikayelere sahiptir bunlarn. Onun kendi se­ rüveni ise karanlk ve gizem içinde yelkenlerini açar. Bea­ uscant Vikontesi olan yakn -ki Paris sosyetesinin en tepe-
( •) Paris"c, Scinc Nehri'nin güney kysnda yer alan bir bölge - ç.n.
8
sinde yer almaktadr bu ahs- tarafndan verilen baladan yeni dönmütür ve o gün yüzüne bakmad hukuk kitap­ lar üzerinde düüneeye dalmtr. imdiden yüksek sosye­ te içinde baarl olmann ve arzulanan bir kadnn gönlü­ nü fethetmenin hayallerini kuruyordur, ve farkna varr ki her iki hayal de gelip paraya dayanmaktadr. Yan odadan bir inilti duyar ve sessizce anahtar deliinden bakar. Goriot'yu yaldzl bir gümü çorba kasesini iple sararak külçe haline getirirken görür, azndan dökülen "zavall yavrucak" lafn duyar. Derken pansiyonun esrarengiz bir ekilde açlan ön kapsnn gcrtsn duyar -hizmetlinin kapy içeriden sür­ gülemi olduundan emindir-, Vautrin yannda yabanc bir yardmcyla birlikte usulca içeri girer. Soruturulmay bek­ leyen eyler olup bitmektedir burada.
Ayrca, Goriot'yu ara sra ziyaret eden iki güzel genç kadn vardr; bu durum kimi pansiyonerlerin aklna Goriot'nun kesinkes metresleri olan ihtiyar bir çapkn olduu düünce­ sini getiriyordu. Goriot'nun onlarn kendi kz olduunda s­ rar etmesi, balangçta üphe uyandrr. Rastignac bu kzlar­ dan biriyle u mehur baloda karlar, hatta onu karla­ mann ertesi sabah, erkenden, senet kran bir sarrafn dük­ kannn d tarafnda görür, onun kim olduunu ve nerede yaadn Rastignac'a söyleyecek olan kii Vautrin'dir. Bun­ dan ibret alacaktr Rastignac: "Dün çarkn tepesinde, bir dü­ esin evinde . . . Bu sabah merdivenin alt banda, senet kran bir sarrafn dükkannda. Parisli kadnlar böyledir ite. Koca­ lar bunlarn ar süslerine para yetitiremezse kendilerini satar bu kadnlar" . Rastignac u cevab verir: "lin iç yüzü­ nü örenmek için büyük bir meraka düürüyorsunuz beni." Paris'in yanltc d görünüünün altnda gizli kalan bu ve baka gerçekleri yüksek bir macerada örenmekten uzaz.
Rastignac'n örendii her ey Vautrin'in eletirel yorumla­ rna tabidir, Vautrin kendi Paris'ine dair deyim yerindeyse ne
9
var ne yok bilen biridir. Balzac'n en kayda deger yaratmia­ nndan biridir Vautrin, Gotik romantizmini Paris'e özgü olan gerçeklige tamtr, -bakalarnn kaderi üzerindeki hakimi­ yetini fiziksel güçten ziyade dünyaya ilikin akl ve bilgi gü­ cünden aldg halde- büyük ehirde Superman'i önceden can­ landran bir figürdür. Rastignac'n hrsiarnn nelerden destek aldgn -berrak, alayc ve çürütülemeyecek bir ekilde- bir bir ortaya koyar. Her ne kadar belki cana yakn dahi olsa, bir romancnn genç yalardaki bir bakarakterine imdiye degin verdigi en korkunç baba figürlerinden biridir Vautrin. Roma­ nn ismi olup cismi olmayan babas Goriot tarafndan denge­ lenir; Goriot'nun babalg, manevi ve yaratcdr -Rastignac'a, "bakn, ben baba oldugum zaman anladm Tanr'y" der-, ama kzianna kar muazzam bir biçimde maddi bir babalk­ tr da ayn zamanda. Babalk sizi duygusal yapabilir; igrenç bir ekilde sömürülmü olarak da brakabilir.
Goriot'nun adna eklenen "pere", elden ayaktan dümü yal birine gönderme yaparak hem küçümseyici bir lakap, hem de romann babalga dair can alc yollara saptgnn bir göstergesidir. Bu baba, kz ve ihanet hikayesine baladgm­ da Balzac'n aklnn köesinde bir yerde Shakespeare'in Kral Lear' vard. Ne var ki bunun da ötesinde, balk, daha bü­ yük bir babalk meselesini, toplumsal bilginin ve ahlak ku­ rallarnn bir nesilden öbürüne muntazaman aktann mese­ lesini akla getirmektedir. "Babalar ayaklar altnda çinenir­ se, vatan mahvolur, gün gibi aikar bu. Toplum, kibar alemi babalk sayesinde yürür." Goriot o atp tutmalarnda gerçek­ leri dile getirmektedir; ve Balzac'n resmettii toplum, uagl­ maya tehlikeli bir ekilde yakndr romancnn bak açsn­ da. Kendi kendini monarist ilan eden ve Ka to lik olan Balzac 19 . yüzyl toplumunu çözülmeye doru gidiyor gibi görü­ yordu. Napolyon'un devrilmesinden sonra yenilenen Bour­ bon monarisini alaa eden 1830 Devrimi, krala bir sözde
10
"yurtta-kral"lk getirmitir, Balzac bu yurtta kral demok­ rasi kaosu karsnda tek sçrama tahtas olarak görüyordu.
Balzac'n bir romanc olarak ortaya çkt zamana gelip çat­ mtr 1 830'daki rejim deiimi; ve bu durum, kaleme ald dünyay -ilkesel olarak Yenilenme döneminin Fransz toplu­ mudur bu, Waterloo Muharebesi'ndeki Napolyon destannn sonundan (1815) yenilenen Ancien Rejim* monarisinin so­ nuna (1830) kadar uzanr bu dönem- tarihsel bir perspektife oturtma frsat vermitir ona. 1830'da yaanan bölünme üze­ rinden geriye bakarak, Yenilenme dünyasn bir bütün ola­ rak görür Balzac, ve bu bilgi dünyann neye doru yöneldii­ ni görmesinde ona yardm eder. Ilk gerçek realist olarak onun halikulade taleplerinden biridir: Dünyay bir bütün olarak gö­ rür o. Oscar Wilde unlan söylediinde meselenin ah dama­ nna yaklamt: "Bildiimiz 19. yüzyl, büyük ölçüde bir Bal­ zac icaddr" . Balzac yeni yüzyl "icat eder" ; yeni yüzyla, bu yüzyln yeni yeni ortaya çkyor olan o kent ynlanna, geli­ meye balayan kapitalist dinamiklerine, alm ban gitmi u bireysel kiilik kültüne biçim veren ilk yazar olarak yapar bu icad. Çounlukla hayfland deiimleri kavramsallatra­ rak, kuramsallatrarak ve dramatize ederek, okurunun yüz­ yln eklini ernailini anlamasna önayak olmutur.
Yeni yüzyln yazgs arlkl olarak ehirlerde yazlacak­ tr - ve Fransa'da önem arz eden yalnzca bir ehir vardr. Balzac'n kendisi de -Rastignac gibi- hukuk örenimi gör­ mek için yolunu Paris'e çevirmitir 1 8 1 4'te. Bir tavan ara­ snda romanlar kaleme almay tercih ederek hukukçu kim­ liiyle hiçbir i yapmamtr; bir taraftan yazarlk yaparken bir taraftan da ksa yoldan köeyi dönmeye yönelik, hzl bir ekilde iflas boylayan u basm ve yaym ii de dahil ol­ mak üzere çeitli talihsiz planlar peinde olmutur. Genel­ de Fransa taralanndan gelen göçlerle, yüzyln ilk yansnda
(*) Fransa'nn devrimden önceki rejimi - ç.n.
11
Paris'in nüfusu iki katna çkmtr. Yeni gelenlerden bazlar Rastinac ve 13alzac gibi ihtirasl genç adamlar olsalard -ye­ tcneiylc mvaffak olup bakalar tarafndan kabul görecei hir alana çekilmi olmakla- tehlikeli bir kentli alt snfa yö­ nelik yeni bir anlam yaratrnma çok daha fazla katkda bulu­ nurlanl. Paris ormanlayordu. Hayatta kalma becerisi isti­ yonlu sizden. Özellikle de sizi gizli dümaniara kar teyak­ hzda tutacak, tuzaklardan saknp avnza doru yol alna­ nz salayacak iaretleri örenmi olmanz istiyordu.
Rastignac için Paris'i örenmek demek bir bakma onun balçk çukurlarndan kaçmak demektir - Paris'te taksiyle gitmek için çok yoksulsanz eer botlarnz çamurlanr, yani bildiimiz balçk çukurlan kastediliyor burada; ayn zaman­ da ahlaki balçk çukurlar da kastediliyordur, ki Beauseant Vikontesi ile arkada Langeais Düesi Rastignac'a izah eder bunlar (Vautrin farkl bir dille bu açklamay dorulayacak­ tr) . Bir bakma da toplumsal piramidin en uç noktalarna urmanma meselesidir. Beauseant ve Langeais kadnlar en tepesindedir piramidin: Saint-Germain semtinin -ki buras Paris'in eski aristokrasisinin mesken tuttuu bölge olarak, tevarüs edilen ayrcalklarn dünyas olarak bilinirdi- lider­ leridir onlar. Birçok gölge ve ton vardr bu en yüksek nok­ tann altnda. Anastasie Goriot, en yüksek mertchenin bir gömlek aasnda olan (ve para sknts çeken, ki bu onun halk tabakasndan biriyle neden evlilik yaptn gözler önü­ ne serer,) Restaud Kontu'yla evlidir; öte yandan Delphi n Go­ riot ise Baron Nucingen'in karsdr, Baron Nucingen son derece varlkl Alsasl bir bankerdir, hem patavatsz hareket­ leri yüzünden dalga geçilen, hem de paray bulduktan son­ ra aranlan bir sonradan görmedir (parann üzerine ad ba­ sldr) .
Balzac'tan önce hiçbir romanc yoktur ki ehri böylesi kendini gösteren ve yaayan bir varlk haline getirmi olsun,
1 2
hatta Balzac, Dickens'n Londra's ve Dostoyevski'nin Saint Petersburg'u için bir model ortaya koymutur: Labirent gi­ bi, bütünüyle bir ortam olarak ehirler. Paris'in yaatt tüm heyecaniann keyfini bir kez tattnz m tara hayatna dön­ mek artk düünülemez. Vautrin pastoral hayallerle yaa­ maktadr, Virginia'da büyük bir çiftliin sahibi olarak haya­ tn sürdürmektir bu hayal - bunun gerçeklemeyecei ise gün gibi ortadadr. ehirden kaçamayacaktr o. Romann en son sahnesinde, Rastignac, Pere Lachaise Mezarl'nda yu­ karlara bir yere oturur, o sahiplenici baknn önüne seri­ len Paris'in zengin bölgelerine bakar. Yukardan görülen Pa­ ris, okunabilir bir yer haline gelmitir; caddeleri ve mahalle­ leri hatta heykelleri bir anlam, toplumsal önem kazanr. Bal­ zac tekrar tekrar ehrin "semiyotik"ine, tad anlamlar -yani, ehirdeki dükkan tabelalan, ehrin topografisi, fark­ l mahallerinin fizyonomisi, sakinlerinin kyafetleri- nasl okuyacana döner.
Paris'te tutunmak, derhal onun kodlarn örenmekten ve daha temel ahlaki öretileri unutmaktan geçer - balca akl hocalar Bn. Beauseant ile Vautrin zikredecektir bunlar Rastignac'a. Toplum yaps rezalettir, ve bu yap içinde elde edilen bir baar ahlaki tavizi ve kötülüü ister istemez bera­ berinde getirir. Vautrin'in ona söyledii gibi, "[H]ayatn dört yol azndasn delikanl. Gidecein yolu seç". Vautrin pei­ ne unu ekler hemen: "Sen yolunu daha imdiden seçmi­ sin." Evet, bu anlamda -yani olacaklar imdiden bilme an­ lamnda- alelade bir hayatla hiç mi hiç mutlu olmayacaktr o. Ses getirecek bir eyler yapmak zorundadr - bu bir araç meselesidir sadece, amaç meselesi deil. Yaad dram, ya­ plmas gereken karamsar tercihler gerektirecektir - kendin­ den saklamak isteyebilecei, srf Vautrin'in ona yapraca tercihler. Sonuç olarak, Balzac bizi daima hayatn ahlaki da­ yanaklarna çevirir - naif ya da ahlakç bir manada yapmaz
13
bunu, hayatn ahlaki yükümlülüklerle ilgili bir ey olduu­ nu gösterirken yapar.
O göze çarpan tutucu bak açsna ramen olmas bir ya­ na, tam da bunun sayesindedir ki (adna ekiedii o sözde aristokratik "de" de olduu gibi bunda da bir parça tribüne oynama vardr) Balzac kendi zamannn eilimlerini açk bir ekilde fark etmitir: Toprak sahibi soylularn düüü, tica­ retle uraan burjuvazinin yükselii, kendisine tahsis edil­ mi rolüyle birlikte her bir insann kendi yerini ald dü­ zenli, organik bir toplumun sonu, ki buna özlemle bakyor­ dur, ve -her eyin ötesinde- para ilikilerinin ortaya çkma­ s . Zira Goriot iki göz iki çene alamaktadr, " [ p 1 ara her e­ yi satn alr. Kzlar bile . " Tüm insan ilikilerinin irenç bir ekonomik taraf varm gibi görünüyor. Keskin bir zekayla bu toplumdaki "çelikileri" kavrad içindir ki -onun kendi ilan ettii ahlaki temellere zarar verdiini ve bir baka top­ lumsal çalkantya doru götürüldüünü görmütür çünkü­ bizzat Karl Marx ve Friedrich Engels'ten balayarak Mark­ sist eletirmenlerin her zaman beendii biri olmutur Bal­ zac. Marx öyle diyordu:
Üretimin sürekli altüst oluu, bütün toplumsal koullarda­
ki kesintisiz sarsnt, sonu gelmez belirsizlik ve harckeli­
lik, burjuva çan bütün daha öncekilerden ayrt eder. Bü­
tün sabit, donmu ilikiler, beraberlerinde geLi rdikleri es­
ki ve saygdeer önyarglar ve görüler ile birlike çözülü­
yor, bütün yeni-olumu olanlar kemikleemcdcn eskiyor­
lar. Yerlemi olan ne varsa eriyip gidiyor. *
Pere Goriot otuz be yandaki birinin yaptdr, o zama­ na dein olan itibarn, 1820'lerde "para için yazlm" (ve
(*) M arx, K. ve Engels, F . , Komünist Manifeso; Komanis Manifeso ve Komü­
nizmin Jlleleri içinde, Muzaffer Erdost (çev.), Sol Yaynlar, dördüncü bask (1998), s. 120- ç.n.
14
takma isimlerle yaymlanm) Gotik kitaplardan, daha sonra anonim bir eser olan Evliliin Fizyoloji'sinin (evliliin sinik bir anatomisidir bu) skandal baarsndan, göze çarpan ale­ gorik bir eser olan Tlsml Deri'nin [La Peau de Chagrin) ve "özel yaamdan sahneler" adn verdii ilk ksa anlatlarnn gerçek baarsndan salamtr. Henüz "ciddi" bir yazar ola­ rak deil, bir gösteri adam gibi görülüyordu. l834'ün son­ baharnda, neredeyse gece gündüz süren, sert kahvelerle de­ vam ettirilen yaz oturumlarnda korkunç bir hzla kaleme alnan Pere Goriot, tefrika olarak yaymlanmaya Aralk ay­ nn ortasnda Revue de Paris'te balanm, daha sonra l835'te kitap olarak yaymlanmtr.
Romann yazm sürecinde -kahramannn Madam Beau­ seant'dan ilk ricasn betimledii yerde- Balzac ba kahra­ mannn adnn, yani Massiac'n, üzerine bir çizgi çekmi ve yerine Rastignac yazmtr. Rastignac, Balzac'n kurma­ calarnda zaten vardr. Tlsml Deri'de ikinci karakter ola­ rak -romann kahramannn bir kumar ve safahat yaamna adm atmasna önayak olan, yaamdan ksmen bkm ve da­ ha yalca bir genç adam- boy göstermitir. Pere Goriot'nun kahraman olmas için, okurun yaamnn büyük bir bölü­ münden haberdar olduu bir karakteri seçmekte, Balzac te­ sadüfen onun çeitli romanlarn geni bir bütüne, ki bu bü­ tüne en sonunda -Dante'ye gurur verici bir atfla Insanl k Komedisi diyecektir- balayacak "geri dönen karakterler" tekniini bulmutur. Onun romanlarn ne kadar çok okur­ sak, o kadar çok, abartsz yüzlerce karaktere dair çeitli ba­ k açlar, özellikler ve bu karakterlerin çeitli hayat dönem­ lerini kefederiz. Pere Goriot'dan krk sekiz kadar karakter dier romanlarda yeniden karmza çkar. Bunlarn birço­ u her zaman ufak rollerdedir; dierleri ise esas karakterler olurlar baka romanlarda. Doktor Bianchon, avukat Dervii­ le ve sarraf Gobseck gibi bazlan da, birçok roman boyunca,
1 5
insanla dolu olan bütün bir toplumsal dünya hissi yaratarak, canl balayc figürler olarak hizmet ederler.
Geri dönen karakterler, Balzac'n, parçalarnn toplamn­ dan ibaret olan bir topluluktan daha fazla ey ifade eden bir topluluk yaratmasna imkan verir. Elimizde, bir kii üzerine birden çok perspektif ve verili bir durumda farkl görü aç­ lan vardr. Sözgelimi , Gobseck ksa roman Restaud Kontu ile Kontesi arasndaki mücadelenin hayli farkl bir resmini ve­ recektir; bir baka ksa roman La Maison Nucingen [Nucin­ gen Bankas] Rastignac'n nasl öhrete ve paraya daha son­ ra kavuacana dair bize malumat verir. Farkl sahnelerde kvrmlarn e zamanl olarak açabilen bir film gibidir. Hatta kütüphanede Balzac karakterlerinin bir "sözlük"ünü -kadn ve erkekten oluan yüzlerce karaktere (ve birkaç hayvana) yönelik bir biyografi seli- bulabilirsiniz; Insanlk Komedisi'ni oluturacak doksan küsur romanda ve hikayede tekrar tek­ rar görünür bu karakterler. Ayn zamanda her roman ken­ di içinde bir bütündür, özerk bir ekilde durmas amaçlanr.
Balzac, çada eletirmen Sainte-Beuve'ün "endüstriyel edebiyat" diye damgalad bir çan balangcnda, kale­ miyle geçindi. Kurmacalarn günlük gazetede tefrika eden ilk Fransz romancyd Balzac, yine de türün koullarna ko­ layca uyum salayamad : Ar uzun yazyordu, kopyala­ n çoaltt için geç kalyordu. Popüler bir baanya sahipti, ama yine de borç içinde yüzüyordu hep. Makinenin deneme basksnda romanlarn defalarca yeniden yazyordu, ve ya­ plan deiikliklerin masraf -imdi olduu gibi o zaman da­ yazar tarafndan karlanyordu. Gelgelelim edebiyatn bir mal haline geldiini fark etti, "air"in Romantik ideali piya­ saya boyun eiyordu. Basmak, datmak, reklamn yapmak - bunlar yazarn kontrol etmeye çalahilecei gerçeklikler­ di (ki bask dükkanarnn baarsz giriiminde bu böyle ol­ mutur) , fakat bu gerçeklikler eninde sonunda yazan kon-
1 6
trol eder hale geldi. Sanayici, banker ve vurguncu yeni yüz­ ylda egemen oluyordu.
Birkaç nesil ald Balzac'n Fransa'da "bir klasik" olarak gö­ rülmesi. Fransz stilinin resmi muhafzlar tarafndan kö­ tü bir ekilde yazmakla itharn ediliyordu. Olay örgüleri me­ lodram tarzndadr, abartl hesaplamalara sahne olur; ya­ z stili, yüce bir duyguya v e gözüpek metaforlara kadar ula­ arak abartl bir hal alabilmektedir. Biçim safl ve telaf­ fuz zarafetinden yoksunsa Balzac eer, onun özellikleri ken­ di duyarlmzn postmodern parçasym gibi gelebilir bi­ ze. Balzac'n nesli gibi biz de arl , bir parça barok olabile­ cek bir süslemeyi, acl gözyalarn, iddetli orgazmlar tak­ dir edebiliriz.
Balzac bir kez daha bizim için önem tayan bir romanc­ dr kanmca. Bizim modcrnitemizin, yllar boyu prestij içeri­ sinde sadece gelimi olan iki ustas Mareel Proust ve Henry James'in her ikisi birden esas ilhamlarn Balzac'ta bulmular­ dr. Proust, her eyden öte , Balzac'n açkça belirtilmeyen cin­ sel arzu biçimlerine kar zarafetini koruyarak sessiz kalm, ama srarn koruyan kurlarndan etkilenmiti - Vautrin'in Rastignac'a içten yapt kurlarda ve Rastignac'n bunlar eli­ nin tersiyle iliinde görülebilir bu biçimler. james ise, roman onun tabiriyle kendi "boa harcanm miras"n toplayacak­ sa eer, inceleme yapmaya hevesli olan usta romanclara ka­ dar sk sk Balzac'a tutunur. Balzac'n kusurlan ne olursa ol­ sun, James onda, eninde sonunda, dier romanclara göre sa­ dece daha fazla ciddiyet bulur - toplumu, insanlar, hayatn kendisini temsil etme teebbüsünde daha fazla ciddiyet. Tüm romanclar hayal eder ve taklit eder- "Balzac'n büyük am, onun en zor olan taklit etmesindedir" .
Ingilizce'den çeviren BAHADIR TURAN
Ortahaili nsanlar Pansiyonu
Genç kzken soyad de Conflans olan Madam Vauquer ya­ l bir kadndr. Quartier latin ile Saint-Marceau arasnda, Neuve-Sainte-Genevieve Soka'nda krk yldan beri orta­ haHi insanlara göre bir pansiyon iletmektedir. Vauquer Yurdu diye tannan bu pansiyona kadn, erkek, genç, ihti­ yar herkes kabul edildii halde bu saygn müessesenin adet­ lerine kimse dil uzatmamtr. Yalnz u da var ki otuz yl­ dan beri de burada genç bir kimsenin kald görülmemitir. Halbuki bir gencin burada kalabilmesi için ailesinin pek az bir para göndermesi yeterlidir.
Bununla beraber, bu trajedinin balad tarihte, 181 9'da, orada bir genç kz bulunuyordu. u ackl edebiyat çan­ da "trajedi" kelimesi pek fazla, zorlanarak kullanla kullan­ la biraz gözden dümü olsa da burada onu yine kullanmak zorundayz; bu hikaye kelimenin gerçek anlamyla bir traje­ di olduundan deil; eseri okuyup bitirenler belki gizliden izliye, belki açkça gözya dökecekler de onun için. Eser Paris'in dnda da anlalacak m acaba? Bundan üphe edi­ lebilir. Gözlemlerle, yerel renklerle dolu olan bu sahnenin
1 9
özelliklerine ancak Montmartre srtlaryla Montrouge tepe­ leri arasnda, svalan her an durnek üzere olan evlerin, ça­ murdan kapkara derelerin bulunduu o mehur vadide de­ er verilebilir. Bu vadi gerçek aclarla, çou zaman yalanc sevinçlerle öylesine dolu, öyle de müthi gürültülü patrt­ l bir yerdir ki orada biraz devam edecek bir heyecan yarat­ mak için bilmem ne kadar muazzam bir olay olmal? Öyley­ ken, yine de ötesinde, berisinde kötülüklerle erdemierin bir araya gelmesi ile yücelen, heybetli bir hal alan aclara rastla­ nr. Bunlar görünce, bencillikler, çkarlar durur, merhame­ te gelir. Yalnz bundan doan duygu çabucak yenilip yutu­ lan lezzetli bir meyve gibidir.
juaggernaut tanrsnn* arabas gibi, uygarlk arabas da ezilmesi daha zor bir baka yürekle karlap hzn kesse de yolundan pek alkonulamaz, zaferle dolu yürüyüüne de­ vam eder.
Bu kitab bembeyaz ellerinde tutan sizler de, "Bu kitap belki beni biraz elendirir," diye yumuack bir koltua gö­ mülerek öyle yapacaksnz.
Goriot Baba'nn sakl kara bahtn okuduktan sonra, kendi duygusuzluunuzu yazarn srtna yükleyerek, onu biri bine katnakla damgalayp, edebiyat yapmakla suçlayarak, yeme­ inizi itahla yiyeceksiniz. Yalnz, unu bilin ki bu facia ne bir hayal ürünüdür ne de bir roman. Burada her ey doru­ dur. Hem de o kadar doru ki herkes buradaki birçok eyi kendisinde, belki de kendi kalbinde bulacaktr.
Pansiyon olarak iletilen ev, Madam Vauquer'in ken­ di maldr. Neuve-Sainte-Genevieve Soka'nn alt banda, arazinin Arbalete Soka'na doru bir ini yapt yerdedir. lni o kadar diktir ve birdenbire balar ki atlar bile buradan
(*) Hindisan'da, juaggcmau'a Tan n Vinu'nun put u her yl bir arabaya konu­ lup gezdirilirdi. Bu dine bagl olanlar yeni bir hayatta, daha yüksek bir taha­ kaya yükselrnek erefine ulamak için kendilerini bu arabann altna aarlard - ç.n.
20
pek seyrek inip çkar. Bu durum, Val-de-Grace kubbesiyle Pantheon'un kubbesi arasnda skp kalan bu sokaklarda­ Id sessizlie pek uygun düer. Bu iki ant sar klar saçarak kubbelerinden dökülen sert renklerle her eye bir kasvet ka­ tarak, havay deitirir.
Burada kaldnnlar kurudur; rmaklarda ne su vardr, ne ça­ mur. Duvar diplerinde otlar biter. En kaygszlar bile buradan her geçen yolcu gibi tasalanr. Burada araba gürültüsü bile bir olaydr. Evler kasvetlidir. Duvarlarda hapisane kokusu vardr. Bu yana yolu düen bir Parisli burada yalnz orta halli pansi­ yonlan, yardm kurumlarn , sefaleti , iç skntsn, bir aya c,·ukurda ihtiyarl, çalmak zorunda olan neeli gençlii gö­ rür. Paris'in hiçbir mahallesi ne bu kadar korkunçtur ne de bu kadar bilinmez bir yerdir. Neuve-Sainte-Genevieve Soka bu hikayeye yaraan tek çerçevedir. nsann zihni bu hikaye­ ye ne kadar koyu renklerle, ar bal düünceleric hazrlan­ sa azdr, tpk bir yolcunun yeralt mezarlkianna inerken her hasamakta gün nn azaldn, klavuzun makaml sesinin git tikçe daha kofiatn fark etmesi gibi. Tam bir benzetme! Katlam yürekleri görmek mi daha korkunçtur, yoksa içi ho kafataslann m? Buna kim karar verebilir?
Pansiyon küçük bir bahçeye bakar. Öyle ki ev, Neuve-Sa­ inte-Genevieve Soka ile dik bir aç çizer. Bu sokaktan evin yan kesilmi gibi görünür. Bu cephe boyunca, evle küçük bahçe arasnda, iki metre geniliinde çakl döeli bir ksm vardr. Bunun önünden, iki yannda, mavili, beyazl büyük c,·ini sakslar içinde sardunya, zakkum ve nar aaçlar dizili kumluk bir yol geçer.
Bu yola bir ara kapdan girilir. Kapnn üzerindeki levha­ da öyle yazyordu:
Vauquer Yurdu Kadn, erkek ve sair kimseler için pansiyon
21
Gündüzleri çngra çn çn öten parmaklkl bir kapdan baklnca, kaldmnn sonunda, sokan karsndaki duvarn üzerinde, o mahalleden biri tarafndan mermer taklidi yei­ le boyanm bir kemer görünür. Yalboya ile pekitirilmi olan bu kemerin altnda Ak Tanrs'nn bir heykeli yükselir. Bu heykeli, pul pul kalkm cilasz görünce, her eyden an­ lam çkarmaya merakl kimseler belki de birkaç adm ötede, tedavi edilen Paris aknn bir efsanesini kefederler. Heyke­ lin ayakl altnda yar silinmi u yazlar vardr.
Sen kim olursan ol, ite karndadr efendin, Bugün de öyle, dün de öyleydi, yarn da öyle olacak.
Bu sözler heykelin yapld 1777 ylnda Paris' e dönen Voltaire'e kar gösterilen canl sevginin belirtisidir.
Akam hava kararrken parmaklkl kapnn yerini tam bir kap alr. Evin yüzü kadar geni olan küçük bahçeyi, sokak duvar ile, komu evin bitiik duvar çevirmitir. Bu evin du­ varn boydan boya sarmaklar kaplamtr. Ev, Paris için­ deki bu göz alc görünüüyle geçenlerin baklarn ken­ dine çeker. Duvarlarn her birini aaççklada asmalar sar­ mtr. Bunlarn meyvelerinin clz ve tozlu oluu Madam Vauquer'in her yl tazelenen korkularna, pansiyonda kalan­ lada yapt konumalara konu olur. Duvarlarn kenarnda hlamur konsuna giden dar bir yol vardr. Madam Vauqu­ er, eitimli bir aileden gelmesine karn, pansiyondakilerin uyarlarna ramen, bu "hlamur" sözünü "klamur" diye söylemeye devam eder.
Birbirine kout iki yol arasndaki dört köe bir tarha engi­ nar ekilmitir. lki yannda budanm yemi aaçlar vardr; tarlalarda da kuzukula, salata, maydanoz yetitirilmekte­ diL Ihlamurlarn altnda yeile boyanm yuvarlak bir masa, çevresinde de iskemieler vardr. Çok scak günlerde, kahve
22
içecek kadar paras olanlar, yumurtadan civciv çkacak ka­ dar bunaltc bir scak altnda, gelip burada kahvelerini yu­ dumlarlar.
Üç katl, ayrca bir de çat kat olan evin yüzü moloz ta­ larla örülmü, Paris'in hemen hemen bütün evlerine o i­ renç görünüü veren sar renkle badana edilmitir. Her kat­ ta be pencere vard. Bunlarn camlan çok küçüktür; aynca panjurludur. Panjurlarn hiçbiri yukar doru ayr biçimde kaldrlmam olduundan karmakank görünürler.
Evin arka yannda her katta iki pencere vardr. Zemin kat­ takiler demir parmaklkla süslüdür. Binann arkasnda nere­ deyse yirmi ayak geniliinde bir avlu bulunur. Burada do­ muzlar, tavuklar, tavanlar birbirleriyle gül gibi geçinerek yaarlar. Avlunun sonunda bir odunluk vardr. Odunlukla mudan penceresi arasna bir yemek do la b aslm tr. Bula­ k sular oluktan bunun altna dökülür. Avlunun Neuve-Sa­ inte-Genevieve Soka'na açlan küçük bir kaps vardr. A­ ç kadn evin çöplerini buradan darya süpürür, pis koku­ larn önünü almak için de burasn bol su ile ykar.
Pansiyonun ilerine ayrlm bulunan zemin kat, sokaa bakan iki pencere ile aydnlanm bir salondan balar. Bu­ raya caml bir kapdan girilir, yemek odasna geçilir. Bu oda ile mutfa bir merdivenin kafesi ayrr. Bu merdivenin ba­ samaklar tahta parke döelidir, gcr gcr da ovulmutur.
Hiçbir eyin görünüü bu salon kadar iç karartc deildir. Buras çizgilerinden biri donuk, biri parlak sert bir kuma­ la kapl koltuklarla, sandalyelerle döenmitir. Ortada be­ yaz benekli kuruni mermerden yuvarlak bir masa, üzerin­ de de bugün her yerde görülen yar silinmi yaldzl çizgiler­ le süslü beyaz porselen bir çanak vardr. Taban çarpk çur­ puk parke döeli olan bu salonun duvarlan el deecek yere kadar tahta kapldr. Duvarlarm üst ksmna "Telemaque " n belli bal sahnelerini gösteren vernikli kat kaplanm-
23
tr. Bu sahnelerde piyesin klasik kahramanlar canl renkle­ re boyanmtr. Pansiyondakiler parmaklkl pencereler ara­ sndaki duvar resminde Calypso'nun Odysseus'un olu için verdii ölen sahnesini seyrederler. Krk yldan beri bu re­ sim, sefaletin kendilerini mahkum ettii yemekle alay ede­ rek, durumlarnn üstüne çktklarn sanan gençlerin aka­ Ianna konu olmutur.
Temizliine baklrsa içinde ancak önemli olaylarda ate yakld anlalan tatan oca, içi yapma çiçeklerle dolu iki vazo ile bir de zevksizlik örnei mavimtrak mermerden as­ ma bir saat süsler.
Bu salondan, sözlükte dahi yeri bulunmayan "pansiyon kokusu" diyebileceimiz bir koku yükselir. lçerisi havasz­ lk, küf, eki kokar; insan üütür, burna slak gelir, elbisele­ re siner. çinde yemek yenmi bir odann kokusu vardr bu­ rada; mutfak, kiler, han kokar. Genç, yal, pansiyonda ka­ lanlarn çkard, kendilerine özgü, gönül bulandrc, pis kokular ölçecek bir araç icat edilmi olsayd, bu kokuyu belki anlatabilirdik
Bütün bu pis, irenç eylere ramen, salonu, bitiik yemek odas ile kyaslaynca, kibar bir bayann oturma odas kadar zarif ve ho kokulu bulursunuz. Duvarlar tamamen tahta kapl olan bu yemek odas vaktiyle, bugün artk belli olma­ yan bir renge sahipmi ama, bugün boyalar belli belirsiz bir hale gelmi, bu boyalarn üzerine kir birikerek acayip ekil­ ler meydana getirmitir. Bu odaya yal, kirli büfeler konul­ mutur. Bunlarn üzerinde kirden bulank sürahiler, Toura­ ine ii kaln çini tabaklar durur. Köeye yerletirilmi, göz­ leri numaral bir dolap, pansiyondakilerin kimi lekeli, kimi­ nin üzerine arap dökülmü peçetelerini saklamaya yarar.
Burada o eskirnek bilmez, her yerde çoktan ortadan kalk­ m mobilyalara rastlanr. Bunlar oraya uygarlk dökümüle­ rinin dükünlerevine atl gibi konulmutur. Burada ya-
24
mur yanca papaz dar çkveren bir barome tre, üzeri yal­ dzl oymalada süslü, vernikli, tahta çerçeveler içinde insa­ nn itahn kesen kötü gravürler, bakr kakmal bir duvar saati, yeil bir soba, üstleri toza, zeytinyana bulanm es­ ki zaman ii lambalar, alayc bir kiracnn parma ile üzeri­ ne adn yazabiiecei kadar yal muamba bir örtünün se­ rildii uzun bir masa, krk dökük iskemleler, orada burada sürünen, hiç yok olmak bilmeyen eski püskü hasr parçala­ r, kafesinin delikleri krlm, menteeleri bozulmu, tahta­ s kavrulmu perian mangaHar görürsünüz.
Bu eyalarn ne kadar köhne, döküntü, içi dna çkm, çürümü, kirlenmi, bir kolu kopmu, bir gözü patlam, sa­ kat, can çekiir eyler olduunu anlatmaya kalkacak olursak hikayeye duyulan ilgi gever ki sabrsz kimseler bunu hiç de ho görmezler. Krmz tahta döeme ova ova silinmek­ ten, ya da defalarca boyanmaktan yer yer oyulmu, çukur­ lamtr. Bütün bunlarn sonucu olarak da burasn iirden uzak bir sefalet kaplamtr: Cimri, içine kapank, perian bir sefalet. Bu sefalet daha çamura batmamsa da leke için­ dedir; daha delik deik deilse de, paçavralara bürünmemi­ se de yaknda çürüyüp dökülecektir.
Sabah yedi sularnda Madam Vauquer'in kedisi hanmn­ dan önce içeri girerek, büfelerin üzerine sçrayp, üstleri ta­ bakla örtülü çanaklardaki sütü koklad, ilk mrltlarna balad srada bu oda göz alc bir parlaklk içindedir. Biraz sonra, banda tül bal, Madam Vauquer görünür. Taran­ m saçlar baln altndan dar frlamtr. Derisi çatlam terliklerini sürüye sürüye yürür. Kocaman tombul yüzü, ga­ ga burnu, tombalak elleri, bir kilise faresini andran semiz vücudu, yalpa vuran dolgun gösü bu salona -her yerinden felaket szan bu hayaller snana- pek yakr.
Madam Vauquer burann pis, scak havasn içi hiç bu­ lanmadan solur. Güzün ilk ayazlarn andran souk yüzü,
25
oyunculara özgü gülümsemeden senet kran sarrafn kala­ rn çatarak ac ac bakna geçen buruuk gözleri; ksacas, bütün kiilii pansiyonun ifadesidir; pansiyon da onun ifa­ desi olduu gibi. Hapisane gardiyansz olmaz, birini düü­ nürken öteki aklnza gelir. Nasl ki tifüs bir hastanenin ha­ vaya yaylan pis kokularndan daarsa bu ufak tefek kadnn solgun semizlii de bu hayatn bir sonucudur. Üstünde yün örgüsü bir iç eteklik vardr ki eski bir elbiseden bozma asl eteklii bir kar aar, akm yerlerinden de içinin pamukla­ n frlamtr. Onun bu kyafeti salonu, yemek odasn, o kü­ çük bahçeyi anlatr, mutfan halini haber verir, pansiyonda kalanlarn kimler olabileceini bize sezdirir.
Kendisi salonda bulunduu zaman manzara tamamdr. Madam Vauquer elli yalarndadr, felaket görmü bütün ka­ dnlara benzer. Gözleri donuktur. Fazla para szdrmak için birden dikleen, muhabbet tellah bir kadnn masum hali vardr; yalnz, Georges'u ya da Pichegru'yü yakalayp resmi makamlara teslim etmek hala mümkün olsa, yaayn dü­ zeltmek için bunu yapmaktan da geri kalmaz. * Bununla bir­ likte Madam Vauquer'in de kendileri gibi inlediini, öksür­ düünü iittikçe pansiyonda kalanlar onu da kendileri gibi parasz sanrlar, "Aslnda iyi bir kadn," derler.
Kocas nasl bir adamd acaba? Madam Vauquer ölmü kocas hakknda hiçbir ey anlatmazd. Adam servetini nasl kaybetmiti? Bunu soranlara kadn; "Felaketler silip süpür­ dü," derdi. Kocas ona kötü davranmt; ona ancak gözya­ dökmek için iki göz, ban sokmak için bir ev, hiçbir fela­ ket karsnda ac duymama hakkn brakml . Çünkü, Ma­ dam Vauquer'in kendisine sorarsanz, yeryüzünde çekmedi­ i ac kalmamt.
(*) Yendee'lilerin ba Georges Cadoudal ile Fransz devrimcilerinden Gene­ ral Charles Pichegru Bakonsül Napolcon'a suikas düzenlemek için l803'e Paris' e gelmilerdi. Bunu baaramayp kaçlar. Uzun aramalar sonunda yaka­ land lar. Kendilerini yakalatanlara büyük mükafa vaa edilmitir.
26
Hanmnn tp tp yürüyüünü duyunca, aç kadn i­ ko Sylvie kiraclann kahvaltlann hazrlamaya koyulurdu.
Pansiyonda yalnz gündüzleri kalanlar akam yemeine kalrlard; bu da, ayda otuz frank tutard. Bu hikayenin ba­ lad tarihte yatl pansiyonerler yedi kiiydi. Evin en iyi iki dairesi birinci kattayd. Bunlardan biri ötekinden biraz kü­ çüktü. Orada Madam Vauquer kendisi oturuyordu. Ötekin­ de de Fransz Cumhuriyeti levazm amirlerinden birinin dul kars , Madam Couture kalyordu. Yannda da Victorine Ta­ illefer adnda gencecik bir kz vard. Madam Couture ona analk ediyordu. ikisinin yllk pansiyon ücreti bin sekiz yüz frank buluyordu.
lkinci kattaki iki daireden birinde Poiret adnda yal bir adam, ötekinde de krk yalarnda, kara peruklu, sakal ba­ lan boyal, kendine tüccar süsü veren Mösyö Vautrin kal­ yordu.
Üçüncü katta dört oda vard. Birini Madam Michonneau adnda hiç evlenmemi yal bir kadn kiralamt. Ötekinde de kendine Goriot Baba dedirten eski bir ehriye, makama, niasta fabrikatörü oturuyordu. Geri kalan iki odada da, Go­ riot Baba ile Madam Michonneau gibi, yemekle oda kiras­ na ayda ancak krk be frank verebilen gelip geçici fakir üni­ versite örencileri bannyordu. Yalnz Madam Vauquer pan­ siyonuna böylelerinin gelmesini pek istemezdi ancak daha iyisini bulamaynca onlara oda vermeye raz olurdu. Çünkü bunlar çok ekmek yerlerdi.
O sralarda bu odalardan birini, Paris'e hukuk okumaya Angoulleme do laylanndan gelmi bir delikanl tutmutu. Bu delikanlnn hayli kalabalk bir ailesi vard, ona ylda bin iki yüz frank gönderebilmek için çok büyük skntlara katlan­ yorlard. Eugene de Rastignac't bu delikanlnn ad. Bahtsz­ lklan yüzünden sk çalmaya alm delikanllar vardr; analarnn, babalannn onlara ne umutlar baladklarn da-
27
ha pek erken yata anlarlar, ne kadar okuyabileceklerini ön­ ceden hesaplayarak kendilerine iyi bir gelecek hazrlamaya çalrlar, topluma ayak uydurabilmek için onun ileride ala­ ca yola önceden uyarlar ite Eugene de bunlardan biriydi.
Ondaki merak dolu düünceler ve Paris salonlarnda ken­ disine baar salayan o girikenlii olmasa, bu hikaye bu kadar renkli olmazd. Evet, bu hikaye onun keskin zekas­ na çok ey borçlu. Kurbanlar kadar yaratanlan tarafndan da titizlikle gizlenen korkunç bir durumun srlarn çözme­ ye kalkt o çünkü.
Bu üçüncü katn üstünde bir çamarlkla iki de çat kat odas vardr. Bu odalardan birinde, ar iler gören uak Ch­ ristophe, ötekinde de aç kadn iko Sylvie yatyordu, Ma­ dam Vauquer'in sadece akam yemeine gelen bir hukuk ya da tp örencisiyle mahallede oturan iki-üç devaml müte­ risi vard. Yirmi kii alabilecek büyüklükte olan bu salonda akamlan on sekiz kii yemek yerdi ama, sabahlar yalnz ye­ di kii bulunur, bunlarn bir araya gelii de kahvaltya bir ai­ le sofras havas verirdi.
Herkes ayanda terlikle inerdi aaya. Yalnz akam ye­ meine gelenlerin giyinileri, davranlar, bir akam önce­ ki olaylar üzerine sk fkhn verdii güvenle, kendi görü­ lerini dile getirmekten çekinmezlerdi. Bu yedi kii Madam Vauquer'in mark çocuklanyd. Onlara gösterecei özeni, saygy, verdikleri ayla göre, bir astronomi bilgininin kes­ kinliiyle ölçerdi. Tesadüfün bir araya getirdii bu insanlar da ayn ekilde davranrlard. tkinci katn kiraclar da ayda olsa olsa yetmi ikier frank veriyorlard. Bu ucuzlua olsa olsa ehir dndaki Saint-Marcel mahallesinde rastlanabilir­ di. Yalnz Madam Couture'ün dnda kald bu ucuz yaa­ y, pansiyonda kalanlarn sknt içinde ezildiklerini az çok aça vuruyordu.
Bu evin iç yaantsnn gösterdii yürekler acs görünü
28
müterilerinin perian giyinilerinde de kendini belli ediyor­ du. Erkekler rengi atm redingotlar, kibar mahallelerde fr­ latlp bir kenara atlveren ayakkablar, eski püskü iç çama­ rlar, elbise olmaktan çkm eyler giyerlerdi. Kadnlarn arkasndaki elbiseler de eskimi, rengi atm, tekrar boyan­ mt; dantelleri yrtlm, dikilmi, eldivenler kullanla kul­ lanla parlam, yakalar azm, atklar tarazlanmt.
Kyafetleri böyleyken , hemen hepsi iri yapl insanlard; hayat frtnalanna dayanm salam vücutlar, deerini kay­ betmi paralarn yüzü gibi, silik, souk, sert yüzleri vard. Rengi uçmu azlar yemek hrs ile yanan dilerle silah­ lanmt. Bu pansiyonun kiraclan oynanp bitmi, ya da oy­ nanmakta olan trajedileri andryordu; sahne klar altnda, dilsiz, azsz facialar, yürei scak scak titreten souk faci­ alar, sürekli aclar . . .
Yal kadn Madam Michonneau'nun yorgun gözleri üze­ rinde kenan pirinç telle çevrili yeil taftadan kirli bir siperlik vard; bu siperlik merhamet meleini bile dehete düürebi­ lirdi. Saçlan seyrelmi, insann yüreine dokunan ah da bir iskeleti örtüyor gibiydi; çünkü bu aln örttüü ekiller çok çkntlyd. Hangi kezzap bu yarat kadnlk ekillerinden bu derece yoksun etmiti? Bir vakitler güzel, endaml bir ka­ dnm besbelli. Onu bu hale getiren iledii günahlar my­ d, yoksa çektii tasalar m, para hrs m? Çok mu sevmi­ ti , tuvalet eyas ticareti mi yapmt, yoksa sadece bir fahie miydi? Vaktiyle isteklerin saldrsna urayan hayasz, küs­ tah bir gençliin zaferlerinin bedelini, görenlerin kaçtkla­ r bir ihtiyarlkla m ödüyordu?
Hiçbir anlam tamayan bak o clz, sska yüzü insa­ n donduruyor, ürkütüyordu. Sesinde, k yaklarken çal­ lklarda öten bir austos böceinin sesindeki incelik vard. Söylediine göre, mesane iltihabna uram yal bir adama bakm, çünkü adamcaz çocuklar be parasz sanp, yü-
29
züstü brakmlar. Bu ihtiyar ölürken ona bütün ömrü bo­ yunca kullanabilecei yllk bin frank brakm.
Adamn mirasçlar bu geliri ele geçirmek için durup du­ rup harekete geçiyor, kadna etmedik iftiray koymuyorlar­ d. Yaad aklarm cilvelerinden yüzü ypransa da, bu yüz­ de hala bir beyazln, teninde de bir inceliin kalntlar var­ d. Bütün bunlar insana vücudunun baz güzelliklerini her zaman koruduunu düündürüyordu.
Mösyö Poiret makine gibi bir eydi. Bamda eski, yumu­ ak bir kasket, sararm fildii sapl hastonunu pek üstünkö­ rü tutarak, içi hemen hemen bo pantolonunu zor gizleyen redingotunun buruuk eteklerini saliayarak yürürdü. Sarho bir adamn hacaklar gibi titreyen mavi çorapl bacaklanyla, kirli beyaz yelei, hindi boynuna benzer boynuna bir ip gi­ bi balanm kravat, kaba muslinden buruuk gömleiyle, onun Italien Bulvan'nn aaçlkl yolu boyunca kuruni bir gölge gibi süzüldüünü görünce, birçok kimse "Bu karagöz klkl adam acaba Yafesoullar'nn cüretli rkndan m?" di­ ye merak ediyorlard.
Ne türlü bir çalma onun böyle kadidini çkartm, karika­ türü çizilse kimsenin inanmayaca eri bürü yüzünü han­ gi ihtiras böyle karartmt? Zamanmda neydi? Belki Ada­ let Bakanl'nda, cellatlarn masraf pusulalarn gönderdik­ leri, babalarn öldürenler için satn alnan kara örtülerin, gi­ yotin sepetine konacak köpein, giyotin bça için alnan ip gibi eylerle ilgili masrafiann hesabn tutan dairede memur­ du. Belki bir mezbahann kapsnda tahsildar, ya da temizlik ilerinde müfetti yardmcsyd. Bu adam belki toplum ha­ yatmzn deirmenini döndüren eeklerden biriydi. Belki de Bertrandlarn bile tanmayan o Parisli Ratonlardand. * Bel-
(*) La Fontaine'in "Maymunla Kedi" masalnda Berrand'n hesabna kestaneleri ateten Raton çkarr. Bundan dolay Bertrand kurnazlgn, hilebazlgn örne­ gidir, Raton da onun kurban - ç.n.
30
ki de üzerinde felaketlerin, mundarlklann döndüü bir ek­ sendi; ya da görünce "topluma böyleleri de gerek! " dediimiz kimselerden biriydi.
Maddi, manevi aclarla sararp salan bu yüzlerin hiçbirini o güzel Paris tanmaz. Çünkü Paris gerçek bir okyanustur. Ne kadar iskandil atsanz dibini bulamazsnz. Bu ehri ge­ zip dolan, anlatmaya çaln. Onu gezip dolamakta, bize anlatmakta ne kadar titiz davranrsanz davrann, bu derya­ y aratranlar ne kadar çok ve ilgili olurlarsa olsunlar, onda her zaman hiç kimsenin bilmedii bir yere, bilinmedik bir maaraya, çiçeklere, incilere, ucubelere, edebiyat dalgçlar­ nn unuttuklar duyulmadk eylere rastlanacaktr. Vauquer Yurdu da bu merak uyandrc acayipliklerden biridir.
Bu pansiyondaki iki kii, dierleriyle taban tabana ztt. Her ne kadar Madam Victorine Taillefer'in teninde, kansz­ lk geçirmi genç kzlarnki gibi hastalk ifadesi tayan bir beyazlk görünse ve bu tablonun fonunu tekil eden aclara, kanksam bir eda ile, skntl, zavall, clz bir tavrla ken­ dini vermi bulunsa da; yüzü yal deildi, davranlar da, sesi de canlyd.
Bu genç bahtszlk timsali, uygunsuz bir topraa yeni di­ kilmiken yapraklar sararvermi bir fidana benziyordu. K­ zlms yüzü, vahi sar saçlar, incecik endam günümüz a­ irlerinin Ortaça heykelciklerinde bulduklar zariflii and­ nyordu. Siyahla kark kuruni gözleri dindarlarda görülen tatll, tevekkülü ifade ediyordu. Yalnz, srtndaki ucuz el­ biseler vücudunun körpe eklini aça çkaryordu. Baz ek­ sikleri tamamlansa güzel olabilir, mutlu olunca da göz ka­ matrc bir güzellie kavuabilirdi. Tuvalet kadnlarn na­ sl süsüyse mutluluk da iiridir. Bir bala sevinci bu solgun yüzü pembeletirse, imdiden hafif çukurlam olan bu ya­ naklar kibar hayatn tatllklar doldurup ala boyasa, u ta­ sal gözlere ak bir canllk verse, Victorine en güzel kzlarla
31
boy ölçücbilirdi. Onda eksik olan ey kadn ikinci defa ya­ ratan elbisclerle ak mektuplanyd.
Hayatnn hikayesi bir kitaba konu olabilirdi. Babas bu kz öz eviad olarak kabul etmeyip kendisini de hakl bulu­ yor, onu evinde görmek istemiyor, ona ylda ancak alt yüz frank veriyordu. Bütün servetini oluna brakmak için türlü hilclere bavurmutu.
Madam Couture kzn annesiyle uzaktan akraba oluyor­ du. Vaktiyle bu kadn, onun evine snp umutsuzluk için­ de orada ölmütü. Onun için, Madam Couture bu öksüz k­ zn üstüne öz eviad gibi titriyordu. Ne yazk ki Cumhuriyet Ordulan Levazm Komiseri'nin kansna kocasndan bir kü­ çük dul maa kalmt, yalnz onunla geçiniyordu. Bu tecrü­ besiz, be parasz kz bir gün ortada kalabilirdi.
Kadncaz Victorine'i, hiç olmazsa dindar bir kz olarak yetisin diye, her Pazar kilisedeki ayine, on be günde bir de günah çkartmaya götürüyordu. Bunda da haklyd. Babas­ n seven, annesinin onu balarln bildirmek üzere her yl bir kere babasnn evine kadar yol tepen, her seferinde de baba evinin merhametsizce suratma kapatlan kapsna ba­ n çarpan bu reddedilmi çocua dini duygular muhakkak ki daha huzurlu bir gelecek salard. Babas ile arasn bulacak tek insan olan abisi dört yl içinde bir defack olsun onu gör­ meye gelmemi, ayrca hiçbir yardmda da bulunmamt. Babasnn gözlerini açsn, abisinin yüreini yumuatsn diye Tanr'ya yalvarr, onlar hiç suçlamadan dua ederdi.
Madam Couture ile Madam Vauquer bu barbarca davra­ n anlatabilmek için küfür sözlüünde yeteri kadar keli­ me bulamyorlard. tkisi de o alçak milyonere lanetler ya­ drdkça, Victorine'in azndan, her ac haykrnda bile a­ k anlatan bir yaral güvercinin akmasn andrr tatl söz­ ler dökülüyordu.
Eugene de Rastignac'ta tam bir güneyli yüzü vard; teni
32
beyaz, saçlar siyah, gözleri maviydi. Görünüü, hali, her za­ manki davran çocua verilen ilk terbiyede iyi zevkin gele­ neklerini gözeten, asil bir ailenin olu olduunu gösteriyor­ du. Elbiseden yana pek tutumluydu, bir yl önceki giysileri­ ni gündelie giymeye devam ederdi ama, zaman zaman da sokaa çkarken bir delikanldan beklenecek kadar k giyi­ nirdi. Öteki günler eski bir redingot, kötü bir yelek giyerdi. Üniversiteli ii, iyi balanmam, siyah, soluk bir kravat ta­ kard; ayanda bunlara uygun bir pantolonla pençeleri ta­ mir görmü ayakkablar vard.
Bu ikisiyle ötekiler arasnda, sakal balar boyal, krk ya­ larndaki Vautrin bir geçi ii görürdü. Halkn "Aslan gibi ! " dedii kimselerdendi o . Geni omuzlar, iri bir gövdesi var­ d; kaslan güçlüydü; kaln, köeli ellerinin parmak boum­ lar bir tutarn kzl klla kaplyd. Vakitsiz belirmi krklar­ la yol yol olmu yüzündeki sertlik belirtileri herkesi kendine balayan yumuak davraniarna kartlk oluturuyordu.
Herkesin iine koard, güleryüzlüydü . Bozuk bir kilit görmesin, "Böyle eyler elimden gelir benim! " diyerek, he­ men söker, düzeltir, yalar, eeler, yerine takard. Her eyi -gemileri, Fransa'y, yabanc ülkeleri, ileri, insanlar, olay­ lan, yasalar, otelleri, hapisaneleri- bilirdi o. Halinden ika­ yetçi olanlarn hemen yardmna koard. Madam Vauquer'e de, pansiyondakilerden bazlarna da birçok defa borç para vermiti . . . Babacan bir hali vard ama, derin, kararl baky­ la insana öyle bir korku salard ki ona borcu olanlar ölürler­ di de gene borçlarn öderlerdi . Yere tükürüünden; kank bir durumun içinden syrlp çkabilmek için adam öldür­ meyi bile göze alacak kadar soukkanl olduu anlalrd. Bak, sert bir yargcn baklar gibi, bütün meselelerin, bü­ tün vicdanlarn, bütün duygularn derinliine ilerdi.
Alkanlklar her gün öle yemeinden sonra sokaa çkmak, akam yemeine gelmek, sonra çekip gitmek, bü-
33
tün geceyi sokakta geçirmek, gece yarsna doru pansiyo­ na dönmekten ibaretti . Kapy Madam Vauquer'in verdi­ i maynuncukla açar, girerdi. Bu, pansiyon sahibinin yal­ nz ona tand bir ayrcalkt. O da, kadna çok iyi davra­ nrd . Belinden sarlarak "Anacm ! " derdi. Yalnz, Madam Vauquer bu iltifat pek fark etmezdi. Kadncaz o hele sa­ rlnann hala kolay bir i olduunu sanrd. Oysa, bu hatr saylr beli ancak Vautrin'in uzun kollar sarabilirdi. Bu ada­ mn bir özellii de, yemeklerden sonra içtii konyakl kah­ venin karl olarak ayda on be frank vererek gösterdii cömertlikti.
Paris hayatnn girdabna kendilerini kaptrm olan bu gençlerden, kendilerini dorudan doruya ilgilendirme­ yen eylere kar ilgisiz kalan bu yallardan daha üstün kö­ rü düünenler Vautrin'in kendilerinde brakt belirsiz et­ ki üzerinde durmayacaklardr. O çevresindeki insanlarn i­ lerini bildii, ya da kefettii halde, hiç kimse onun düün­ celerini bilemezdi. Bakalaryla kendisi arasnda bir engel gi­ bi duran, görünüteki babacanlnn, uysallnn ve neesi­ nin altndaki, yaradlnn korkunç derinliini çou zaman da gösterirdi. Sk sk azndan dökülen, luvenalus'a* yara­ r nüktelerle kanunlar yermekten, kibar tabakay inele­ mekten, toplumun kendi koyduu düzeni yine kendi eliy­ le bozduunu göstermekten holanr göründüüne baklr­ sa, onun toplum düzenine kar hnç duyduu, hayatn de­ rinliklerinde titizlikle gizlenmi bir srr olduu anlalrd.
Birinin kuvvetine, ötekinin yakkllna, belki de farkn­ da olmadan kendini kapuran Victorine'in ürkek baklar, gizli düünceleri o krklk adamla bu genç üniversiteli ara­ snda gidip geliyordu. Yalnz, onlarn hiçbiri kzla ilgilenir görünmüyordu. Oysa , günün birinde bir tesadüf, kzn du­ rumunu deitirebilir, onu bir çekim merkezi haline getire-
(*) Pek sert alamalaryla ün salm Latin airi, juvenal - ç.n.
34
bitirdi. Zaten, bu insanlardan hiçbiri, içlerinden birinin an­ latt felaketler sahi mi yalan m, aratrmak zahmetine kat­ lanmazd. Hepsi birbirine kar, kendi durumlarndan ileri gelen güvensizlikle kark bir ilgisizlik beslerlerdi. Birbirle­ rinin acsn yaltrmaya güçlerinin yetmeyeceini, bu ac­ y birbirlerine anlata anlata avunma bardan boaltm ol­ duklarn hepsi bilirdi. Yllanm kar kocalar gibi, birbirleri­ ne söyleyecek hiçbir sözleri kalmamt artk.
Onun için, aralarnda makinelemi bir hayatn alveri­ inden, yasz kalm çarklarn gcrtsndan baka bir ey yoktu. Hepsi de sokakta bir dilencinin önünden dosdoru geçip gidecekler, bir bahtszln hikayesini hiçbir heyecan duymadan dinleyecekler, bir insann ölümünü; can çeki­ melerin en korkuncu karsnda bile, kendilerini hiç ilgilen­ dirmeyen bir iin çözümü olarak göreceklerdir.
Bu perian ruhlarn en mutlusu, bu girip çkmas serbest dükünlerevinde saltanat süren Madam Vauquer'di. Sessiz­ likle souun, rutubetle kuruluun bir bozkr gibi engin kl­ d u bahçecik bile ona kalsa gülen bir koruydu. Çarptrl­ m bütün zevkler tezgahn bakr çal kokusunun sindii u sar, iç karartc evdeydi. Bu hapisane koular onundu. Müebbet hapis cezasna çarptrlm mahkümlara yiyecek verirdi, bir yandan da onlarn üzerinde, sayg ile karlanan bol yemei, kibar, rahat olmasa bile, isterlerse temiz, salkl hale getirebilecekleri u evi bu paraya Paris'in neresinde bu­ labilirlerdi? Madam Vauquer ne kadar hakszlk ederse et­ sin, kurban buna szianmakszn katlanacakt.
Böyle bir topluluk bütün bir toplumun öelerini, küçük çapta da olsa, gösterecekti elbet; gösteriyordu da. On sekiz kiilik sofra halk arasnda, okullarda olduu gibi, dünya­ nn her yerinde olduu gibi, holanlmayan bir zavall, her­ kesin alaya alp hrpalad bir biçare bulunacakt. tkinci y­ ln banda Eugene de Rastignac için bu insan, aralarnda da-
35
ha iki yl yaamaya mahkum kald kimselerin en göze çar­ pan oldu.
Alaya alnp hrpalanan bu biçare, eski ehriyeci Goriot Baba'yd. Tarihçi gibi ressam da tablonun bütün n onun bann üzerine düürürdü.
Bu, hnçla kark gülümseme, bu, acmayla kark ezi­ yet, bu, felakete sayg göstermeyi hangi tesadüfle gelip pan­ siyondakilerin en eskisine çatmt? Kötü huylar balaya­ maymz gibi ho görülmeyen gülünç hallerden, tuhaflk­ lardan birkaç m yol açmt buna?
Bu sorular toplumdaki birçok eitsizlikle yakndan ilgili­ dir. Gerçek bir alçakgönüllülükle, güçsüzlükle, kaytszlk­ la her eyden ac duyana bütün yükü yüklemek belki de in­ san yaradlndan gelen bir eydir. Hepimiz gücümüzü ba­ kalarnn, baka eylerin zararna denemekten holanmaz myz? En güçsüz varlk olan çocuk bile, hava dona çekin­ ce, bütün kaplar çalar, ya da adn yazmak için, el deme­ mi bir anta trmanr.
Aa yukar altm dokuz yanda bir ihtiyar olan Goriot Baba, ilerini braktktan sonra, 1813'te Madam Vauquer'in pansiyonuna gelmiti. llk önce Madam Couture'ün oturdu­ u daireyi tutmutu. O zamanlar be lira fazla, be lira ek­ sik hiç umursamazd; pansiyona ylda bin iki yüz frank ve­ riyordu.
Madam Vauquer, pein ald para ile bu dairenin üç oda­ sna da çeki düzen vermi, bunlar sar bezden pcrdelerle, Flemenk kadifesi kapl cilal tahta koltuklarla, kola sürü­ lüp yaptrlm birkaç resimle, ehir dndaki meyhane­ lerin bile beenmeyecei duvar katlaryla kötü bir ekil­ de döemiti.
O zamanlar kendisine saygyla Mösyö Goriot denilen Go­ riot Baba'nn aldatlmaya gösterdii cömert ilgisizlik, bel­ ki de iten anlamayan budalann biri saylmasna yol açm-
36
t. Goriot zengin bir gardropla geldi; ticaretten elini eteini çeken tüccarlar kendilerinden hiçbir ey esirgemezler ya, o da öyle yapmt: Hele Flemenk bezinden o tiril tiril on sekiz gömlee Madam Vauquer baylmt. ehriyecinin üstünde­ ki gömlee, önündeki dantelli parçaya saplad iri elmas tal, ince bir zincirle birbirine bal iki ine, kuman zara­ fetini daha da göz alc bir hale getiriyordu.
Goriot açk mavi bir takm, içine de beyaz yelek giyer­ di. Bu yelein altnda da, madalyonlarla süslü ar köstei­ ni hop hop hoplatan armut biçimindeki kabark göbei oy­ nard. Altn cgara tabakasnda, kendisini adam akll bir­ kaç macerann kahramanym gösteren, içinde kadn saçla­ r bulunan bir madalyon vard. Madam Vauquer ona: " ihti­ yar hovarda! " diye taklnca, Goriot Baba'nn dudaklarnda, merak gdklanm orta halli bir adamn neeli gülümseme­ si belirirdi.
"Tolaplarn" (dolap kelimesini halk azyla söylerdi) evinden gelme gümü takmlarta doldurdu. Kepçelerin, et yemei kaklarnn, sofra takmlarnn, ya kaplannn, sal­ ça kaplarnn, sahanlann, yaldzl gümüten kalvalt takm­ larnn sandklardan çkarlp yerletirilmesine gönülden ge­ len bir istekle yardm ederken, dul kadnn gözleri alev alev yanyordu. Hepsi az çok güzel, bir hayli de deerli olan bu kap kaca satmaya ihtiyarn gönlü bir türlü raz olmam­ t. Bu hediyeler ona evlilik hayatnn en güzel günlerini ha­ trlatyordu.
Bir tabakla, kapanda gaga gagaya öpüen iki kumru yav­ rusu resmi bulunan kaseyi tutup Madam Vauquer'e göstere­ rek: "Karmn bana ilk hediyesidir bu," dedi. "Evliliimizin ilk yldönümünde vermiti. Zavallck! Kzlnda biriktirdi­ i bütün paray verip almt bunlar. Biliyor musunuz, efen­ dim, bundan ayrlmaktansa topra trnaklarmla kazp ken­ dimi görnerim daha iyi. Çok ükür, ahir ömrümde her sabah
37
kahven bununla içebileceim. Halimden ikayetçi deilim, beni uzun zaman geçindirecek param var."
Madam Vauquer, karanlklar bile delip geçen gözleriy­ le , bir banka cüzdannn üzerinde birtakm saylar görmü­ tü. Bunlar öyle bir toplaynca, bu hametli Goriot'nun yl­ da aa yukar sekiz, on bin franklk bir geliri olduunu he­ saplamt. O zamanlar krk sekizinde olduu halde otuz do­ kuzu ndan yukar çkmayan Madam Vauquer, bunun üzeri­ ne, birtakm emeller beslerneye balad.
Goriot'nun gözlerinin kenarlar devrik, ikin, sarkkt. Bu da, onu gözlerini sk sk silmeye zorluyordu. Öyleyken, yine de dul kadn onun hallerini ho, rabtal buluyordu. Zaten, adamcazn keskin kenarl uzun burnu kadar; etli, sarkk hacaklar da kadnn bel balar göründüü manevi deerle­ ri aça vuruyor, ay gibi yusyuvarlak, avanak yüzü de bun­ lar büsbütün güçlendiriyordu. Bu salam yapl ihtiyar, bü­ tün akln duygu ya harcayabilecek bir budala olmalyd. Pol­ ytechnique Okulu'nun herberinin her sabah gelip pudralad­ güvercin kanad biçimindeki saçlar, o dar alnnn üzeri­ ne be kvrmla dökülüyor, yüzünü pek iyi süslüyordu. Bi­ raz hantal olmakla birlikte, süsüne çok dükündü. Tütünü­ nü de öyle bol bol harcay, tabakasnn her zaman Marti­ nique Adas'nn Macouba tütünü ile dolu oluundan dolay koltuklar kabaran bir insan haliyle tütünü öyle bir koklay­ vard ki , Madam Vauquer, onun daha pansiyona ilk geldi­ i günün gecesi yatana giderken, domuz yanda kzart­ lan keklik gibi kavruluyor, ölen kocasnn kefeninden syr­ lp Goriot soyadn almak isteiyle yanp tutuuyordu.
Evlenmek, pansiyonu sal p, hali vakti yerinde bir haya­ tn bu zarif çiçeine kolunu vermek, mahallede hatr say­ lr bir hanmefendi haline gelmek, fukara için yardm topla­ mak, pazarlan Choisy'de, Gentilly'de ufak çapta gezintiler yapmak, pansiyonda kalanlardan bazlarnn temmuzda ge-
38
tirdikleri davetiyeleri beklemeden, can istedii vakit tiyat­ roya gitmek, locaya kurulup temsili seyretmek. Bütün bun­ lar düünürken Paris'teki orta halli ailelerin cennetini ha­ yalinde canlandnyordu. Bir bir biriktirilmi krk bin frank vard ama, bunu hiç kimseye söylememiti. Servet bakmn­ dan, bekar erkekler için iyi bir ksmet olduunu elbet bili­ yordu. imdi, Goriot'yu düünürken: "Servet bir yana, ben onun tam dengiyim! " diyordu.
Yatanda bir yandan öbür yana dönüyordu. Sabahlar i­ ko Sylvie onun yatan düzeltirken ilteyi karmakark gö­ rünce bunu onun ateliliine verirdi. imdi Madam Vauqu­ er de sanki bunu kendi kendine ispat etmek ister gibiydi.
O günden sonra tam üç ay boyunca Goriot'nun herberin­ den yararland; eve, içinde oturan itibarl kimselere yaraan bir görünü verebilmek için, ho görülecek birtakm mas­ raflar yapt. Bundan sonra pansiyona her bakmdan seçkin kimselerden bakasn almamak niyetinde olduunu bildire­ rek, eski kiraclar deitirmek için elinden geleni yapt. Ye­ ni bir yabanc geldiinde, ona Paris'in en saygdeer tüccar­ larndan Mösyö Goriot'nun bu pansiyonu dier hepsine ter­ cih ettiini gösü kabara kabara anlatyordu.
Üzerinde "Vauquer Yurdu" yazl el ilanlar datt. Bu ilanlara göre buras, Latin bölgesinin en eski, en gözde pan­ siyonlanndan biriydi. Gobelins vadisi oradan çok güzel gö­ rünüyordu. Bu manzaray üçüncü kattan görebilirdiniz. Gü­ zel bir bahçesi, bahçenin sonunda da llarnur aaçlar var­ d. Ayrca, pansiyonun temiz havasndan, sessizliinden de dem vuruluyordu.
Bu ilan Madam Vauquer'e yeni bir müteri, yani Arnher­ mesnil Kontesi'ni kazandrd. Otuz alt yanda bir kadn olan kontes, sava alannda ölen bir generalin karsyd; ile­ rinin düzenlenmesini, hakk olan maan balanmasn bek­ liyordu.
39
Madam Vauquer alt ay kadar sofrasna titizlik gösterdi. Salonlarda ate yaktrd, ilanda verdii sözleri o kadar yeri­ ne geLirdi ki oraya kendisinden bir eyler katt. Kontes im­ di ona "sevgili kardeim" diyor, abbaplanndan Vaumerland Baranesi ile Albay Kont Picquoiseau'nun dul kalan karsn da pansiyona getireceini söylüyordu.
Bu hanmefendiler Marais'deki Vauquer Yurdu'ndan da­ ha pahal bir pansiyonda sürelerinin dalmasn bekliyorlar­ d. Sava Bakanl bunlarn ilemlerini tamamlaynca mad­ di olarak rahat bir duruma geleceklerdi. Kontes, bunlar an­ latrken: "Ama, resmi dairelerde hiçbir ii bitirmezler ki ! " diyordu.
Akam yemeklerinden sonra iki dul da Madam Vauquer'in odasna çkarlar, siyah frenküzümü likörü içip, kadnca­ zn kendisi için saklad tatllardan yiyerek sohbet ederler­ di. Arnhermesnil Kontesi, pansiyon sahibinin Mösyö Gori­ ot hakknda ne gibi düünceler bestediini daha ilk günler­ de sezmi, pek de yerinde bulmutu. Goriot Baba'y o da ku­ sursuz bir erkek olarak görüyordu.
"Ah, hanmefendiciim," diyordu. "Goriot turp gibi sa­ lam. Kendisine çok iyi bakm. Bugün bile bir kadn mut­ lu edebilir."
Madam Vauqucr'in taknd tavrla badamayan giyimi hakknda üzerine Kontes bol bol öüt verdi, "Size bir çeki düzen vermeli," dedi.
Uzun uzun hesaplardan sonra , iki dul birlikte Palais­ Royal'e gittiler, Caleric des Bois'dan Lüylü bir apka ile bir hotoz aldlar. Sonra, Kontes onu Lc Pet ilc )cmmette maaza­ sna sürükledi. Orada bir elbiseyle atk becndiler. Madam Vauquer bunlarla silahlannca Docuf a /c mode lokantasnn arnasna tpatp benzedi.
Yalnz, kendisini o kadar deimi, güzellemi buluyor­ du ki Kontes'e kar kendisini borçlu hissediyordu. Pek cö-
40
mert olmad halde, yirmi franklk bir apkay kabul etme­ sini ondan rica etti. Gerçekte ise, Goriot'nun azn aramas­ n, kendisini ona övmesini rica etmek niyetindeydi.
Arnhermesnil Kontesi bu yardm isteini yerine getirmek için pek dostça davrand, yal ehriyecinin çevresinde dört dönmeye balad. En sonunda ba baa konumann bir yo­ lunu buldu. lhtiyar kendi hesabna batan çkarmak için duyduu büyük istekten dolay, birtakm giriimlerde bu­ lundu: onun -inatç demeyelim- utangaç olduuna hük­ metti; kabalna kar da isyan etti.
Sevgili ahbabna: "Meleim," diyordu, "bu adamdan hiç­ bir ey elde edemezsin. Gülünç derecede kuruntulu, pinti­ nin, hayvann, budalann biri ."
Mösyö Goriot ile Arnhermesnil Kontesi arasnda öyle ey­ ler geçti ki Kontes bir daha onunla ayn yerde bulunmak bi­ le istemedi. Ertesi gün alt aylk pansiyon parasn vermeyi unutarak, sonradan açk artrmada be frank deer biçilen eski püskü bir elbisesini brakarak çkp gitti.
Madam Vauquer, bütün ciddi aratrmalarna ramen, Paris'te Arnhermesnil Konlesi'nin nerede oturduunu öre­ nemedi. Dii bir kediden daha kuruntulu olduu halde, in­ sanlara kar gösterdii ar güvenden yanp yaknarak, bu can skc eyi sk sk anlatrd . Ama, yaknlarndan kuku­ landklar halde, kartarna ilk çkann kollarna atlan çok kii vardr; o da bu haliyle onlara benziyordu. Manevi, garip bir olay ama, gerçek. Bunun köklerini insann kalbinde bul­ mak kolaydr. Belki de, birtakm insanlarn bir arada yaa­ dklar kimselerden artk elde edecekleri hiçbir ey kalmaz. Onlara ruhlarnn boluunu gösterdikten sonra, kendile­ ri hakknda layk olduklar sertlikle hüküm verildiini giz­ liden gizliye duyarlar. Yalnz, pohpohlanmadan yoksun ol­ duklar için, buna kar yenilmez bir ihtiyaç duyarak, ya da kendilerinde bulunmayan özelliklere erimek isteiyle kv-
41
ranarak, yabanc kimselerin saygsn, gönlünü kazanmay umarlar. Gün gelip bunlar yine kaybedeceklerini bildikleri halde çkar dükünü olarak domu birtakm insanlar vardr ki dostlarna, yaknlarna hiç iyilik etmezler, çünkü kendile­ ri onlara borçludurlar. Tanmadkianna ise herhangi bir iyi­ likte bulunurlarken bundan dolay koltuklan kabarr; böyle­ ce, ne de olsa gene bir kazanç salam olurlar. Çevreleri da­ raldkça sevgileri azalr, geniledikçe daha iyiliksever olur­ lar. Gerçekte; baya, gösteriçi, irenç olan bu huylarn iki­ si de Madam Vauquer'de vard.
Vautrin "Ben burada olsaydm," diyordu, "bu felaket gel­ mezdi banza. u maskara kadnn ne mal olduunu anla­ trdm ben size. Suratlarndan tanrm ben bu gibileri ! "
Dar kafal bütün insanlar gibi, Madam Vauquer'de de olaylarn çerçevesi dna çkamamak, neden ileri geldikleri­ ni düünmemek alkanl vard. Kendi yanllarndan do­ lay bakalarn sorumlu tutmaktan pek holanrd. Bu kay­ ba uraynca da felaketi ehriyeciden bildi. Ondan sonra da, kendisinin dediine göre, adam gözünden dümeye balad. Cilvelerinin, göz boyamak için yapt masraflarn fayda ge­ tirmediini görünce, bunun nedenini anlamakla gecikmedi. Kendi deyiiyle Goriot'nun birtakm gönül ileri olduunu anlamt artk. Sonunda da, ne zamandr besledii o güze­ lim umutlarn birer bo hayal olduu, bu ilerden gayet iyi anlayan Kontes'in dedii gibi, bu adamdan hiçbir ey elde ederneyecei belli oldu.
Madam Vauquer dostlukta hiç ileri gitmezdi ama, nefret­ te hayli arya gitti. Nefreti sevgisinden deil , yüzüstü b­ raklan umutlarndan kaynaklanyordu. lnsan kalbi sevgi­ nin yüksekliklerine trmanrken ara sra diniense de nefret duygulannn ba döndürücü hzla iniinde durup dinlendi­ i pek seyrek göiilür.
Yalnz, Mösyö Goriot evinde kirac olduundan, kadnca-
42
z yaral benliinin kabanp tamalarn önlemek, bu hayal krklndan doan ahlan bomak, öç alma isteklerini sus­ turmak zorundayd. Çapsz insanlar iyi ya da kötü duygula­ rn ard arkas gelmeyen birtakm küçüklüklerle yaarlar. Madam Vauquer de kurnazln , kurbanna gizli ikenceler icat etmekte kulland.
le pansiyonda yapt ilaveleri kaldrnakla balad. Es­ ki programna döndüü günün sabah Sylvie'ye emir verdi:
"Bundan sonra kornion ançüez falan yok! Adam kandr­ maktan baka bir ey deil bunlar ! "
Goriot pek boazna dükün bir adam deildi. Serveti­ ni kendi kendine yapm her insanda görülen cimrilik on­ da alkanlk haline gelmiti. Bir çorba, bir et halamas, bir sebze dün olduu gibi bugün de, yarn da seve seve yiyece­ i eylerdi. Onun için, Madam Vauquer'in kiracsna iken­ ce etmesi pek zordu; onun keyfini hiçbir ekilde kaçram­ yordu.
Karsndaki adama hiçbir eyle saldramayacan görün­ ce, umutsuzlua kapld. Bunun üzerine, onu gözden düür­ meye bakt. Böylece, Goriot'ya olan nefretine, öç alma çaba­ larna pansiyondakileri de ortak etti. Bunlar alay etmek için ie karyorlard ama, ona alet oluyorlard.
tk yln sonlarna doru Madam Vauquer'in güvensizli­ i o kadar artt ki, ylda sekiz bin frank geliri, çok deerli bir gümü takm, bir kapatmann mücevherleri kadar güzel ziynet eyas olan bu zengin tüccarn, pansiyona niçin ser­ vetine yakmayacak kadar ufak bir kira verdiine akl erdi­ remez oldu.
Bu ilk yln büyük bir ksmnda Goriot akam yemekleri­ ni haftada iki defa darda yedi. Sonralar bu darda yenen akam yemekleri ayda ikiye indi. Goriot Cenaplar'nn da­ rdaki bu ufak alemleri Madam Vauquer'in o kadar iine gel­ miti ki onun imdi yemeklerini pansiyonda yemee göster-
43
dii özen hiç houna gitmiyordu. Bu deiiklii adamn pa­ rasnn gittikçe azalmas kadar, pansiyon sahibinin cann skma isteine de yoruyordu. Bu cüce insanlarn en irenç huylarndan biri de kendi küçüklüklerini bakalarnda da var sanmalardr.
tkinci yln sonunda Goriot ikinci kata geçmek, yllk pan­ siyon ücretini de dokuz yüz franga indirmek istedi, böylece ne yazk ki, hakkndaki söylentileri doruya çkard. Maddi olarak öylesine tutumlu davranmak zorundayd ki bütün k odasnda ate yaktrmad. Buna karlk, Madam Vauquer de parasn pein istedi. Goriot buna raz olunca, o gün bu gün adamcaza "Goriot Baba" demeye balad.
Bu düüün nasl olduunu anlamak için de herkes birbi­ riyle yara giriti. Güç bir aratrmayd bu. Sahte Kontes'in dedii gibi, Goriot Baba azndan söz çkmayan, sinsi bir adamd; söyleyecek ancak saçma sapan lakrdlar olduun­ dan, boboaz kesilen bo kafal kimselerin mantna göre, birisi eer iinden bahsetmiyorsa, ii kötü gidiyor demektir. Onun için, o eski seçkin tüccar imdi düzenlazn biri, o eski hovarda adam da imdi garip bir ihtiyar olup çkmt.
O sralarda Vauquer Yurdu'na gelip yerleen Vautrin'e göre Goriot Baba ya borsaya giden, orada servetini kaybet­ tikten sonra da, maliyecilerin pek sk kullandklar bir de­ yimle "her gün borsa oynayan" bir adamd, ya da Ulusal Güvenlik'e bal bir hafiyeydi. Yalnz, Vautrin onun hafi­ ye olacak kadar kurnaz bir adam olmadn iddia ediyordu.
Bunlardan baka, Goriot Baba faizini haftadan haftaya al­ mak artyla borç para veren pintinin tekiydi ve piyangoda hep ayn numaralara oynayan bir adamd. Ahlak dükünlü­ ünün, utancn, güçsüzlüün dourduu bütün kirli, karan­ lk eyleri onun srtna yüklüyorlard.
Kirasn hiç gün geçirmeden veriyordu çünkü. Sonra, ie de yaryordu. Herkes keyifli keyifsiz zamanlarnda onunla
44
alay ediyor, ona çkyordu. En akla gelen, herkesçe kabul edilen düünce Madam Vauquer'in düüncesiydi. Onun söy­ lediine göre, kendine çok iyi bakm, turp gibi, hala bir ka­ dn memnun edebilecek kudrette olan bu adam garip zevk­ ler sahibi bir hovardayd. Bu iftiralar bakn hangi olaylara dayanyordu:
Madam Vauquer, alt ay kendisinin srtndan geçinen o ba belas Kontes gittikten bir iki ay sonra, bir sabah da­ ha yataktayken, merdivende ipekli bir elbise hrts ve na­ rin bir genç kadnn minnack ayaklarnn sessiz, usulca aç­ lan kapdan Goriot'nun odasna süzülüünü duydu. He­ men arkasndan da iko Sylvie gelip hanmna anlatt: Bir tanrça gibi giyinmi, üzerinde bir damla çamur bulunma­ yan kuma ayakkabyla, namuslu kalamayacak kadar güzel bir kz, sokaktan mutfaa bir ylanbal gibi süzülmü, ona Goriot'nun dairesini sormu.
Bunun üzerine, Madam Vauquer ile açs kulak kabartt­ lar, bir hayli uzun süren bu ziyaret srasnda sevgiliye söy­ lenen birçok söz iittiler. Sonunda, Goriot sevgilisini uur­ lamak üzere çknca, iko Sylvie de hemen sepetini kapt, sözde pazara gidiyormu gibi, iki an peine dütü.
Dönüp geldii vakit hanma anlatyordu: "Onlar böyle yaatabildiine göre, Goriot Karun kadar
zengin olsa gerek. Düünün: Estrapade'n köesinde muhte­ em bir araba bekliyordu. O kadn bu arabaya bindi. "
Yemekte, Goriot gözüne gelen güne ndan rahatsz ol­ masn diye, Madam Vauquer gidip perdeyi çekti.
"Güzeller sizi sevdii için güne de gelip sizi buluyor, Go­ riot Baba," dedi. Sabahki ziyareti ima ediyordu. "Valla, iyi bir zevkiniz var. Kadn çok güzeldi, dorusu ! "
Goriot gurur duyar gibi bir tavrla "Kzmd o gelen," dedi. Sofradakilere, görünüü kurtarmaya çalan bir ihtiyarn
bo gayreti gibi geldi bu.
45
Ondan bir ay sonra Goriot'nun kz bir daha geldi. Ilk ge­ liinde üzerinde sabah kyafeti vard; bu sefer akam yeme­ inden sonra geldi, bir elenceye gidiyormu gibi giyinmi­ ti. Salonda sohbete dalan kiraclar, bu sarn, ince yapl, za­ rif tazeyi Goriot Baba'nn kz olamayacak kadar seçkin, gü­ zel buluyorlard.
iko Sylvie onu tanmamt. "Varan iki ! " dedi. Birkaç gün sonra iri yapl, siyah saçl, gözleri l l, es­
mer bir kz geldi, Goriot'yu sordu. "Varan üç ! " dedi Sylvie. O ikinci kz, yani ilk seferinde babasn görmeye sabahle­
yin gelen kz, birkaç gün sonra yine geldi; bu sefer akamüs­ tü, bala kyafetiyle hem de arabayla gelmiti.
Madam Vauquer de, iko Sylvie de bu k hanmefendi­ yi ilk sabah gelen o basit kyafetli kza hiç benzetemediler.
"Varan dört ! " dediler. Goriot pansiyona ylda bin iki yüz frank veriyordu daha.
Madam Vauquer zengin bir adamn dört be sevgilisi olmas­ n olaan buluyordu; bunlar kendi kzlar gibi göstermesini bile pek uygun gördü. Onlar Vauquer Yurdu'na çarnasma hiç kzmad. Yalnz, bu kzlarn gelip gidii, Goriot Baba'nn ona olan ilgisizliini aça vurduu için , ikinci yln ban­ da adamcaza "azgn moruk kedi" demeyi kendine hak gör­ dü. Sonunda, kiracs pansiyon ücretini dokuz yüz franga in­ dirince, Madam Vauquer, bu hanmefendilerden birinin gel­ diini görünce ona pek küstahça bir tavrla evini ne hale ge­ tirdiini sordu. Goriot Baba "Bu benim küçük kzm," dedi.
Madam Vauquer: "Sizin otuz alt tane kznz m var yok­ sa?" diye ac ac alay etti.
Goriot Baba, iflas ettikten sonra, sefaJet yüzünden türlü yumuak ball huy edinmi bir adam haliyle " Hayr, yal­ nz iki kzm var," diye karlk verdi.
46
Üçüncü yln sonlarna doru Goriot Baba masraflarn bi­ raz daha kst: Üçüncü kata çkt, pansiyon ücretini de ayda krk be franga indirdi. Tütünü brakt, herherine yol verdi, artk saçiarna da pudra sürmüyordu. Pudrasz olarak ilk gö­ ründüü gün Madam Vauquer bu yeilimtrak, kirli, kuru­ ni saçlar görünce aknlndan çl bast. Gizli üzüntü­ lerin günden güne amanszca ypratt bu yüz, sofra ban­ da toplanan yüzler arasnda en tasalsyd.
Artk kimsenin kukusu kalmamt: Goriot Baba ihti­ yar çapknn biriydi. Yakaland hastalklar yüzünden ald­ ilaçlarn yan etkilerinden gözlerini ancak bir hekimin us­ tal kurtarmt . Saçlarnn irenç rengi de ar davranla­ nndan, bunlar sürdürebilmek için ald ilaçlardan ileri ge­ liyordu. Adamcazn fizii ve ruhsal durumu da bu saçma sapan sözleri dorular gibiydi.
Torbasndakiler eskiyince, Goriot Baba o güzel iç çama­ rlannn yerine arn on dört metelie satlan pamuklu ku­ malardan yaplm çamarlar ald. Elmaslar, altn tabaka­ s , köstei, mücevherleri birer birer ortadan kalkt. Açk ma­ vi takmn, bütün o k kostümlerini brakmt; imdi yaz k, kahverengi kaba bir kumatan redingot, keçi klndan bir yelek, sert yünden kuruni bir pantolon giyiyordu. Git­ tikçe de zayflad, hacaklar büküldü. Ortahaili insanlara öz­ gü mutluluun honutluu ile abiaklaan yüzü buru buru oldu, aln krt, çenesi çkklat. Neuve-Sainte-Genevieve Soka'na yerletiinin dördüncü ylnda o artk eski Mösyö Goriot deildi. Krk yalarnda bile göstermeyen, bönlükten ileri gelen bir tazelii olan, canl kyafetiyle çevresine nee saçan, gülümsemesinde gençlikten gelen bir eyler bulunan, altm iki yandaki iman, kanl canl ehriyeci imdi a­ knlam, soluk benizli, sarsak, yetmilik bir ihtiyara dön­ mütü. Pan! pan! yanan mavi gözleri donuklam, demir kurunisi bir renge bürünmü, feri sönmü, nemi kaybol-
47
mutu; gözlerinin çevresi kpkrmz, kan alam gibiydi. Goriot Baba imdi kimini ürkütüyor, kiminde de acma
duygusu uyandryordu. Tp Fakültesi örencileri onun alt dudann sarktn görünce yüz açsn ölçtüler. Belki a­ zndan bir eyler alrz diye onu uzun uzadya tartakladktan sonra, beyni sulanm tehisini kondurdular.
Bir akam yemeinden sonra, Madam Vauquer, alayl alayl "E, kzlarnz sizi görmeye gelmiyorlar m artk?" dedi.
Bunu öyle bir edayla söylemiti ki "Goriot o kzlarn baba­ s deil" demeye getirmiti.
htiyar sanki kzgn demirle dalanm gibi oldu, bir ür­ perti geçirdi. Üzgün bir sesle "Ara sra geliyorlar," dedi.
Delikanllar "Ya? Demek ara sra yine görüyorsunuz onla­ r? " diye bartlar. "Bravo, Goriot Baba ! "
htiyar bu akalara aldrmad, yine düüncelere dald. Onu yalnz d görünüüyle görenler bu halini zekasnn ktln­ dan ileri gelen bir uyuuklua yordular ama, kendisini iyice tanm olsalard onun maddi ve manevi durumunun orta­ ya çkard meseleyle belki de yakndan ilgilenirlerdi. Ya