modern klasikler dizisi - foruq

Click here to load reader

Post on 01-Nov-2021

0 views

Category:

Documents

0 download

Embed Size (px)

TRANSCRIPT

Otomatik PortakalTÜRKYE BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI
MODERN KLASKLER DZS ANTHONY BURGESS OTOMATK PORTAKAL ÖZGÜN ADI A CLOCKWORK ORANGE COPYRIGHT © LIANA BURGESS / ANTHONY BURGESS C/O ARTELLUS LTD. LONDON ÇEVREN DOST KÖRPE © türkiye i bankas kültür yaynlar, 2007 EDTÖR RUKEN KIZILER grafik tasarm ve uygulama TÜRKYE BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI Bu kitabn tüm yayn haklar sakldr. Tantm amacyla, kaynak göstermek artyla yaplacak ksa alntlar dnda gerek metin, gerek görsel malzeme hiçbir yolla yaynevinden izin alnmadan çoaltlamaz, yaymlanamaz ve datlamaz. TÜRKYE BANKASI KÜLTÜR YAYINLARI stiklal Caddesi, No: 144/4 Beyolu 34430 stanbul Tel. (0212) 252 39 91 Fax. (0212) 252 39 95 www.iskultur.com.tr
Birinci Bölüm
“Eee, ne olacak imdi ha?”
Ben vardm, yani Alex, yanmda da üç kankam, yani Pete, Georgie ve Dim, ki Dim[1] cidden epey budalayd ve Korova Sütbar’nda oturmu akam ne yapacamza karar veriyorduk, arsz karanlk, buz gibi k piçlik yapyordu, ama yamur yoktu. Korova Sütbar, katkl süt verilen bir mekând ve sizler böyle mekânlarn nasl olduunu belki unutmusunuzdur ey kardelerim, ne de olsa bugünlerde her ey çabucak deiiveriyor ve herkes çabucak unutuveriyor, pek gazete okunmamas da cabas. ey, orada sattklar, içine bir eyler katlm süttü. çki ruhsatlar yoktu, ama bildiimiz sütün içine koyduklar baz yeni eyler henüz illegal olmadndan, sütünüze sintemesk ve drenkrom gibi çeitli uyuturucular koydurabiliyordunuz ve sol ayanzdaki Tanr ve Tüm Kutsal Melekleriyle Azizlerini, beyninizin her tarafnda patlayan klar, on be dakika kadar gayet güzel bir ekilde sakin sakin seyredebiliyordunuz. Veya eski tabirimizle bçakl süt içebilirdiniz, bu da adam pislik yapp yirmiye bir girimeye hazr hale getirirdi, ki öyküye baladm akam içtiimiz buydu.
Ceplerimiz mangr dolu olduundan artk soygun yapmamza, bir ara sokakta ihtiyarn tekini marizleyerek kendi kannda yüzmesini dikizlerken ganimeti sayp dörde bölmemize veya bir dükkânda zangr zangr titreyen gri saçl, moruk bir pilice ölçüsüz iddet uygulayp yazarkasann barsaklarn dememize gerek yoktu.
Dördümüz de o günlerin modasna uygun çok dar, siyah taytlar giymitik, ayrca taytlarn altnda kasklarmz jöle kalb dediimiz eyler örtüyordu, bunlar hem koruyorlard, hem de belirli bir kta dikizlediinizde bir çeit resim görüyordunuz. Benimkinde örümcek resmi vard, Pete’inkinde el, Georgie’ninkinde çok güzel bir çiçek, bizim zavall Dim’deyse acayip azgn bir palyaço surat, Dim’in dünyadan pek haberi yoktu zaten, dördümüzün en budalasyd kesinkes. Ayrca klapasz, ama çok kocaman vatkal, ksa ceketler giyiyor, gerçekten öyle iri omuzlu olanlarla maytap geçiyorduk. Ayrca çrplm patatese veya üstüne çatalla bir çeit resim çizilmi püreye benzeyen kirli sar kravatlar takmtk kardelerim. Saçlarmz çok uzun deildi ve tekmelemeye yarayan, acayip dehet çizmelerimiz vard.
“Eee, ne olacak imdi ha?”
Barda bir arada oturan üç çtr vard, ama biz dört çocuktuk ve genellikle hepimiz birimiz, birimiz hepimiz içindi. Bu fstklar da son moda giyinmilerdi, kafalarna morlu yeilli turunculu peruklar geçirmilerdi, her birinin fiyat o fstklarn en az üç dört haftalklar kadard galiba, makyajlar da cabas (yani göz çevrelerinde gökkuaklar ve azlarda çok kaln ruj). Uzun, siyah, dümdüz elbiseleri vard ve memelerine küçük, gümüi kimlik kartlar filan takmlard – ve üzerlerinde erkek isimleri yazlyd... Joe, Mike filan gibi. Bunlar, on dördünden önce yattklar lavuklarn isimleriydi. Bizi kesip duruyorlard ve içimden, bizim zavall Dim’i burada brakalm da üçümüz gidip biraz düzüelim demek geliyordu (çaktrmadan), ne de olsa Dim’e yarm litre beyaz bu sefer içine biraz uyuturucu kattrp smarlayarak içirdik mi tamamd, ama cidden oyunbozanlk olurdu. Dim çok çok çirkindi ve ismi gibi budalayd, ama dehet pis dövüürdü ve tekmeleri epey iimize yaryordu.
“Eee, ne olacak imdi ha?”
Üç duvar boyunca uzanan büyük, pelü koltukta yanmda oturan herif çok uzaklara kaymt, gözleri donuktu ve “Bayc Aristo, siklamenleri nakavt ettikçe akllanyor,” gibi laflar ediyordu. Kafay krmt kesinlikle, çok uzaklardayd, yörüngeye çkmt, nasldr biliyordum, ben de herkes gibi
denemitim, ama bu aralar bir ekilde bunun korkakça bir ey olduunu düünmeye balamtm, ey kardelerim. nsan bizim sütten içti mi öylece yatverip etrafndaki her eyin bir ekilde geçmite olduunu düünmeye balyordu. Her eyi dikizleyebiliyordunuz yine, hepsini, gayet net –masalar, pikabn, klar, fstklar ve olanlar– ama sanki bunlar eskiden varm da artk yokmu gibi geliyordu. Ayrca çizmeniz ya da ayakkabnz ya da trnanz sizi bir ekilde hipnotize ediyordu ve ayn zamanda ensenizden bir ekilde tutulup kediymisiniz gibi sarslyordunuz. Durmadan sarslyordunuz, hiçbir ey kalmayana dek. sminizi, vücudunuzu ve kendinizi kaybediyordunuz ve hiç umrunuzda olmuyordu, sonra da çizmeniz ya da trnanz sarlaana kadar bekliyordunuz, sonra daha da sarlamasn bekliyordunuz durmadan. Sonra klar, atom parçacklar gibi çtrdamaya balyordu ve çizmeniz ya da trnanz ya da her ne ise, paçanzdaki bir pislik parças kocaman kocaman kocaman bir mekâna dönüüyordu, tüm dünyadan daha büyük bir mekâna ve tam bizim Tanr’yla tantrlacakken birden hepsi bitiveriyordu. Buraya ve imdiye geri dönüyordunuz bir ekilde szlanarak, çeneniz ühü ühü ühü demek için açlyordu azimle. imdi, bu çok güzel, ama çok korkakça. Bu dünyaya srf Tanr’yla balant kurmaya getirilmediniz. Böyle eyler insann tüm gücünü ve iyiliini tüketebilir.
“Eee, ne olacak imdi ha?”
Müzik çalyordu ve sanki arkcnn sesi barn bir ucundan dierine gidip geliyor, tavana uçup oradan dal yapyor ve duvardan duvara vn diye uçuyordu. Berti Laski, “You Blister My Paint” diye cidden çok çok eski bir arky, bouk sesiyle söylemekteydi. Bardaki piliçlerden biri, yeil peruklu olan, müzik dedikleri eyin ritmine uyarak karnn ileri geri hareket ettiriyordu durmadan. Bizim sütün içindeki bçaklarn batmaya baladn hissediyordum ve imdi biraz yirmiye bir yaamaya hazrdm. Bu yüzden “Dar dar dar dar!” diye bardm it gibi ve sonra yan tarafmda epey uzakta oturan ve kulana cidden dehet bir uyuturucu döken lavua zumzuu geçirdim, ama hissetmedi ve “Telefonik teçhizat ne zaman farfarkulular rabadapdap olursa,” gibi bir eyler söylemeye devam etti. O boyuttan çknca hissedecekti mutlaka.
“Nereye?” dedi Georgie.
“Eh, yürümeye devam edin ite,” dedim, “ve ortal iyice dikizleyin ey küçük kardelerim.”
Böylece engin k gecesine uzadk ve Marghanita Bulvar’nda yürüdük, sonra Boothby Caddesi’ne saptk ve orada tam aradmz bulduk, akama balamak için ufak bir jest. Okul müdürü klkl, titrek, moruk bir lavuk vard, gözlüklüydü ve çenesi souk gece havasna açkt. Koltuk altnda kitaplar ve boktan bir emsiye tayordu, bugünlerde milletin pek kullanmad Halk Kütüphanesi’nin köesinden dönüyordu. Bu aralar yal burjuva tipler karanlk çöktü mü srra kadem basyorlard, ne de olsa polisler yetersizdi ve biz srm gibi gençler etrafta dolanyorduk. Koca sokakta bu prof tipli heriften baka bir tane daha yoktu, bu yüzden gayet kibarca yanna gidip “Pardon kardeim,” dedim.
Dördümüzün de öyle usulca, kibarca ve gülümseyerek geldiimizi dikizleyince biraz ürktü, ama çok yüksek bir öretmen sesiyle “Evet? Ne var?” dedi, sanki bize trsmadn göstermeye çalyordu. Dedim ki:
“Koltuk altnda kitaplar tadn görüyorum kardeim. Bugünlerde hâlâ kitap okuyan birine rastlamak gerçekten nadide bir zevk kardeim.”
“Ha,” dedi zangr zangr titreyerek. “Öyle mi? Ah, anlyorum.” Dördümüze teker teker bakp duruyordu, imdi kendini epey güler yüzlü ve kibar bir dörtgenin içinde bulmutu.
“Evet,” dedim. “Koltuk altnda tadn kitaplar bana gösterme inceliinde bulunursan çok sevinirim kardeim. Hayatta en sevdiim ey güzel, temiz bir kitaptr kardeim.”
“Temiz,” dedi. “Temiz ha?” Sonra Pete, bu üç kitab adamn elinden kapp çok hzl datt. Üç tane vard, böylece Dim dnda hepimize dikizleyecek birer tane dütü. Bendekinin Temel Kristallografi diye bir ey olduunu görünce açtm ve “Mükemmel, gerçekten birinci snf,” diyerek sayfalar çevirmeyi sürdürdüm. Sonra cidden afallam bir sesle dedim ki: “Ama bu da nesi? Bu pis sözcük nedir, bu kelimeye baknca yüzüm kzaryor. Beni hayal krklna uratyorsun kardeim, gerçekten uratyorsun.”
“Ama,” diye ansn denedi, “ama, ama.”
“te,” dedi Georgie, “gerçek pislik diye buna derim. S ile balayan bir kelime var, bir tanesi de a ile balyor.” Elindeki, Kar Tanesinin Mucizesi diye bir kitapt.
“Ah,” dedi bizim zavall Dim, Pete’in omzundan eilip her zamanki gibi fazla ileri giderek, “burada lavuun çtra neler yapt anlatlyor, hem de resimli filan. Sen var ya,” dedi, “ahlaksz sapk moruun tekisin.”
“Senin yanda bir adama hiç yakmyor kardeim,” diyerek elimdeki kitab yrtmaya baladm ve dierleri de ellerindekilere ayn eyi yapmaya baladlar, Dim ile Pete Romboedrik Sistem’i çekitirdiler. Moruk prof tip cyaklamaya balad: “Ama onlar bana ait deil, onlar belediyenin mal, bu resmen serserilik ve vandallk,” gibi laflar etti. Ayrca kitaplar elimizden zorla geri almaya çalt ki zavalllk filand yani. “Bir dersi hak ettin kardeim,” dedim, “kesinlikle hak ettin.” Elimdeki kristal kitab çok eski olduundan ve mallarn dayankl üretildii zamanlarda yapldndan çok kaln ciltliydi ve yrtmas zordu, ama sayfalar parçalayp bu cyaklayan moruun tepesine kocaman kar taneleri gibi avuç avuç saçmay baardm ve sonra dierleri de ellerindekilerle ayn eyi yaptlar, bizim Dim ise aklaban olduundan sadece ortalkta dans ediyordu o kadar. “Al sana,” dedi Pete. “Al sana uskumrulu msr gevrei, seni adi ahlaksz eylerin okuyucusu seni.”
“Seni gidi pis moruk seni,” dedim ve sonra onunla maytap geçmeye baladk. Pete kollarndan tuttu, Georgie bir ekilde azn tutup açt, Dim de gözlüünü yukar aa oynatmaya balad. Gözlüü kaldrma att ve sonra bizim çizmeyle ezme yöntemini uyguladm, gerçi namussuz acayip sertti, u yeni dehet plastiklerden yaplmayd. Moruk herif, boulur gibi sesler çkarnca –vuf vaf vof– Georgie azn açk tutmay brakt ve yüzüklü zumzuuyla o disiz aza bir tane çakmakla yetindi ve bunun üzerine moruk herif epey inlemeye balad, sonra kan geldi kardelerim, gerçekten hotu. Daha sonra tek yaptmz, onu fanilasna ve paçal donuna kadar (çok eskiydi; Dim kahkahadan krld) soymak oldu ve sonra Pete kçna ahane bir tekme indirdi ve sonra salverdik. Bir ekilde yalpalayarak gitti, oysa fazla dayak atmamtk cidden, “Ah ah ah” diyerek, nerede olduunu ve neyin ne olduunu cidden bilmeden gitti ve haline güldük ve sonra ceplerini kartrdk. Bu arada Dim, o boktan emsiyeyle dans ediyordu, ama ceplerden pek bir ey çkmad. Birkaç çok eski mektup vard, bazlar ta 1960’lardan kalmayd, “Canm canmcm” gibi saçmalklar yazlyd bunlarda. Ayrca, bir anahtarlkla çok eski ve aktan bir kalem vard. Bizim Dim emsiyeyle dans kesti ve tabii mektuplardan birini okumaya balamasa olmazd, sanki bo sokaa okuma bildiini göstermek istiyormu gibi. “Sevgilim,” diye okudu sosyete aksanyla, “uzaktayken aklmda olacaksn ve umarm geceleri dar çkarken sk giyinmeyi unutmazsn.” Sonra çok yüksek bir kahkaha patlatarak –”Ho ho ho”– mektupla kçn siler gibi yapt. “Tamam,” dedim, “kesin artk kardelerim.” Bu moruk lavuun pantolonunda çok az mangr vard –sadece üç pound–, bu yüzden bütün o küçük
bozukluklarn etrafa saçtk, üstümüzdekine kyasla hamam parasyd çünkü. Sonra emsiyeyi parçaladk ve giysilerini yrtp esen rüzgâra saçtk kardelerim ve böylece, o moruk, öretmen tipli lavukla iimiz bitti. Pek bir ey yapmamtk biliyorum, ama bu akamn daha ba filand, o yüzden sizden özür dilemiyorum. Katkl sütteki bçaklar artk gayet güzel ve dehet batyordu.
Srada cömertlik numaras vard, böylece cebimizi biraz boaltacaktk ki biraz dükkân soymaya evkimiz olsun, hem böylece ahitlerimiz de olurdu, bu yüzden Amis Caddesi’ndeki New York Dükü’ne gittik ve o izbe mekânda, DY (Devlet Yardm) parasyla kafay çeken birkaç moruk kadn vard. imdi hepimiz prl prl çocuklardk, hepsine, gülümseyerek iyi akamlar diledik, gerçi bu pörsümü karlar zangr zangr titremeye baladlar, kadehleri tutan damarl, yal elleri tir tir oldu ve içkilerini masaya döktüler. “Bizi rahat brakn çocuklar,” dedi bir tanesi, bin yanda olduundan surat haritaya dönmütü, “bizler zavall yal kadnlarz o kadar.” Ama pimi kelle gibi srtp kr kr dilerimizi göstermekle yetindik, oturduk, zili çaldk ve çocuun gelmesini bekledik. Ellerini yal önlüüne silerek çok ürkekçe gelen garsona dört gazi smarladk... Gazi, rom ve kirazl brendi karmyd, o zamanlar popülerdi, bazlar içinde bir dilim limonla Kanada tarz severdi. Sonra çocua dedim ki:
“u yandaki zavall moruklara besleyici bir eyler ver. Hepsine benden birer duble skoç, ayrca yanlarnda götürmeleri için de bir eyler ver.” Cebimdeki mangrlar masaya saçtm ve dier üçü de aynsn yaptlar, ey kardelerim. Böylece, trsm moruk karlara duble içkiler geldi ve ne yapacaklarn ve ne diyeceklerini bilemediler. Bir tanesi “Sa olun çocuklar,” demeyi baard, ama iin altndan bir çapanolu çkacan filan düündükleri belliydi. Her neyse, hepsine yanlarnda götürsünler diye birer ie Yank General, yani konyak verildi ve ben de o le kokulu, moruk karlarn hepsine ertesi sabah kafay çeksinler diye biraz para verdim, bara adreslerini brakmalar karlnda. Sonra artan mangrlarla, o mekândaki bütün etli börekleri, krakerleri, peynirli mezeleri, cipsleri, çikolatalar satn aldk ve bunlar da moruk piliçler içindi. Sonra “Bir dakika sonra geliyoruz,” dedik ve moruk piliçler hâlâ “Sa olun gençler” ve “Tanr sizden raz olsun çocuklar,” diyorlard ve çkarken ceplerimizde be kuru kalmamt.
“nsan kendini cidden iyi hissediyor,” dedi Pete. Bizim zavall Dim’in bütün bunlara pek anlam veremediini dikizleyebiliyordunuz, ama geri zekâl denmesin diye susuyordu. Neyse, bu sefer köeyi dönüp Attlee Caddesi’ne girdik ve buradaki tatl ve kanser satan dükkân hâlâ açkt. Onlara neredeyse üç aydr ilimiyorduk ve genelde bütün mahallede pek olay çkmamt, bu yüzden silahl aynaszlar ve devriye polisler son günlerde buralara pek uramyor, daha çok nehrin kuzeyinde taklyorlard. Maskelerimizi taktk –bunlar yepyeniydi, cidden dehettiler, muhteemdiler; tarihe geçmi insanlarn suratlarna benziyorlard (satn alrken size isimlerini söylüyorlard) ve bende Disraeli, Pete’te Elvis Presley, Georgie’de 8. Henry ve bizim zavall Dim’de de Peebee Shelley diye air bir lavuk vard; surat cidden gizliyorlard, saçl filandlar ve çok özel bir plastikten imal edildiklerinden iiniz bitince kvrp çizmenizin içine saklayabiliyordunuz– ve sonra üçümüz içeri girdik. Pete darda erketeye yatt, gerçi orada çekinilecek bir ey yoktu ya. Dükkâna girer girmez sahibi Slouse’un yanna gittik. Bu pelte gibi dobiko arap fçs herif, olacaklar annda çakozlayp içerideki telefona ve belki de güzelce yalanm, alt tane erefsiz kurunla dolu olan tabancasna doru kotu. Dim, tezgâhn üstünden ku gibi uçup tütün paketlerini etrafa saçt ve yeni bir kanser markasnn reklamn yapmak için müterilere bütün dilerini ldatan ve memeleri karpuz gibi bir fstn kocaman, kesme fotorafn ezip çatrdatt. O anki manzara uydu; bir çeit büyük top, dükkânn perdenin arkasndaki iç tarafna doru yuvarlanyordu, yani bizim Dim’le Slouse birbirlerine girmi, ölümüne dövüüyorlard. Sonra perdenin arkasndan soluklar, homurtular ve
küfürler geldi ve bir eyler devrildi ve sonra angr angr angr diye camlar krld. Slouse Ana, yani kars, tezgâhn arkasnda bir ekilde donakalmt. Frsatn bulsa adam öldürüyorlar diye cyaklayacan çakozlayabiliyorduk, bu yüzden hemen o tezgâhn üstünden atlayp kadn tuttum, dehet kocaman, dobiko bir eydi, parfüm kokuyordu ve memeleri hop hop hopluyordu. Cennetin dört rüzgârna, adam öldürüyorlar, yetiin diye haykrmamas için azn elimle kapadm, ama bu küçük kanck elimi hart diye srnca asl cyaklayan ben oldum ve sonra çenesini açp aynaszlara güzel güzel seslenmeye balad. te o zaman terazi arlklarndan birini geçirmek zorunda kaldm, ardndan da levyeyi patlatnca kadnn siniri geçti, kuzu gibi oldu. Böylece onu yere yatrp grgrna giysilerini parçaladk ve inlemeyi kessin diye nazikçe tekmeledik. Öyle memeleri meydanda yattn görünce yapsam m diye düündüm, ama vakit daha erkendi. Sonra yazarkasay boalttk ve o gece, cidden dehet mangr kazandk ve her birimiz en kaliteli kanserlerden birkaç paket aldktan sonra çkp gittik kardelerim.
“Piç kurusu, zebellah gibiymi ha,” deyip duruyordu Dim. Dim’in görünüünü beenmiyordum; üstü ba kirli ve dank görünüyordu, kavgadan çkm gibi, ki sahiden de öyle olmutu tabii, ama kavgadan çkm gibi görünmek olmazd asla. Kravat çinenmi gibiydi, maskesi aa çekilmiti ve suratnda döeme kiri vard, bu yüzden onu bir ara sokaa götürüp biraz çekidüzen verdik, mendillerimize tükürüp kirleri sildik. Bizim Dim için nelere katlanyorduk. New York Dükü’ne çok çabuk geri döndük ve saatime göre darda on dakikadan fazla kalmamtk. Moruk karlar hâlâ smarladmz skoçlarla kafay çekiyorlard ve “Hey cvrlar, ne olacak imdi?” dedik. Yine, “Çok iyisiniz gençler. Tanr sizi korusun çocuklar,” faslna baladlar ve böylece zili çalp bu sefer farkl bir garsonu getirttik ve dilimiz damamza yaptndan romlu biralar ve moruk karlarn canlar ne isterse sipari ettik kardelerim. Sonra moruk karlara dedim ki: “Buradan çkmadk, deil mi? Deminden beri buradayz, deil mi?” Durumu hemen çakozladlar ve “Evet gençler. Gözümüzün önünden ayrlmadnz hiç. Tanr sizi korusun çocuklar,” dediler içerek.
Gerçi pek önemi yoktu ya. Aynaszlarda ilk hayat belirtisini ancak yarm saat sonra dikizledik, o zaman da içeri iki tüyü bitmemi fruko girdi, kocaman kasketlerinin altnda pespembe görünüyorlard. Bir tanesi dedi ki:
“Baksanza, bu gece Slouse’un dükkânnda olanlardan haberiniz var m?”
“Bizim mi?” dedim masumca. “Yoo, ne olmu ki?”
“Hrszlk ve darp. ki kii hastanelik oldu. Sizler bu akam neredeydiniz?”
“Ses tonunu hiç beenmedim,” dedim. “Bu pis imalardan da hazzetmedim. Bütün bunlar son derece üpheci bir karakterin göstergesi, benim küçük kardelerim.”
Moruk fstklar “Bu gençler bütün gece yanmzdaydlar,” diye cyaklamaya baladlar. “Bunlar kendilerini iyilie ve cömertlie adam prl prl çocuklar, Tanr onlar korusun. Sürekli yanmzdaydlar. Yerlerinden kmldadklarn görmedik.”
“Tamam, sorduk o kadar,” dedi dier genç aynasz. “Biz de herkes gibi iimizi yapyoruz.” Ama çkmadan önce bize uyarrcasna ters ters baktlar. Çkarlarken onlara biraz dudak müzii yaptk: Brrrrzzzzrrrr. Ama ben ahsen imdiki durumdan esef duyuyordum. Savaacak bir ey kalmamt ki. Her ey armut pi azma dü kvamndayd. Yine de gece daha yeni balyordu.
2
New York Dükü’nden çknca, barn ana binasnn uzun, kl penceresinin yannda duran moruk bir ayyan bir eyler mrldandn, babalarnn pis arklarn uluduunu ve sanki lanet olas çürümü barsaklarnda pis bir orkestra varm gibi, arada tüh tüh diye sesler çkardn dikizledik. Böyle eylere hiç katlanamazdm. Bir insann, kaç yanda olursa olsun, öyle pislik içinde ayya ayya debelenip geirmesine asla katlanamazdm, hele bu seferki gibi cidden epey moruksa. Bir ekilde duvara yapmt ve giysileri rezaletti, buru buru ve dankt, bok ve çamur ve kir gibi eylerle kaplyd. Bu yüzden onu tuttuumuz gibi birkaç tane dehet zumzuk çaktk, ama ark söylemeye devam etti. ark öyleydi:
Ve sevgilime döneceim, sevgilime,
Sen, sevgilim, gittiinde.
Ama Dim onun pis, ayya azna birkaç zumzuk geçirince ark söylemeyi kesip cyaklamaya balad: “Haydi, bitirin iimi, sizi korkak piç kurular, zaten böyle adi bir dünyada yaamak istemiyorum.” O zaman Dim’e biraz ara vermesini söyledim, çünkü eskiden bazen, bu bir aya çukurda moruklarn hayat ve dünya hakknda lakrdlarn dinlemek houma giderdi. “Ya. Nesi adiymi ki?” dedim.
Haykrd: “Adi bir dünya, çünkü sizin gibi gençlerin yallar hrpalamasna izin veriyor ve artk kanun, nizam diye bir ey kalmad.” Cyaklarken ortal inletiyor, ellerini sallyor ve cidden dehet laflar ediyordu, yalnz arada srada barsaklarndan gurul gurul sesler geliyordu, sanki içeride bir ey dönüyormu ya da lavuun teki gürültü yaparak çok kaba bir ekilde araya giriyormu gibi, bu moruk herif de onu zumzuklaryla tehdit edip duruyor ve baryordu: “Buras artk yallara göre bir dünya deil, yani sizden hiç mi hiç korkum yok çocuklar, bana vursanz bile ac duymayacak kadar sarhoum, öldürseniz memnun olurum.” O zaman güldük ve srttk, ama bir ey demedik ve sonra herif dedi ki: “Bu ne biçim dünya yahu? Millet aya çkyor ve dünyann çevresinde lamba görmü tatarck misali frl frl dönüyor, ama yeryüzünde artk kanuna ve nizama aldran yok. Yani elinizden geleni ardnza koymayn, sizi adi, korkak holiganlar.” Sonra bize biraz dudak müzii çekti –” Brrrrzzzzrrrr”– tpk bizim o tüyü bitmemi aynaszlara yaptmz gibi ve sonra tekrar ark söylemeye balad:
Ah sevgili sevgili yurdum, senin için dövütüm
Ve sana bar ve zafer getirdim…
Bu yüzden onu güzelce patakladk, pimi kelle gibi srtarak, ama herif arkya devam etti. Sonra çelme takp iki seksen yere yatrnca azndan bir kova dolusu biral kusmuk çkt. Bu irenç olduundan onu birer kere tekmeledik ve moruun pis azndan ark ya da kusmuk deil, kan gelmeye balad. Sonra yolumuza gittik.
Belediye Elektrik Santrali’nin civarnda Billyboy’la be kankasna rastladk. imdi, o günlerde çeteler genellikle dört be kiiden oluurdu kardelerim, bunlar devriye ekipleri gibiydiler, dört kii bir arabaya rahat sar, alt ise çete limitini aan bir rakamd. Bazen çeteler büyük gece savalar için birleip küçük ordular filan olutururlard, ama genellikle böyle az sayda gezmek en iyisiydi. Billyboy’un srf o srtan, dobiko suratn görünce bile midem kalkyordu ve üstünde hep, defalarca kzartmalarda kullanlm, çok bayat ya kokusu olurdu, imdiki gibi en k halindeyken bile. Biz onlar dikizlerken onlar da bizi dikizlediler ve imdi birbirimizi çt çkarmadan seyrediyorduk. Bu
seferki gerçek olacakt, doru dürüst olacakt, bu seferki bçakl, zincirli, ustural olacakt, srf zumzuklu ve tekmeli deil. Billyboy’la kankalar yaptklar ii braktlar, yani yanlarndaki gözü yal genç çtr düdüklemeye balama iini... Çtr cyaklayp duruyordu, ama giysileri hâlâ üstündeydi, Billy onu bir kolundan tutmutu, bir numaras Leo ise dierinden. Herhalde, biraz ölçüsüz iddete balamadan önce gösterinin pis laflar etme ksmndaydlar daha. Geldiimizi dikizleyince ühü ühü diyen bu küçük pilici braktlar, ne de olsa ondan çok vard ve çtr, incecik beyaz bacaklarn karanlkta parldatarak kaçarken hâlâ “Ah ah ah” diyordu. Pimi kelle gibi srtarak ve gayet kankaca dedim ki: “Vay vay, kimleri görüyorum, bizim le kokulu, dobiko teke Billyboy’un ta kendisi. N’aber seni ucuz, le kokulu, toparlak patates kzartmas ya iesi? Gel de…