ahmet talÂt onay · 2020. 8. 21. · rı; hitit, roma, bizans ... 2. cildini 1932’de Çankırı...

of 369/369

Post on 01-Feb-2021

1 views

Category:

Documents

0 download

Embed Size (px)

TRANSCRIPT

  • AHMET TALÂT ONAY

    ÇANKIRIŞAİRLERİ

    DR. RIFKI KAMİL URGAÇANKIRI ARAŞTIRMALARI MERKEZİ

    ÇANKIRI - 2018

    GÖZDEN GEÇİRİLMİŞ YENİ BASKI

    HAZIRLAYANDR. İBRAHİM AKYOL

  • ISBN: 978-605-67155-7-0

    Dr. Rıfkı Kamil UrgaÇankırı Araştırmaları Merkezi

    Yayın No: 65

    T.C. Kültür Bakanlığı Sertifika No: 42709

    HAZIRLAYANDr. İbrahim AKYOL

    Çankırı BelediyesiDr. Rıfkı Kamil Urga

    Çankırı Araştırmaları Merkezi

    KAPAK ve SAYFA DÜZENİÇetin KAPDAN

    [email protected]

    BASKIKayıkçı Mat. Yay. San. Ltd. Şti.

    Cumhuriyet Mh. N. Fazıl Kısakürek Sk.Atakoç Apt. No: 16 ÇANKIRI

    Tel: 0 376 213 19 88 - 212 50 70

    KAPAK FOTOĞRAFIÇankırı Kültür ve Turizm

    Müdürlüğü

    İLETİŞİM ADRESİÇankırı Belediyesi

    Kültür ve Sosyal İşler MüdürlüğüTel: 0 376 212 14 00www.cankiri.bel.tr

    Bu Kitap Çankırı BelediyesiDr. Rıfkı Kamil Urga

    Çankırı Araştırmaları Merkezi Yayınıdır.

    ÇANKIRIARALIK-2018

  • TAKDİM

    Milletlerin tarihi olduğu kadar o milletlerin üzerinde varlıklarını de-vam ettirdiği, medeniyetler kurduğu, kültürlerini, sevinçlerini, hüzünlerini, kederlerini hep beraber yaşadıkları şehirlerin, ilçelerin, kasaba ve köylerin de tarihi vardır. Tarih, kültür, medeniyet ve edebiyat bir milleti oluşturan asli unsurlardandır, adeta damarın içindeki akan kandır. Bu cümleden yola çı-karak biz kültür ve medeniyeti, bir milletin oluşturduğu maddi ve manevi değerlerin bütününü oluşturan bir hayat tarzı olarak kabul ediyoruz. Dolayı-sıyla bizim anlayışımıza göre belediyeler, şehrin maddî imarı ve gelişmesiyle beraber aynı zamanda manevî imarı ve gelişmesinden de sorumludur. Çünkü fertlerin, şehirlerin ve milletlerin kalkınmasında en önemli güç, manevî ve kültürel değerlerdir. Bu açıdan biz, kültür belediyeciliğini de aynı derecede önemsiyoruz.

    Günümüzde modernizmin getirdiği yozlaşmadan en az etkilenen şe-hirlerden birisi olan Çankırı’nın kültürel bakımdan zengin olduğu ortadadır. Gelenek ve göreneklerine bağlı, âdetlerini yaşatmaya çalışan, temeli âhiliğe dayanan yâran kültürünün hâlâ şehrimizde varlığını etkin bir şekilde göster-mesi bunun en güzel delilidir. Yâranın yanı sıra, masallar, ninniler, türküler, mûsiki, bilmeceler, orta oyunlar, düğünler, gezmeler, inanışlar, giyim-kuşam tarzı, geleneksel halk tiyatroları vb. manevî değerlerimiz hâlâ yaşamaya de-vam etmekte olup bütün bunların yanında edebiyatın, şiirin ve şairlerin ayrı bir yeri bulunmaktadır.

    Halk şairlerinin bir zamanlar uğrak yeri olan Tuht (Yapraklı) panayırı, Orta Anadolu’nun Sûk-ı Ukaz’ı olarak nitelendirilmiştir. Bu panayır etrafında gelişen halk edebiyatı, Çankırı’nın tanıtımında çok önemli bir yere sahiptir. Çankırı’da yaşayan ve eserlerinde Çankırı’dan izler taşıyan şairleri Çankırı Şairleri olarak kabul eden Ahmet Talat Onay, konuyla ilgili eserini 1932’de yayımlamış, ondan sonra bu eser bir daha yayımlanma imkanı bulamamış-tı. Bu kitap, Çankırı Karatekin Üniversitesi, Türk Dili ve Edebiyatı bölümü öğretim üyelerinden aynı zamanda Çankırı Belediyesi Dr. Rıfkı Kamil Urga Çankırı Araştırmaları Merkezi kurucularından Dr. İbrahim Akyol tarafından gözden geçirilmiş, dipnotlarla zenginleştirilmiş ve tekrar yayıma hazırlanmış-tır. Eserin yazarını rahmet ve minnetle anarken, yayıma hazırlayan Hocamıza da teşekkür ederim.

    Çankırı Belediyesi olarak şehrimizle ile ilgili yapılan her türlü çalışma-nın yanında olduğumuzu belirtir, bu eserin ilim, kültür ve edebiyat dünyamı-za faydalı olmasını dilerim.

    Hüseyin BOZ Çankırı Belediye Başkanı

  • V

    ESER HAKKINDA

    “Uzak çağların yakın şehri” olarak nitelendirilen Çankırı, tarih boyunca birçok medeniyet ve kültürü barındırmıştır. Paflagonya’nın en eski şehri kabul edilen Çankı-rı; Hitit, Roma, Bizans imparatorluklarından sonra Danişmendliler döneminde Türk-ler tarafından 1074-1082 yılları arasında fethedilmiş, bundan sonra da Selçuklu, Os-manlı ve Cumhuriyete ev sahipliği yapmıştır. Adı, tiftik keçisi bol anlamında Gangra diye geçerken tarihi süreç de Danişmendnâme’de Mankuriyye, eski Arap-İslam kay-naklarında Hısnu’l-hadîd (Demir kale) Selçuklu ve Osmanlı kaynaklarında Kangırı, Kangarı, Kengırı olarak geçmiş ve Cumhuriyet döneminde Çankırı’ya dönüşmüştür. Bu süreçte birçok kültürü ve medeniyeti de üzerinde barındıran Çankırı’da özellikle edebiyat ayrı bir yere sahip olmuştur. Ancak bu edebî ürünleri yazıya geçirme konu-sunda maalesef gerekli hassasiyetin gösterildiğini söylemek mümkün değildir.

    Çankırı’da kültür ve edebiyat alanında ilk çalışmaları başlatan ve yayımlayan merhum Ahmet Talât Onay’dır. O, Çankırı’nın ileri gelenlerinin istekleri üzerine ça-lışmalarını Çankırı Şairleri adı altında 2 cilt halinde kitaplaştırıp 1. cildini 1930’da, 2. cildini 1932’de Çankırı Vilayet matbaasında bastırmıştır.

    Çankırı Şairleri adlı bu eserin, harf inkılabından sonra yayımlanan ilk eserler-den olması sebebiyle okuma, yazma ve mürettip hataları çokça bulunmaktadır. Ah-met Talât’ın Osmanlı imlasından aktardığı bu metinler, dikkatli bir şekilde gözden geçirilmiş, bugün bilim dünyasının tercih ettiği şekle aktarılmıştır. Bunu yaparken Ferit Develioğlu’nun Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik lügati ile İsmail Parlatır’ın Os-manlı Türkçesi sözlüğünün yazım kuralları tercih edilmiştir.

    Ahmet Talât’ın hazırladığı Çankırı Şairlerinin 1. cildinde 46, 2. cildinde ise 3 şair (Mecbur, Hurrem ve Zahmî) olmak üzere toplam 49 şair bulunmaktadır. Şabanözülü Sadık ve oğlu Kâzım’ı aynı maddede değerlendirmiştir. Biz şair Sadık ile oğlu Kâzım’ı ayrı birer madde olarak değerlendirdiğimiz için bu sayı 50’ye çıkmış bulunmaktadır. II. cildde Mecbur, Hurrem ve Zahmî’nin divanlarının tamamı bulunmaktadır. Bun-lar hakkında hazırlanan tezler ve yapılmakta olan müstakil çalışmalar olduğundan dolayı bu üç şairin şiirlerinin tamamını almak yerine her birinden yaklaşık üçte bir oranında şiirlerinin alınması tercih edilmiştir.

    Eserin sonuna sözlük ile kişi, yer ve eser adlarından oluşan bir dizin ilave edil-miştir. Bu sözlükte kelimelerin mümkün olduğu kadar metin içerisindeki anlamları verilmiş, diğer anlamları üzerinde durulmamıştır. Açıklanması lüzum görülen kav-ramlar da genişçe açıklanmıştır. Dipnotlarda verilen kelime ve kavram açıklamaları buradan alınarak sözlüğün içerisine dâhil edilmiştir. Ahmet Talat, bazı dipnotlarda ise şiirde telmihte bulunulan ayet, hadis ve kelam-ı kibarları Osmanlı imlası ile ver-miş olmasına rağmen, bu çalışmada sözlüğe dahil edilip mümkünse kaynakları ile beraber sözlerin anlamları da yazılmıştır. Çankırı Şairlerinin sonuna Ahmet Talât’ın ricasıyla hata-sevap (doğru-yanlış) cedveli ile o döneme göre anlamı bilinmeyen ke-limelerden oluşan lügatçeyi Hacı Şeyhoğlu Ahmet Kemal Bey hazırlamıştır. Hazırla-

  • Ahmet Talât Onay

    VI

    nan bu lügatçe, sözlüğün içerisine sadeleştirilmeden aynen alınmış olup bu madde-ler (*) işareti ile gösterilmiştir. Bunların dışındaki dipnotlar aynen korunmuş olup tarafımızdan ilave edilen dipnotların sonuna ise (İ.A.) kısaltması konmuştur. Eserde geçen bütün tarihlerin miladî takvime göre karşılığı verilmiştir. Kitapta adı geçen Çankırı şairleri ile ilgili olarak daha sonra yazılan –tespit edebildiğimiz kadarıyla- tezlerin, makalelerin, kitapların vb. yapılan çalışmaların künyesi verilmiş, bunlar Ge-nel Kaynakça başlığıyla gösterilmiştir. Böylece bu şairler hakkında ileride yapılacak çalışmalara yardımcı olmak hedeflenmiştir.

    Ahmet Talât Onay’ın Çankırı Şairleri çalışması, bu sahada yapılan ilk çalışma-lardan birisidir. Bu eserin yayımından sonra başka vilayetlerde, yörelerde bu tarz çalışmalar çoğalmıştır. Ahmet Talât Onay’ın derin vukufiyeti, titiz bir araştırmacı oluşu ve sahaya olan hakimiyetinin etkisi bunda büyük olmuştur. Bu eserle ilgili ilk değerlendirmelerden birisini de edebiyat tarihçisi, yazar ve şair Tahirü’l-Mevlevî (Ol-gun) yapmıştır. 11 Eylül 1942 tarihinde Ahmet Talat’a gönderdiği mektubunda şöyle demektedir: “ Çankırı’dan gönderilen âsâr-ı faziletin mütalaasıyla meşgul oluyorum. Okudukça istifadem artıyor ve o nisbette minnettarlığım tezâüf ediyor. Çankırı Şairle-rini, Derdli’yi Tokatlı Nûrî’yi okudum. Doğrusunu söylemek lazım gelirse i’cazkâr kale-minizle ihyâ edilmiş olan o bahtiyar adamları pek yüksek göremedim. Fakat siz onları Mesîhâne bir feyz ile hem diriltmiş hem yükseltmişsiniz.”I Bu eser yayımlandıktan son-ra M. Fuat Köprülü, Agâh Sırrı Levend, Saadet Nüzhet Ergün gibi birçok araştırmacı kaynak olarak kullanmış, eserlerinde Çankırı şairlerine yer vermişlerdir. Daha son-raki yıllarda ise şairlerle ilgili müstakil çalışmalar yapılmış, bildirilere, makalelere, araştırmalara, tezlere konu olmuşlardır.

    Çankırı kültürü ve tarihi için önemli çalışmalar yapan Hacı Şeyhoğlu Ahmet Kemal Bey’i, bu eseri hazırlayarak Çankırı kültür ve edebiyatına çok önemli kaza-nımlar sunan Ahmet Talât Onay’ı rahmet ve minnetle anıyoruz. Ahmet Talât Onay’ı edebiyat ve ilim dünyasına tanıtan, eserlerini neşreden Prof. Dr. Cemal Kurnaz’a şük-ran borçluyuz. Eseri baştan sona okuyup görüşlerini belirten aziz dost, kıymetli mes-lektaşım Doç. Dr. Abdusselam Arvas’a, kitabın basımını üstlenen Çankırı Belediyesi Dr. Rıfkı Kâmil Urga Çankırı Araştırmaları Merkezi ile Belediye Başkanımız Hüseyin Boz’a da teşekkür ediyoruz.

    Dr. İbrahim AKYOL Eylül - 2018-ÇANKIRI

    I Tahir Olgun, Edebî Mektuplar, Haz. Cemal Kurnaz, Ankara-1995, s.74.

  • VII

    AHMET TALÂT ONAYII

    Çankırı’nın Perdedar mahallesinde 1885 senesinde doğdu. Babası Hacı Saraç ai-lesine mensup Hafız Numan Efendi, annesi Afife Hanım’dır. Büyük dedelerinden Nu-man Münif Efendi kadılık ve müderrislik yapmıştır. İdadinin orta kısmını Çankırı’da okuyan Ahmet Talât, ardından Kastamonu İdadisi’ne devam etti ( 1905-1907), son sınıfın dört ayını Ankara İdadisi’nde okuyup 1907’de buradan mezun oldu. Aynı yıl kaydolduğu İstanbul Darülfünun Edebiyat Şubesi’ni 1910’da bitirerek Kastamonu Sultanisi’nde edebiyat öğretmenliğine başladı. Ardından tayin edildiği İzmir Sulta-nisi’ndeki öğretmenlik yıllarında İzmir Milli Kütüphanesi’nin ilim heyetine seçildi. Duygu ve Anadolu gazetelerinin başmuharrirliğini yaptı (1914). 1919’da tekrar Kas-tamonu Sultanisi edebiyat öğretmenliği, daha sonra Zonguldak (1920), Bolu (1923) Milli Eğitim Müdürlüğü görevlerinde bulundu. 12 Ağustos 1923’te II. dönem Çankırı milletvekili seçildi, parlamento hayatı 1946 seçimlerine kadar devam etti. 22 Eylül 1956’da öldü ve Cebeci Mezarlığı’na defnedildi. Ahmet Talât Onay, Milli Mücadele’de gösterdiği hizmetlerinden dolayı beyaz şeritli İstiklal madalyası ile ödüllendirilmişti.

    İlk şiir zevkini ve kültürünü Kastamonu İdadisi’ndeki hocalarından alan Ahmet Talât’ın Türklük ve Türkçülük şuurunun doğup gelişmesinde Darülfünundaki hoca-ları ve özellikle Müftüoğlu Ahmed Hikmet ile Veled Çelebi (İzbudak) etkili olmuştur.

    Şair, edebiyat araştırmacısı ve milletvekili olan Ahmet Talât Onay, şiir, makale ve kitap olarak birçok eser vermiştir. Fahriyye adlı şiirinde, Çankırı’nın eser yazan gençleri içinde ilki olduğunu, adını ebedi yaşatacak hayli eseri bulunduğunu söyler.

    Ben ahker-i ilmim bu kadar bin şererim varNâmım ebedî kılmaya hayli eserim var…Ben Çankırı’nın mağmez-i müstakbeliyim kiÂsâr yazan evlâdı içinde benim ilkiIII

    ESERLERİ:

    1. Sarı Çiğdemler. Ahmet Talât Onay’ın el yazısıyla olan iki nüshasından fayda-lanılarak Cemal Kurnaz tarafından yayımlanan eserde aruz ve hece ile halk, divan ve Edebiyat-ı Cedide tarzında şiirler yer almaktadır (Ankara-1993).

    2. Bolu Livası Salnamesi (Bolu-1340). Eserin harsiyat ve edebiyat bölümüyle âlimlerin ve meşhurların biyografileri kısmını Ahmet Talât kaleme almıştır.

    3. Âşık Dertli, Hayatı, Divanı (Bolu-1928)

    4. Halk Şiirlerinin Şekil ve Nev’i (İstanbul-1928, 1933; Ankara-1996). Ahmet

    II Ahmet Talât Onay’ın hayatı ve eserleri ile ilgili bilgiler Cemal Kurnaz’ın hazırladığı, “Onay, Ahmet Talât” mad. TDVİA, C. 33, İstanbul-2007, s. 352-353; Ahmet Talât Onay, Ankara-1990; Ahmet Talât Onay, Sarı Çiğdemler (Bütün Şiirleri), İstanbul-1993, künyeli eserlerden alınmıştır.

    III Ahmet Talât Onay, Sarı Çiğdemler, s.293.

  • Ahmet Talât Onay

    VIII

    Talât’a asıl şöhretini sağlayan ve klasik kaynaklar arasında yer alan eserde örnekler-den hareketle halk şiirinin bazı kuralları belirlenmiş, şekil ve tür ayırımında musiki-nin rolüne dikkat çekilmiştir.

    5. Çankırı Şairleri- I, II (Çankırı- 1930, 1932).

    6. Türk Şiirlerinin Vezni (İstanbul-1933; Ankara-1996).

    7. Âşık Tokatlı Nuri (Çankırı-1933).

    8. Dâstân-ı Ahmet Harâmî. XIV. yüzyılda kaleme alındığı sanılan bu aşk mes-nevisi önce Duygu gazetesinde tefrika edilmiş, daha sonra iki defa basılmıştır (Çan-kırı-1933, İstanbul-1946).

    9. Bir Bilgicin Tenkidini Tenkit (Çankırı-1937). Hüseyin Namık Orkun’un eleş-tirisine cevap olarak yazılmış bir makalenin ayrı basımıdır.

    10. Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve İzahı. Eserde divan şiirinde geçen kavram, kıssa, adet, inanış ve kişi adları örnek beyitlerle açıklanmaktadır. Ahmet Talât’ın uzun yıllar çalışarak hazırladığı bu kitapta 1000 civarında madde yer almak-tadır. Yazar, her konuyu yüzlerce şairden seçtiği örnek beyitlerle açıklarken, eserini aynı zamanda zengin bir antoloji haline getirmiştir. Ahmet Talât, bu eseri hazırlarken çok sayıda kaynaktan yararlanmıştır. Eser ayrıca Fuat Köprülü, Tâhir Olgun ve Veled Çelebi gibi bu sahanın otoritesi şahsiyetlerin tashih ve onayından geçmiştir. Kitap 1942 yılında Maarif Vekaleti’ne yayımlanmak üzere teslim edildiği halde basılmamış, daha sonra Prof. Dr. Cemal Kurnaz tarafından yeniden ele almış ve “Açıklamalı Di-van Şiiri Sözlüğü Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar ve İzahı” başlığıyla birçok defa basılmıştır.

    11. Kızılbaş Şiirinde Sual-Cevap (baskı yeri yok, 1953).

    12. Milli Mücadele Yazıları (Haz. Cemal Kurnaz - Şefika Kurnaz, İstanbul-1995) Milli Mücadele sırasında Açıksöz gazetesinde yayımlanan yazılarından meydana gel-miştir.

    Ahmet Talât’ın çeşitli kitaplarının sonunda yayımlanacağını bildirdiği eserleri şunlardır:

    1. Çankırı Şairleri-III.

    2. Fuzuli ve Nedim Hakkında Tetkik-i Edebi. (İzmir ve Kastamonu liselerinde verdiği edebiyat tarihi derslerinden).

    3. Hoca Mesud’un Süheyl ü Nevbahar’ı (Almanya’da tıpkı basımı yapılan Berlin nüshası ile Çankırı’da bulunan yazma nüshanın karşılaştırılması.)

    4. Âşık Cöngü. (Halk ve saz şairlerinin seçme eserlerinden meydana gelen şiir mecmuası).

    5. Dil Kavgamız. (İshak Refet ile aralarında geçen polemikte Duygu gazetesinde erdiği cevaplar).

    6. Çankırı Köy Adları (İfade ve delalet ettikleri manalara göre izahı)

  • ÇANKIRI ŞÂİRLERİ

    IX

    Ahmet Talât’ın, 1910-1911’de Kastamonu’da kendi çıkardığı Tiraje dergisiyle 1930-1938 yılları arasında Çankırı’da yayımladığı Duygu gazetesi başta olmak üzere çoğu mahalli olan Açıksöz, Köroğlu, Dertli, Halk Yolu, Necat, Abant, Eşref, Muallim, Sa’y, Hüküm, Yeni Fikir gibi gazete ve dergilerde makaleleri çıkmıştır. Bu makalelerin bir kısmında Süha Zahir takma adını kullanırken bazıları sahibi olduğu yayının adıy-la veya imzasız yayımlanmıştır. Bunlar halk edebiyatı, halk musikisi, hatıra notları, Türk dilinin çeşitli meseleleri, kitap tanıtımı ve eleştiri gibi konulara dairdir.

    Ahmet Talât’ın şiir kitabı olan Sarı Çiğdemlerde 330 adet şiir bulunmakta olup şiirlerinde aruz ve hece vezinlerini başarıyla kullanmıştır. İlk şiir denemeleri hece vezniyle olmasına rağmen tahsil hayatı süresince hem heceyi hem de aruzu dengele-yerek kullanmıştır.

    Ahmet Talât’ın şiirlerinin büyük çoğunluğunu gazeller ve koşmalar oluşturur. Bunlardan başka kaside, mesnevi, kıt’a, şarkı, tahmis, terbi’, tuyug, divan, semai, tec-nis, ayaklı koşma, musammat koşma, sone gibi nazım şekilleri de görülür. Edebiyat-ı Cedide tesirinde yazdığı belli bir şekli olmayan şiirler de bulunmaktadır. Onun şi-irlerinde konu olarak da aşk, ayrılık, tabiat, ölüm, tasavvuf ve hamaset başta olup bunların yanında günlük ve sosyal olaylar da şiirlerinde yer bulmuştur.

    Milli meselelerde çok duyarlı olan Ahmet Talât, Milli Mücadeleyle ilgili şiirle-rinde de aynı hassasiyetini sürdürür. Bunlardan ilki Süha Zahir müstearıyla yayımla-dığı Mehmetçiğin Destanıdır. Şiir Sakarya Zaferinin kazanıldığı günlerde yayımlan-mış, ordu tarafından beğenilerek Garp Cephesinin isteği üzerine tekrar ikibin adet bastırılmıştır.

    Ahmet Talât hayatının çeşitli dönemlerini şiirlerinde işlerken ayrıca çocuk şiir-leri de yazmıştır.

    MEŞREBİMİZIV

    Çoktan beri lezzet-i câmı tadarız bizSermest-i elestiz yem-i meyde batarız biz

    Şol mürde-dilânı ederiz nutk ile ihyâEnfâs-ı Mesîhâ gibi canlar katarız biz

    Nâdân bizi hor görse ne gam gönlümüz âlîMa’şûk-ı emel râhına canlar satarız biz

    Olsun mey-i sad-sâle ve sâkî-i ciğer-sûzMeyhânede billâhi hezâr-şeb yatarız biz

    Dilber severiz mey süzeriz zevk ederiz çünFâsık değiliz ehl-i riyâya çatarız biz

    Eyvân-ı harâbatta bize yan bakan olsaBin sehm-i kazâ tîr-i belâya atarız bizIV Sarı Çiğdemler, s.80.

  • Ahmet Talât Onay

    X

    Türküz bize has feyz ü fazîlet hele Tal’atZanneylemeyin Arnavud u yâ Tatarız biz

    Kastamonu, 13 Eylül1322/26 Eylül 1906

    HAYATIMV

    Müslüman babadan, sofu anadanGeldim bu dünyaya bahtiyar oldumOnüçümde yetim kaldım babadanAnamın elinden dil-âzâr oldum

    Üç yılda Kur’an’ı eyledim ezberHıfzımı dinletmek oldu müyesserZiyafetler çekip halka ser-â-serSoyuma bâis-i iftihâr oldum

    Devr ü mukâbele sanıp kemâliCami cami gezdim softa misâliGörüp beynimdeki vehm ü hayâliSanki Peygamberle hem-esrâr oldum

    Cenaze devrine gerçi gitmedimZekatla fıtraya rağbet etmedimSofta bostanında şükür bitmedimBen bu mezbeleden der-kenâr oldum

    Ondördümde girdim i’dâdiye benKur’an dolu başa kâr etmeyip fenO sene sınıfta onüç dönendenBiri olmak ile şerm-sâr oldum

    Birkaç Rum kopili vardı mektepteAfroditi mahbûb eder meşrepteArapla Çingâne Şiî mezhepteArkadaşlarıma sanma yâr oldum

    Birlikte okurduk FransızcayıBeraber tanıdık Musa İsa’yıMuhammed’den Rumlar almazdı payıBu haksız işlere isyankâr oldum

    Hafız-ı Kur’an’ım benimsin elbetGâvurca okumak en büyük haybetResimli kitaplar küfürdü evetBu düşüncelerle dil-figâr oldumV Sarı Çiğdemler, s.201-205.

  • ÇANKIRI ŞÂİRLERİ

    XI

    Gavurca ne varsa çâk câk ettikYakarak hepsini külle hâk ettikKüfürden mektebi encâm pâk ettikDin yolunda sanki Zülfikâr oldum

    İdare bu işi tutup vesileYağmurdan kaçarken tutuldum seleNasibimiz oldu ceza ve silleİşkenceye en çok ben dûçâr oldum

    Fıransızca denen belâ yüzündenÜçüncü sınıfta verdim mola benO yılda sınıfta kalıp serdümenUtancımdan delik yer arar oldum

    Mektepten alınca ben beratımıKastambol diyerek sürdüm atımıErtesi yıl kaçırdım ben rahatımıBir yıl Ankara’da gam-küsâr oldum

    Dârul-fünûn oldu İstanbul yurdumÜç sene beyhûde taşındım durdumZannetme turnayı gözünden vurdumDiplomalı câhil bir kibâr oldum

    Şi’re hüsne karşı bende telaşlarBabamın öldüğü günlerden başlarAdam olmak için yaptım savaşlarYıllarca bu yoldu bî-karar oldum

    En sonda şu hükme oldum ki kâilYüzbinde bir çıkar insan-ı kâmilBoş yere ömrümü etmeyip zâilAdamlıktan azçok behre-dâr oldum

    Kendimi bildiğim ilk günden beriKitaplar içinde gezdim serseriİlimden behredâr gibi ekseriCehille nâil-i itibâr oldum

    Onbir yıl felsefe belağat mantıkOkuttum yobazca kaşları çatıkKız erkek sayısız gençlerce artık Elleri öpülen ihtiyar oldum

    Yıllarca ıslâh-ı maarif diyeÇok düşündüm yazdım hep biteviyeGördüm çok fenalık Hak esirgeyeSanma rüşvet yedim şermisâr oldum

  • Ahmet Talât Onay

    XII

    Açık bir boğazı boş bir keseyiDolduracak para geldi epeyiAlıp da şişirmek varken enseyiAlmadım yoklukla zâr u zâr oldum

    İçmedim yoksulun gözü yaşınıYemedim yetimin yavan aşınıYılan gibi ezdim nefsin başınıAç yatıp rüyada zer-şümâr oldum

    Baştan çıkarmadım Türkün kızınıBir çocuğun kirletmedim ırzınıTürk’ün gayrısından nefsin hızınıAlmaya daima heveskar oldum

    Boy ölçtüm nâmertle boyneğdim merdeKötülük gelmedi benden bir ferdeBir ülkü uğrunda başımı derdeSokarak belaya giriftâr oldum

    Gördüm mükafatın istikametinEn yüksek pâyesin aldım milletinKitap yazmak ile işbu nimetinŞükrânın edaya zer-nisâr oldum

    Çatmadım gururla bir gün kaşımıAtmadım nâdândan gayre taşımıUnla ağartmadım kırçıl başımıO tâc-ı nâmusla ben hünkâr oldum

    Atladım sıçradım işte elli yılKimse koparmadı burnumdan bir kılHamd olsun çıkmadı bakırım kızılHalis altın ile hem ayâr oldum

    Tal’at bu kısa sözlerle benimAnlatılmaz elbet tab’-ı ruşenimVatan gençliğine hulk-ı hasenimBir örnek olur ise kâmkâr oldum

    (1935)

    GAZELVI

    Ruhunun aksi ki mir’ât-ı mücellâya düşerSanki penbe iki gül safha-i beyzâya düşerVI Sarı Çiğdemler, s. 183.

  • ÇANKIRI ŞÂİRLERİ

    XIII

    Leb-i la’li arasından görünen dişleri bakBenzer ol jâleye kim lâle-i hamrâya düşer

    Nûr-ı çeşmân mı nûş etmeye cehd etse nazarBûs-ı dâmânı için sâye-i bî-pâya düşer

    Sîne-yi tâbını setr etmeğe enzârımdanHizmet-i ebri hazân-ı zülf-i semensâya düşer

    Kokladım Nükhet-i gîsûsunu şemm etmek içinŞekl-i endâmı ki ol pister-i kemhâya düşer

    Şeb-i firkatte gazel tarhı becâ mı Tal’at Âhlar sana figân sâgar ile nâya düşer.

    (Ankara 17 Teşrin-i sâni 1338 /17 Kasım 1922)

    HANIM PINARIVII

    Berrak suyu görür gibi bir zamanMağara yakasının şen bağlarındanSızarak kumlardan süzülüp akanYurda şeref salan Hanım PınarıŞimdi adı kalan Hanım Pınarı

    Sayısız Koçyiğit almak için muratÖnünde koşturdu en dilber soy atCiritler deldiği o meydan heyhatŞimdi olmuş bir çöl Hanım PınarıDört yanın çamur göl Hanım Pınarı

    Bir zamanlar pınarlar şakrağa sendinYorgun yolcuların durağı sendinSevdalı yiğitler uğrağı sendinŞimdi bağrın harap Hanım PınarıSuyun olmuş serap Hanım Pınarı

    Ererdi damlandan içen er şânaGenç kızlar adaklar adardı sanaBulurdu şifayı çok dertli anaŞimdi bir anan yok Hanım PınarıSana dert yanan yok Hanım Pınarı

    Nerde cirit atan o şanlı erlerNerde saflar yaran yiğit safderlerHani ya meydanda türlü hünerlerGösteren soy atlar Hanım PınarıZâiri hoyratlar Hanım PınarıVII Çankırı’nın garp tarafından bağlar eteğinde bir mevkidir. Sarı Çiğdemler, s. 253.

  • Ahmet Talât Onay

    XIV

    Şimdi yorgunlara yok gölgen bileÇevrende kargalar geliyor dileO eski demleri umma nafileSoğulmuştur gözün Hanım PınarıKurumuştur özün Hanım Pınarı

    (22 Haziran 1936)

  • XV

    İÇİNDEKİLER

    TAKDİM .............................................................................................................................IIIESER HAKKINDA ............................................................................................................. VAHMET TALÂT ONAY ................................................................................................. VIIİÇİNDEKİLER ................................................................................................................. XVKISALTMALAR ........................................................................................................... XVII

    YAZARIN ÖNSÖZÜ .......................................................................................................... 3ABDULKADİR BEDRÎ .................................................................................................... 11ALİ BEZLÎ .......................................................................................................................... 13ALİ DEHRÎ ........................................................................................................................ 21ALİ KADRÎ ........................................................................................................................ 27ALİ MİHRÎ ......................................................................................................................... 51ÂŞIK ALİ (SEFİL ALİ) ...................................................................................................... 53ATÂÎ .................................................................................................................................... 59BEHCET ............................................................................................................................. 65BEZMÎ ................................................................................................................................ 69CEVHERİYE BÂNU HANIM ......................................................................................... 71CÜNÛNÎ ............................................................................................................................ 75EFKÂRÎ ............................................................................................................................... 81FAHRÎ ................................................................................................................................. 83HAMDÎ ............................................................................................................................... 85HAYRÎ ................................................................................................................................. 85HÂZİM ............................................................................................................................... 97HIFZÎ ETHEM .................................................................................................................. 97HURREM ........................................................................................................................... 99KAZIM ..............................................................................................................................123KEMAL AHMET ............................................................................................................125MÂHÎ ................................................................................................................................133MÂHİR HÜSNÎ ...............................................................................................................139MAHVÎ .............................................................................................................................141MECBÛR EFENDİ..........................................................................................................143MEFHARÎ ........................................................................................................................177

  • Ahmet Talât Onay

    xvı

    MİCMERÎ .........................................................................................................................195MÜNÂDÎ ..........................................................................................................................199NÂ’İLÎ ................................................................................................................................199NÛRÎ .................................................................................................................................201NÛRÎ BABA .....................................................................................................................201OSMAN BEHÇET ...........................................................................................................203OSMAN PÜNHÂNÎ .......................................................................................................205OSMAN TAL’AT ..............................................................................................................207OSMAN VEHHÂÇ .........................................................................................................209RİNDÎ ...............................................................................................................................223SABRÎ ................................................................................................................................237SÂDIK ...............................................................................................................................247SIDKI ................................................................................................................................249SIDKI HANIM.................................................................................................................255SÜLEYMAN .....................................................................................................................255ŞERÎFÎ ...............................................................................................................................259VÂFÎ ..................................................................................................................................261VAHYÎ ..............................................................................................................................261YÂDÎ..................................................................................................................................265YESÂRÎ .............................................................................................................................267YÜMNÎ .............................................................................................................................271ZÂHİD EFENDİ .............................................................................................................279ZAHMÎ .............................................................................................................................281ZARİFÎ HANIM ..............................................................................................................303ZAMİRÎ ............................................................................................................................303NETİCE ............................................................................................................................306

    GENEL KAYNAKÇA ......................................................................................................307SÖZLÜK ...........................................................................................................................311DİZİN ...............................................................................................................................345

  • xvıı

    KISALTMALAR

    age. : Adı geçen eser.agm. : Adı geçen makale.A.T. : Ahmet Talâtbk. : BakınızC. : Cilte.t. : Erişim TarihiH. : Hicrî takvimHaz. : Hazırlayanİ.A. : İbrahim AkyolM. : Miladi takvimMEB : Milli Eğitim BakanlığıR. : Rûmî takvim.s. : SayfaS. : SayıTDE : Türk Dili ve Edebiyatı AnsiklopedisiÜniv. : ÜniversitesiYay. : Yayınları

  • Toplayan:

    ÇankırılıAhmet Talât

    ÇANKIRIŞAİRLERİ

    1930

    Çankırı Tarih ve Halkiyâtı Notları - 1

    Çankırı Matbaası

  • 3

    YAZARIN ÖNSÖZÜ

    ÇANKIRI: İlkçağ ve miladın ilk asırlarında krallık, başpiskoposluk, Selçuklu-lardan beri eyalet, mutasarrıflık ve vilayet merkezi olan Çankırı’nın tarihteki siyasî önemi kadar halkbilim açısından da mühim yeri vardır.

    Vilayet kuzey doğudan ve batıdan yüksek dağlarla, güneyden uçsuz bucaksız ovalarla çevrili bulunduğundan daima dışarıyla irtibatı kesik bir halde kalmış, bu cihetle özelliklerini muhafaza eden karışmamış saf bir Türk diyarı olma şerefini ko-rumuştur.

    Dikkatli ve titiz bir araştırmacı için Çankırı, Türk halk kültürü itibarıyla tüken-mez bir hazinedir. Oyunlar, türküler, düğünler (hafızlık, icazet, sünnet ve evlenme törenleri vb.) gezmeler, toplanmalar ( ârifâneler, sohbet teşkilatı, esnaf teşkilatı vb.) dini teşekküller ve telakkiler (mevlid, aşûre ve tekke âyinleri, halk -bilhassa kadın-lar- tarafından asırlardan beri muhafaza edilen cin, peri ve uğursuzluk telakkileri, yağmur duaları, âfetten ve bilhassa zaman zaman büyük hasarlar veren zelzelelerden korunmak için dualar, cenaze merasimleri, ölüler hakkındaki inanışlar vb.) giyim tarzındaki özellikler, dil vb. sosyal hayat ve yansımalarının her biri başlı başına araş-tırılması gerekli durumlardır.

    Kuvvetle iddia edebilirim ki, vilayet dâhilinde yaşayan Türkler, Anadolu’ya yer-leştikleri günden beri gerek ahlak ve âdetler, gerek ibâdet ve dinî inanışlar hususunda Hıristiyanlıktan asla etkilenmemişler ve belki Orta Asya’dan beraber getirdikleri ah-lak ve kültürleri bugüne kadar az çok korumuşlardır.

    Bugün bile İstanbul ile temas etmiş köylerle, temas etmemiş olanlarını ayırt et-mek pek kolaydır. Tepeden tırnağa kadar ektiği pamuğu dokuyarak yaptığı kumaşı giyen, sîmâ, giyinme, konuşma, âdet itibarıyla daha dün Orta Asya’dan gelmiş zanne-dilebilecek derecede özellikler gösteren köylerin sayısı yüze, nüfusu onbine yakındır.

    Anadolu tarihinde en az göç eden ve belki de etmeyen Çankırı vilayeti halkıdır. Orta Anadolu’da bulunması nedeniyle istila ve harp görmemiş, Celâlî ve Kadıkıran eşkıyasının saldırıları ise zaman zaman meydana gelen zelzeleler kadar olsun iz bı-rakmamıştır.

    İşte dışarıyla bağlantısı pek az olan bu memleketin çevreyle münasebetini yalnız meşhur Panayırı temin ederdi.

  • Ahmet Talât Onay

    4

    ÇANKIRI PANAYIRI: Başka bir eserimde1 ayrıntılı yazdığım üzere Çankırı’ya altı saat uzaklıkta Vilayetin doğusundaki Yapraklı dağında her senenin eylül ayında ve ayın bedir hâlinde bulunduğu zaman bir panayır kurulurdu.

    Bu panayır cuma namazından sonra başlar, pazar akşamına kadar ikibuçuk gün kurulur; ertesi gün şehre nakledilerek salı gününden ertesi hafta çarşamba akşamına kadar devam ederdi.

    Derme çatma dükkânların adedi, resmi kayıtlara göre 999 idi. Üzeri çam dalları ile örtülü, etrafı bir iki tahta ile çevrili bu dükkânlardan çarşılar meydana gelirdi. Hint’ten, Fas’tan, Mısır’dan, Suriye’den, Acem’den ve Anadolu’nun her tarafından ge-len tacirler; manifaturacı, ıtriyat ve baharat, kuyumcu, mücevheratçı, saraç, ayakka-bıcı ve hatta esir ve cariye çarşıları oluşturmuşlardı.

    Büyük mikyasda hayvan alım satımı olurdu. Matbaa müdürü Hasan Bey’in araş-tırmalarına göre, Gözlüklü Hamdi Bey isminde bir mutasarrıf bu çarşıları kiraya bağ-laması ve o yerleri kendine mülk edinmesi ile gelen tacirler maruz kaldıkları zorluk-lardan dolayı Yapraklı’ya gitmeyerek şehirde kalmayı tercih ettiklerinden 1306/1890 senesine doğru bu panayır dağılmış ve yalnız şehir panayırı devâm etmiştir.2

    Ne zamandan beri kurulduğu bilinmeyen ve fakat başlangıçta mal ve eşya değiş tokuşuyla başladığı bildirilen bu panayırda bu değiş tokuşun yanında fikir ve şiir de teâti edilir, dışarıdaki ilmî, edebî akımlar, siyasi hareketler bu on gün içinde anlaşılır-dı. Çünkü panayıra koşan ticaret erbabıyla beraber hokkabazlar, köçekler, orta oyun-cuları, maskaralar gibi halkı eğlendirecek sanat erbabı da gelirlerdi ve bu meyanda bilhassa saz şairleri büyük hürmet görürlerdi.

    Arapların sûk-ı ukaz’ına nispetle Orta Anadolu’nun göbeğinde kurulan bu pa-nayır daha önemli idi. Çünkü buraya İslam memleketlerinden, Anadolu ve Rumeli-den tüccarlarla beraber şairler de gelirler, şiir alış-verişi ve yarışmalarında bulunurlar, şöhretlerini etrafa yayarlardı. Şüphesizdir ki her tüccar memleketine maddî kâr ile beraber birkaç da yabancı ve Çankırılı şairlerin şiirleri ile dönerdi.

    Yerli şairlerle dışarıdan gelenler arasında muamma asmak, tekellümde bulun-mak, nazîreler söylemek suretiyle yarışmalar yapılırdı. Kazanan şair kendilerine ve memleketlerine şöhret kazandırırlardı. Erzurumlu Emrah, Geredeli Dertli, Konyalı Şem’î, Kalecikli Mir’âtî, Everekli Seyrânî, Tokatlı Nûrî, Beşiktaşlı Gedâyî, Bayburtlu İrşâdî, Giresun’da medfun Fethî gibi âşıklar bu panayırlarda çalmışlar; Çankırılı Hur-rem, Cünûnî, Mefharî, Sabrî, Hayrî, Zahmî, Yâdî, Rindî gibi saz ve kalem şairleri ile çarpışmışlardır. 3

    İşte bu panayır münasebetiyledir ki Çankırı kadar söz ve saz erbabının uğradığı, 1 Ahmet Talat Onay, Âşık Tokatlı Nuri, Çankırı Matbaası, 1933.2 Ankara-İstanbul tren hattının açılması üzerine Çankırılı tacirlerin İstanbul ile münasebete girişmeleri de pana-

    yırın dağılmasına sebep olmuştur sanırım. Şehirde her sene kurulmakta olan panayır yalnız hayvan ve zahire alışverişine münhasır kalmış gibidir. Üç gün devâm etmektedir.

    3 Bu çarpışmalar Tokatlı Nûrî adlı eserimde anlatılmıştır. (Ahmet Talat Onay, Âşık Tokatlı Nuri, Çankırı Mat-baası, 1933) (Not: Çarpışmadan kast edilen karşılıklı atışmalardır. İ.A.)

  • ÇANKIRI ŞÂİRLERİ

    5

    izler bıraktığı memleket çok azdır. Bundan dolayı Çankırı’da herkes doğal olarak –ap-tallar hariç- şair değilse bile şiire yatkındır.

    ÇANKIRI ŞEHRİ4 : Kibert haritasına göre şehir ekvatorun 40,46 derece ku-zeyinde ve İstanbul gündüz yarısının 5 1/7 ve Greenwich gündüz yarısının 33, 2/7 derece doğusunda bulunup bu itibar ile iklimi mutedildir. İçanadolu’da dâhil ve deniz seviyesinden 730 metre yüksek olduğundan havası kuru ise de doğudan akan Acıçay ve önünden geçen Tatlıçaylar ile bir dereceye kadar bu kuraklığı değiştirmektedir.

    Şehir, kuzey, batı ve güneyin 50, 100 metre yüksekliğinde sıra dağlar ile çev-rilmiş oldukça derin bir vadide kurulmuştur. Bu yönüyle karayel, karayel kerte, yıl-dız, keşişlemeyi; tatlıçay aşırı bahçeler ise poyraz, yıldız, karayel kerte yıldızdan esen rüzgârları alır.

    Topbağçeden Ayan köyüne kadar güney doğudan kuzey doğuya kadar 15 km. uzanan Tatlıçayın iki tarafında bağçeler bulunur. Buraların ilkbahar manzarası çok şairanedir. Mehtaplı gecelerde seher vakitlerinde bülbüllerin feryadı, kuşların cıvıl-daşması insana adeta can verir.

    Asıl şehir eski kalenin bulunduğu tepenin yamacında kurulmuştur. Evler ka-deme kademe inşa edilmiş olduğundan birbirine engel değildir. Bu nedenle hemen hemen çoğu güneş görür ve bahçelere bakar.

    Yazın mehtaplı geceler çok latif ve caziptir. Tabii engebeler dolayısıyla gözle gö-rülen ufuk çok dar olduğundan parlak yıldızların görünüşü insana pırlantalarla süs-lenmiş bir çadır altında bulunuyormuş hissini verir. Ay, başka yerlerde olduğu gibi yavaş yavaş ortalığı aydınlatmaz. Yüksek tepelerin ardından yükselen ay etrafı birden bire aydınlığa boğar. Sonbaharda eski kaleye çıkılırsa hazanzede bağ ve bahçelerin arasından Acı ve Tatlı çayların bazen açıkta bazen gizli aktığı ve güneşin ışıklarının tatlı parıldamalarla yansıdığı görülür.

    Çankırı şehri hakkında bu küçük tasvirler gösterir ki kabiliyetli insanları ye-tiştirmek hususunda iklim kısır değil, bereketlidir. Bu yönüyle halk hür düşünceli, serbest hareketlidir. Vaktiyle açılmış olan üç-beş tekke bile müritlerinin adedini par-makla gösterilecek bir dereceden yukarı çıkaramamıştır. Bunun içindir ki tasavvuf anlayışları bu memlekette yer bulamamış, tasavvuf mensuplarına ise daima garip nazarla bakılmıştır. Zevke, eğlenceye, şiire, güzelliğe düşkün olan bir halk kitlesi üze-rinde mutaassıp insanların nüfuzlarının olamayacağı açıktır.

    Her koyun kendi bacağından asılır, sözü ötedenberi siyasette, kabahatte, ibadet-te ve hayatın her safhasında Çankırılıların hareket noktası olmuştur. Bundan dolayı Çankırı’da din ve kanunların ahlaksızlık olarak gördüğü suçlar –dışarıyla karışım ar-tıncaya kadar- sayılabilecek kadar az görülmüştür.

    Hayatımın ilk yirmi senesi içinde Çankırı’da iki adam öldürme, bir-iki ırza te-4 Hacışeyhoğlu Ahmet Kemal Bey’in Çankırı tarihine dair kıymetli görüşlerini, buluşlarını içeren Çankırı Tari-

    hinin Anahatları adlı notlarından özetlenmiştir.

  • Ahmet Talât Onay

    6

    cavüz, iki kadar hırsızlık olayı olduğunu hatırlıyorum. Çankırılıları bu derece fazilete sevk eden din, adet, gelenek ve görenekle beraber şüphesizdir ki şiir vasıtasıyla ya-pılan telkin olmuştur. Mühim bir terbiye ocağı olan sohbet âlemleri, sıkı bir sosyal disiplin halini alan esnaf teşkilatı yanında taassup bilmeyen âlimleri, âşık ve kalem şairleri de halkı hayra, fazilete yönlendirmiştir.

    Kendilerine yetiştiğim Vehhaç, Bezlî, Mecbûr, Mâhir Hüsnü, Behçet Ata, Kadrî, Pünhan, Fahrî, Şemsî gibi kalem ve Nûrî, Yâdî gibi saz şairlerinden ve az çok eğitim gören kalem ve medrese efendilerinden başka sohbet yârânından pek çoklarının5 bile uzun kıtalı, müzeyyen ciltli cönkleri ve bunların içinde nadide şiirler bulunurdu. Bu yârenin hemen yarısından fazlası esnaf idi. Bu eseri yazarken yararlandığım mecmu-alardan bir kısmı da yine onların bıraktıkları mirastır. Tanrı cümlesine rahmet etsin.

    ÇANKIRI ŞAİRLERİ: Çankırı şairlerini gösterecek bir “Şairler Tezkiresi” şim-diye kadar yazılmadığı, cönklerde yalnız şiirleri geçdiği ve aynı mahlaslı yerli yabancı birkaç şair de bulunduğu içindir ki Çankırılıları ayırmak güç bir mesele olmuştur. Bazı mecmualarda Kangarevî gibi kayıtlara tesadüf edilmekte ise de bunların derhal kabulü uygun değildir.

    Bir de eski şair tezkireleri de birçok şiire kabiliyetli kişiler ya fazla hürmet gör-mek ya da kendilerini gizlemek maksadıyla kendilerini İstanbullu hatta Arap ve Acem gösterdikleri yahut tezkire sahipleri araştırmadan birçoğunu Şehrî tanıttıkları cihetle bunlar arasında Çankırılı şairleri bulup çıkarmak birçok vasıtalarla zahmetli bir çalışmayı gerektirmektedir.

    Bütün bu noktalardan Çankırı şairlerinin isimlerini saymak beni tedbirli dav-ranmaya sevk etmiştir. Eğer tedbirli davranmayıp da rivayetleri, bazı delile dayanma-yan kayıtları dikkate alsaydım Çankırı şairlerinin adedinin yüzlere ulaşması müm-kün idi. Hatta daha ileri giderek Çankırılı Âşık Sabri ile beraber:

    Bu şehr-i Kangırı bünyâd olalı şâir-i meydanMukaddem bir de senden Sabriyâ Âşık Ömer çıkmış [şiirine dayanarak] meşhur

    Âşık Ömer’i de Çankırılı sayardım. Sabrî’nin bu beyti davamı isbat etmezse iddiamı kuvvetlendirecek mahallî rivayetler de vardır. Çünkü Âşık Ömer, Yüklü köydendir, evinin yeri bile malumdur. Kimse bu âşıka hürmeten oraya ev yapmazlar. Köyün önündeki köprü Âşık Ömer hayrıdır, o yaptırmıştır. Köylüler bu köprüyü bugün de tamir ederler.

    Âşık Ömer şehrin güney veya doğu taraflarındaki değirmenlerin birinde değir-menciymiş. Bir Hıdrellez gecesi değirmen birden bire durmuş. Uyuyan Âşık Ömer sesin durmasından uyanmış; sebebini anlamak için dışarı çıkmış ve ağaçların sec-deye kapandığını, suların uyuduğunu görmüş. Derhal belindeki yağlığını çıkılması mümkün olmayan bir kavak ağacının tam tepesine bağlamış. O dakikada dualar ka-

    5 Sohbet: Aynı yaştaki 24 kimsenin haftanın bir gecesinde sıra ile toplanmalarıdır. İçlerinden biri büyük ba-şağa seçilerek düzeni, yâren arasında kardeşliği muhafazaya görevlendirilir. Bir diğeri de küçükbaşağa seçilir, yârenin vekili olur. Sohbetlerde hizmet edene çavuş derler. Bu sohbetlerin özel ritüelleri vardır ki yeniçerilik, âhilik izleri görülmektedir.

  • ÇANKIRI ŞÂİRLERİ

    7

    bul edildiği için; -Yâ Rabbi! Sazımın üzerine saz, sözümün üzerine söz olmasın, dua-sında bulunmuş. İşte saz ve sözündeki kuvvet ve tatlılık bundan ileri gelmiş, keramet sahibi olmuş.

    Çankırı şairi olarak tanıtmak istediğim sîmâların şiirleri şüphesiz bugün elde bulunanlardan ibaret değildir. Yalnız Hurrem ile Mecbur Efendi’nin bir kısım şiir-lerini içermeyen mürettep divanları istisna tutulursa hiçbirinin mürettep divanı şiir mecmuaları ve hatta perakende el yazıları bile meydanda yoktur. Bunların pek çoğu yabancı memurlar tarafından götürülmüş, bir kısmı yanmış yahut ehil olmayanlar elinde kaybolmuştur.6 Bir kısmı da meydana her nedense çıkarılmak istenmediğin-den nihayet mecmualardaki şiirleri toplamak zarureti baş göstermiştir.

    Merhum Mecbur Efendi’ye ve pederine ait üç mecmuanın son senelerde biri-si tarafından götürüldüğünü ve bu mecmualarda üçyüz kadar Çankırılı şairin şiiri olduğunu mahdumu Muhlis Efendi söyledi. Bu mecmualar bugün elde bulunsaydı Çankırılı şairlerin eserlerinden oluşan bir antoloji yahut özel bir edebiyat tarihi mey-dana getirmek mümkün olurdu. Şu halde noksan olan benim gayretim ve himmetim değildir.

    Bir kısım şairlerin şiirlerini elde ettiğim halde hayatlarına dair bilgi elde edeme-dim. Bu şairler ben daha dünyaya gelmezden vefat ettikleri, sosyal hayatı kayıt eden muntazam nüfus kayıtlarımız olmadığı için kendileri gibi isimleri de unutulmuş, kü-çük bir rivayet dahi kalmamıştır.

    Bu münasebetle üzülerek belirtmeliyim ki her Türkiyeli Türk dördüncü ceddini bilemez. Çünkü nüfus kayıtlarında arayıp bulmak remil döküp define bulmak kadar zordur. İçimizde yaşayan Hıristiyanların düzenli kayıtları olduğu bu yönüyle bir aile-nin birkaç yüz senelik aile fertlerini bulmak mümkün bulunduğu halde ne yazıktır ki biz Türklerin böyle bir sicilleri olmadığından bir ailenin geçmiş kişileri bilinmemek-te, akrabalık bağları bozulmakta, birçok asaletler kaybolmaktadır.

    Ümit ediyorum ki ellerindeki şiirleri tılsım gibi saklayanlar bir zaman sonra meydana atacaklardır, fakat ne yazık ki benim Çankırı şairleri hakkında yazmak is-tediğim mufassal ve hususi görüşlere dayanan mütalaam bugün yazılmış bulunma-yacaktır.

    İtirazlarla dolu olan şu soruyu, o halde aceleye sebep ne idi, duyar gibi oluyo-rum. Arz edeyim ki otuz seneden beri şiir ve edebiyatla meşgulüm. Bu müddet için-de topladıklarımı birkaç defa kaybettim. Yeni topladıklarımı noksansız yayım için beklemek belki bunların da kaybolmasına sebep olabilir. Belki de benim hayatımın sonuna kadar sürer. Zaten bir tarihçinin görevi bulduğu materyalleri elde tutmak, saklamak değil; bunları meydana koyarak daha yeni maddelerin meydana çıkma-sını temin eylemektir. Binaenaleyh bunları yayımlama hususunda iki sebepten do-layı acele ettim. Biri kaybolmasından koruma, diğeri memleketimi tanıtmak. Yoksa

    6 Ali Dehri, Çolak Osman Pünhânî’nin mecmualarından ikisinin terekesi satılırken elde etmiş ise de bunlar da kaybolmuştur. Terekede satılan diğer mecmualar kim bilir ne oldu?

  • Ahmet Talât Onay

    8

    ölülerin eserlerini yayımlayarak eser sahibi görünmek gibi bir kendini beğenmişlik benim prensibim değildir. Noksanları tamamlamak yine Çankırılı gençlere düşer.

    Bu kitaba isim ve eserleri yazılan şairleri yaşadıkları asırlara göre sıralamak bunların esas ilhamlarını, kimlerin etkisinde kaldıklarını, edebi ekollerini, yazma sa-natlarını göstermek diğer tabirle özel bir edebiyat tarihi meydana getirmek gerekirdi. Bu işi başarabilecek yeteri kadar materyale sahip olsaydım haklı tenkitlerle karşılaşa-cağımdan korkmayarak memleketimi tanıtmak, şairlerimiz hakkında edebiyat men-suplarını alakadar etmek için böyle bir işe girişirdim. Böyle bir cür’eti kendimde gör-mekle beraber benden sonra gelecek, yeni bilgilerle dolu Çankırılı araştırmacıların çalışmalarını kolaylaştırmak için yüzeysel bilgi vermekle yetindim. İşte bu sebepledir ki şairlerimiz edebî dönemler itibarıyla değil, alfabetik sırayla gösterilmiştir. İlerde elde edilecek bilgiler, esere zeyl (ilave) olarak yayımlanacaktır.

    Eseri yazarken kaynak olarak yararlandığım şiir mecmuaları şunlardır:

    •Maarif Vekâleti (Milli Eğitim Bakanlığı) kütüphanesindeki 1 adet mecmua. Çankırı’dan İstanbul’a giden bu mecmua, Kilisli Muallim Rıfat Efendi tarafın-dan Bakanlığa satılmıştır. Çankırı tarihini aydınlatacak vesikaları içermekte-dir.

    •Ankara Ziraat Bankası Memurlar Okulu kâtiplerinden amcazâdem şair Ali Dehrî’ye ait 3 adet mecmua.

    •Maliye kâtiplerinden Gazezzâde Mehmet Efendi’ye ait 3 adet mecmua.

    •Dikici ustası Koçumoğlu Mustafa Çavuşa ait 1 adet mecmua.

    •Tiftik taciri Yavanzâde Mustafa Efendi’ye ait 1 adet mecmua.

    •Avukat Celal Bey’e ait, Armutcuzâde Ali Efendi merhumun Şair Kadri’ye he-diye ettiği 1 adet mecmua.

    •Büyük Camii müezzini Hafız Ali Efendi’ye ait 1 adet Ali Mihri Efendi mec-muası.

    •Tapu memuru Feyzi Efendi’nin Pederine ait 1 adet mecmua.

    •Orta Mektep Müdürü Kemal Cenap Bey tarafından tedarik edilen 3 adet mec-mua.

    •Sahibi meçhul, Maarif sandığına ait 1 adet mecmua.

    •Bolu’da elde ettiğim 2 adet mecmua.

    •Babam merhum Numan Efendi’ye ait 1 adet seçme şiirler mecmuası (1282/1865)

    •Belediye kâtibi şair Ethem Hıfzı Efendi’ye ait 1 adet mecmua.

  • ÇANKIRI ŞÂİRLERİ

    9

    •Çuhadarzâde Hafız Efendi’den yazdıklarım.

    •On senedir topladıklarım.

    •Sinop Halk Bilgisi Derneği muhabiri Şakir Bey’in gönderdiği destan.

    •Ali Dehri Bey’in bana verdiği muhtelif parçalar.

    Şiirler, nüshaların ortak yönleri dikkate alınarak tashih edilmiş, önemli farklı-lıklar dipnotta gösterilmiştir.

    Çankırı tarih ve şairlerine dair derlemelerde bulunduğumu bilen vilayet encü-meni azaları kitabın basımı konusunda isteklerini belirttiler, hatta bu eserin vilayet matbaasında basımına karar vermek suretiyle takdir edilecek bir ilgi ve alaka göster-diler. Memleket adına teşekkür ederim. Memlekete ait gelenek, görenek ve ananelere hakkıyla vâkıf olan canlı bir kültür kütüphanesi olan matbaa müdürü Hacı Şeyhoğlu Hasan Bey’in eserin yayımlanmasında gösterdiği gayret ve alakaya şükran borçlu-yum. Mecmualarını iade suretiyle çalışmamı kolaylaştıran kişilere ve saz şairlerine dair bilgilerini istifademe sunan eski tapu müdürü Ali Mihri Efendi amcamıza teşek-kür ederim.

    12 Ağustos 1930 Çankırılı Ahmet Talât

  • 11

    ABDULKADİR BEDRÎKarataş mahallesinden Hacı Osman Ağa’nın oğludur. 1301/1885-1886’da doğ-

    muştur. İlk ve orta tahsilini Çankırı’da gördükten sonra yedi senelik Kastamonu İda-disine naklederek tahsilini 1323/1907-1908 senesinde tamamlamıştır.

    Balkan Harbine katıldıktan sonra öğretmenlik ve maliyede memurluk yapmış-tı. Son memuriyeti Çankırı merkez mal müdürlüğüdür. Çok insaniyetli ve iyi kalpli bir genç idi. Çabuk etkilenirdi, asabi bir mizacı vardı. İşret, bu arkadaşı gençliğinde mahvetmiştir. Vefatı 1928’dedir.

    Kastamonu İdadisinin 6. ve 7. sınıfında iken ben, Abdulkadir ve Nizameddin Yümni üç hemşehri beraber idik. Edebiyat öğretmenimiz merhum Sıddık Efendi, bizi şiire teşvik eder, nazîreler söyletirdi. Sınıfımızda bulunan talebelerin yarıdan fazlası manzum yazabiliyordu. Bu meyanda Abdulkadir de heves eder, yazdıklarını hemşeh-risi olduğum için bana gösterirdi. Şiirde kullandığı Bedrî mahlasını ben vermiştim. Bana olan muhabbeti hasebiyle düzeltmelerimden memnun olur, tenkitlerimden gü-cenmezdi.

    Abdulkadir; şiirde arkadaşlarının ilerlediğini görünce üzülür, bazen günlerce uğraştığı halde dörtbaşı mamur pek az şey meydana getirebilirdi. Üzüntüsünü yen-mek, bize başka sahalarda üstün olmak için ya bize zor gelen derslere fazla çalışır yahut bağlama çalmaktaki yeteneğini ilerletmeğe uğraşırdı. Hatta okuldan çıktıktan sonra birçok şiirler ezberlemek, sazını ilerletmek suretiyle bir saz şairi olmayı bile hayal kurduğu olurdu.

    Abdulkadir’e sanat kabiliyeti olan bir şair gözüyle bakılamaz. Hatta iyi bir nâzım da denemez. Ancak şiirden anlar bir kişi gözüyle bakmak gerekir.

    Sonradan yazdıklarını görmedim. Bundan dolayı şiirlerinden örnek vermeye-ceğim.

  • 13

    ALİ BEZLÎ7

    Büyük Müftü Hacı Mustafa Efendi’nin “Hicazdan sana sakal tarağı ile misvak getireceğim” latifesinde bulunduğu Ali Bezli Efendi, dişleri dökülmüş geçim derdinin zorluklarıyla beli bükülmüş olmasına rağmen –galiba biraz da köseliğin icabı olarak- son derecede şen, şatır, nükteci, latife yapan, zarif, âlim, şair, dürüst ve âlicenâb bir zât idi.

    Bugün bile Abdioğlu denildiği zaman kendini yakından tanıyanların dudakla-rında derhal bir tebessüm belirir, behemehâl birkaç nüktesi, şakası nakledilir.

    Ali Efendi, 1257/1841-1842’de Çankırı’da doğmuştur. Babası ulemadan Hacı İbrahim Efendi’dir. Büyük babası Büyük Caminin imamı Hafız Ali Efendi ve onun babası Hafız Ali, bunun babası da Hacı Hasan Efendi’dir. Abdioğlu lakabı kendisine ecdadından kalmıştır. Bu isim de bize bu ailenin âlim ve şair yetiştirdiğini göstermek-tedir. Babası İbrahim Efendi de erbâb-ı tabiattan idi.

    İlk tahsili müteakip medreseye devâmla, zamanın şairlerinden Hayri ve Zahmî ile tanıştı. Bu sıralarda şiir yazmaya başladı.

    Koyduk vatanı gurbete bu fikrile çıktıkKim renc-i sefer bâis ola izz ü a’lâya, beyti onun da hareket noktası oldu. Tahsili-

    ni tamamlamak ve geliştirmek için İstanbul’a giderek Fatih müderrislerinden meşhur Hoca Şakir Efendi ile İngiliz Kerim Efendi gibi âlimlerden ders, Debreli Elmaszâde Talip Tevfik Efendi’den icazet aldı. Bir taraftan da Hafız, Mesnevî, Gülistân tahsil ederek Farsça bilgisini geliştirdi.

    1878’de açılan Rus seferine takaddüm eden Sırp ihtilalini teskine ilmiye alayı-nın binbaşısı olan Hoca Şakir Efendi maiyetinde mülazımlıkla iştirak etmiş, meşhur Aleksinaç muharebesinde bulunarak bu harbi tasvir eden Fezleke-i Tarih adlı destanı yazmış ve bastırmıştır.

    İstanbul’a dönüşünde Ruslar, Kars ve Ardahan’ı zabt ettiklerinden hükümetin rehavetini protesto makamında beş büyük caminin kapısına yapıştırılan yaftaların birini de Ali Efendi Bayezit camii kapısına yapıştırmıştır.

    Medrese talebe ve âlimleri arasında sayılır bir sîmâ olan Ali Efendi, hemşehrisi olmak münasebetiyle Ali Suavi ile de tanışmış ve mûmâileyhin Sultan Murad’ın tahta oturması, Abdulhamid’in hal’i maksadıyla yaptığı harekette alakası olduğundan akı-

    7 Ayrıca bkz. Sagıp Atlı, Bezlî Çankırılı, Türk Edebiyatı İsimleri Sözlüğü, 06.07.2014, www.turkedebiyatiisim-lersozlugu.com, e.t. 29.08.2018; “Bezlî” TDE Ansiklopedisi (Devirler-İsimler-Eserler-Terimler) C. 1. İstan-bul-1977, s. 422.

  • Ahmet Talât Onay

    14

    betten korkarak biraderi ile İstanbul’dan kaçmış, İnebolu yoluyla Kastamonu’ya gel-miş ise de parası kalmadığından kardeşi Veyis Efendi’ye Fezleke-i Tarih-i Osmânî’yi sattırarak yol parasını tedarik ettikten sonra Çankırı’ya gelmiştir.

    Bundan sonra ömrünü tetebbu’ ile a’şar memurluğu, kâtipliği, Büyük Camii mü-tevelliliği gibi vazifelerle geçirmiştir. 1318/1901’de vefat etmiştir. Oğlu Hamdi Efendi de şiire âşinadır.

    HUSÛSÎ HAYATI: Ali Efendi o rind-meşrep, feylesof-tabiat şairlerdendir ki ha-yatı geçim telaşıyla ızdırap içinde geçmiş olmasına rağmen feleğin kahırlarına karşı daima gülmüş, latifeleri, nükteleri ile de daima etrafındakileri güldürmüştür. Zaten nükte zeka eseri değil midir?

    Okcu oğlu Hoca Şakir Efendi –ki medrese âlimlerinin son yüksek bir sîmâsı, İstanbul dersiamlarından ve son şeyhu’l-müderrisîn idi- erbâb-ı zekaya latife etmek-ten, bunlardan mukabele görmekten çok zevk alırdı. Bu cihetle Ali Efendi’ye daima çatar, aralarında sarf olunan nükteler günlerce her sınıf halkın kahkahasını celp eder-di. Meselâ: Bir gün çarşıda yanında zamanın büyük âlimlerinden Hacı Evliya Efendi bulunurken yüzbaşızâde Hüseyin Efendi’yi çağırarak onu çingene yapmak için: -Hü-seyin, bizim Hâlim köyden geldi. Oğlu Ahmed’i niçin getirmediğini sordum. Hayvana binecek kadar büyümedi, dedi. –Cânım, Hüseyin Efendi’yi görmüyor musun, çocukla-rını yayladan heybeye doldurarak getiriyor, dedim, latifesinde bulunur. Hazırcevap Hüseyin Efendi derhal: - Hoca Efendi! Hâlim küçüktür; meresine girdiği zaman ağzına alır, getirir, cevabını verir. Hoca merhum kendi oğlunu köpek yavrusu yapan bu ce-vaptan son derece hoşlanır, fakat Hacı Evliya Efendi’nin tarizlerinden de kurtulamaz. Çünkü Evliya Efendi’ye göre latife yapmak ulemânın şanına yakışmaz.

    Hoca merhum bir gün araba ile köyüne giderken Hüseyin Efendi atla ardından yetişir. Çingeneler daima kavga çıkardıkları, her kavgadan sonra hükümete şikâyete koştukları için Hüseyin Efendi; - HocaEfendi, acelen ne? Şikayete mi gidiyorsun, diye latife yapar. Fakat av meraklısı Hocadan; -Ben ava gitmiyorum. Niye peşime düştün, cevabını alır.

    Şakir Efendi’ye göre sarf ettiği nükteleri anlamayan, latifelere derhal cevap vere-meyen bir kimse konuşmaya bile layık değildi. Onun bu hallerini basit zekâlı âlimler hoş görmezler, kendini hafiflikle itham ederlerdi. Bunun gibi Ali Efendi’ye de ağır başlı nazarı ile bakmazlar ve kimbilir neler söylerler, nelere benzetirlerdi.

    Şakir Efendi ile Ali Efendi arasındaki bilgi farkı Şakir Efendi’nin zekâ farkı Ali Efendi’nin lehinedir. Gün geçmezdi ki bu iki zât arasında bir latife geçmiş olma-sın. Mesela, Şakir Efendi bir Ermeni dişçiye diş yaptırmış, ağzında dişi olmayan Ali Efendi’ye dişlerini göstererek latifede bulunmuş. Ali Efendi: -Kafir ağzını eyi benzet-miş, karşılığıyla hocayı susturmuş.

    Bir ramazanda şair Osman Vehhaç, babam Numan, Arablı Ali, Okcuoğlu Şa-kir, Abdioğlu Ali, Müfti Hacı Mustafa Efendiler gibi zamanın âlimlerini, şairlerini

  • yüzbaşızâde Hasan Efendi davet eder. Gündüz Araplı Ali Efendi’nin medresesi için aldığı odunun bedelinden bir miktar borcu kalır. Köylü hocayı ararken Abdioğlu’na tesadüf eder. O da köylüyü Hasan Efendi’nin evine getirir ve kahve ocağına sokar. Kendisi telaşla içeri girerek Osman ve Hasan Efendilerin köyle münasebetlerine Müftü, Şakir ve Ali Efendilerin köylülüklerine telmihen: - Biz şehirliler, köylüleri ahmak sanırız. Halbuki bakarız elli paralık odun parasını almak bahanesiyle karnını doyurmak için hile düşünmüştür. Zaten bu köylüler… köylüler… tarzında dokundur-maya başlar. Ramazanla arası iyi olmayan iftar yanaştıkça gözleri görmeyecek dere-cede tiryaki olan Şakir Efendi, oradakilerin kahkahalarına tahammül edemeyerek Abdioğlu’na hitaben: -Ulan cıbır it! Şu sigaradan bir çekeyim, şu kahveden bir yutayım da sana köylüyü gösteririm, diyerek çıkışır. Ve aralarında geçen konuşmalar birçok gecelerin eğlencesine sermaye olur.

    Şakir Efendi köyü bulunan Ayvadlıdan Hacı Evliya Efendi’ye yazdığı mektupta derslere devam edilecekse geleceğini yazar. Evliya Efendi de derslerin kesileceğini bildirir. Ali Efendi mektubun bir kenarına selam yazacağı bahanesiyle şu atasözünü yazar: “Yorgunun çüş canına minnet!”

    Büyük Müftü Hacı Mustafa Efendi ile de aralarında birçok latifeler geçmiştir. Bir gün Ali Efendi’ye: -Ali Efendi, Büyük Camiyi tamir ettirdim, Mecbur Efendi tarih düş-tü. Filan hayra da filan düştü. Yaptırdığım helaya da sen düş, latifesinde bulunur. Ali Efendi: -Elbette biz de sahibinin şerefi ile mütenasip bir şey düşürürüz, karşılığını verir.

    Bir bayram günü Müftü Efendi medresesinde ziyaret kabul ederken yanında Ali Bezli, Yüzbaşızâde Hüseyin Efendi ve diğer bir zât bulunur. Bu sırada müftünün oğullarından biri içeri girer, para alarak çıkar gider. Bu sırada Ali Bezli yanındaki zâtın kulağına birşeyler fısıldar. Kulağı ağır işiten Müftü Efendi bu fısıldaşmadan kuşkulanır ve ne konuştuklarını sorar:

    Ali Efendi: - Bu çocuk kimin olduğunu sordu.

    Müftü: - Ne cevap verdin?

    Ali Efendi: - Müftü Efendi’nin dedim.

    Müftü: - O ne dedi?

    Ali Efendi: - Hoca, maşallah! Çekim hayvanı gibi amma dölü cılız düşmüş.

    Müftü: - Kabahat bende değil, ananın cinsi kötü, yoksa dölüm iyi düşer, cevabını verir. Böylelikle eşinin o zatla akrabalıklarını ima eder.

    Ali Bezli Efendi, Yüzbaşızâde Hüseyin Efendi’den daima bir ziyafet istermiş. Bir gün Hüseyin Efendi cumartesi sabahı gelmesini söyler ve ayrılır. Yolda Ali Efendi cumartesi günü bayram olduğunu hatırlar. Bu davetten maksadın “bayram pilavını yiyen köpek tavlanır” meseli olduğunu hatırlar. Derhal çarşı çarşı arayarak Hüseyin Efendi’yi bulur ve “ben ziyafete gelemeyeceğim, onu sen ye de tavlan” der ve savuşur.

    ÇANKIRI ŞÂİRLERİ

    15

  • Ahmet Talât Onay

    16

    İstanbul’da iken Ali Efendi, İngiliz Kerim Efendi’nin Şerh-ı Mevakıf dersine devâm ettiği sırada bir gün yolda Kerim Efendi’nin muarızı meşhur Urfalı Ayni Vahit Mehmet Efendi’ye tesadüf eder. Ali Efendi’yi koltuğunda koca bir cilt kitapla gören ve kitabın ne olduğunu anlayan Hoca, nereden geldiğini sorar. Dersten cevabını alınca kitaba işaretle: 8 ayetini okur. Bezlî derhal: - O ayet, Urfalı kör yahudiler hakkında nazil olmuştur, cevabını verir. Mehmet Efendi bu cevaptan çok müteessir olmuş, senelerce bunu nakl ederek: -Hayatımda Çankırılı Köse’ye mağlup oldum, diyerek üzüntüsünü ifade edermiş.

    İstanbul’da iken saz şairlerinden Beşiktaşlı Gedayî daima ziyaretine gelirmiş. Aralarındaki muarefe tahmin olunduğuna nazaran Çankırı’da teessüs etmiştir. Gedayî uzun boylu olmakla beraber üç etekli ve meydani denilen kumaştan yapılmış entari giyermiş. Bir gün yine gelmiş ve medrese odasının eşiğine basarak bir heybetli boyu ile arz-ı endâm etmiş. Ali Bezlî derhal: “kadd-ı dırâzu ahmak astarı pâre pâre” latifesinde bulunmuş. Gedâyi de: “sen âşinâ-yı laklak, ser-kelle-i minâre” cevabını vermiştir.

    Ali Efendi kuvvetli bir hafızaya mâlik idi. En uzun bir şiiri bile bazen bir defa okuyuşunda ezberlediği olurdu. Şair Zahmî bir gece zil zurna sarhoş medreseye gelir. Ali Efendi’nin derse bakmasına mani olur. Başındaki fesi mangala atarak ateşleri da-ğıtır. Ali Efendi dersine mani olduğunu söyler. Zahmî o halinde Ali Efendi’ye dersini okur ve yıkılarak evine döner. Evde refikası Duduş kadını kaldırır, mumu yaktırır; o gece mi’raç gecesi olduğu için 14 bentli muhammes mi’raciyesini yazar. Sabah med-resede Ali Efendi’ye okur. Ali Efendi bu şiiri başkasına ait bildiğini söyleyerek ezber-den okumaya başlar. Zahmî’ye:

    Sirkat-ı şi’r edene kat’-ı zebân lâzımdırBöyledir şer‘-i belâğatda fetevâ-yı suhan, beytini okuyarak nasihatlerde bulun-

    maya başlar. Tabi olarak endişeye düşen, terler döken Zahmî çalmadığını, tevarüd ihtimali olduğunu söylerse de tutturamaz. Gayet ümitsiz olarak kimseye bir şey söy-lememesini rica eder. Ali Efendi, baklava yedirirse bir çaresini bulacağını söyler. Er-tesi gün baklavayı yerler. Ali Efendi de Zahmî şiiri okurken ezberlediğini söyler.

    Bu kadar kuvvetli bir hafızaya sahip olmakla beraber zekâsı da yüksek idi. Meselâ, Zahmî ile şair Hayrî bir gün ikindi namazını kılmak için Büyük Camiye gi-derken Samanpazarı ile cami arasındaki yüz metrelik mesafeyi müşterek bir şiir söy-leyerek kat’ etmek isterler:

    Hayrî: “lâ”yı “illâ” eyleyen yâr, kâkülün bir tek teliZahmî: “lâ”yı “illâ”dan ayırmaktır istisna beli, matla’lı şiiri söylerler. Makta beytini

    Zahmî söylediği için Hayrî, Zahmî’ye hediye eder. Akşam Zahmî bu şiiri Ali Efendi’ye okur ve kendisinin olduğunu söyler. Küçük bir düşünmeden sonra hangi mısraın Zahmî’ye ve hangi beytin Hayri’ye ait olduğunu ortaya kor. Görülüyor ki Ali Efendi yüksek bir zekâ ve hafızaya sahip, kalender meşrep, hoş sohbet, hazır cevap bir şairdir.

    8 Manası: “Kendilerine Tevrat öğretilip, içindeki hükümlerle sorumlu tutulup da, sonra, bu hükümlerle amel etmeye yanaşmayanların hali, koca kitapları taşıyan eşeğin haline benzer.” (Cuma suresi, ayet: 5) Mevlana’nın da bu mealde bir beyti vardır.

  • ÇANKIRI ŞÂİRLERİ

    17

    ÜSLÛBU: Ali Efendi, kalem şairlerindendir. Aruz ve hece ile de yazmıştır. Hiç-bir meslek-i edebînin takipçisi değildir. Muhitinin tesiri altında yetişmiştir. Kendisini fikri, hissi bir şair olarak değil, hezl kabiliyeti yüksek bir nâzım olarak tanımak lazım-dır. Üslûbu sadedir. Bilhassa hece ile yazdıkları temiz ve akıcıdır.

    NAZIM LİSANI: Aruzla yazdıklarında lisanı o kadar düzgün görünmez. O bir hezl, bilhassa koşma ve destan şairidir. Eldeki eserleri mahiyeti şiirleri hakkında bir fikir verecek kadar çok ve mevcutları da o kadar yüksek değildir.9 Şayet meşhur des-tanı elimizde olsaydı bu zâtın ibda’ kabiliyetini meydana koymak mümkün olurdu. Ne yazık ki bu destanın yalnız hafızalarda sarı rengi ile şekli kalmıştır.

    Ali Efendi’nin birçok vefat tarihleri söylediği rivayet edilmektedir. Son zaman-larda kabristanlar kaldırıldığından ve esasen mezar taşları -mermer olmadığı için- kumlu taşlardan yapıldığından, üzerindeki yazılar yirmi otuz senede kayıp olduğu için bu tarihler de elde edilememiştir.

    Şu halde Ali Bezli Efendi’yi yalnız hezl şairi tanımak ve latifeci hazır cevap ola-rak tanıtmak zarureti hâsıl olmuştur.

    SEMAİ10

    Bu şeb bezm-i muhabbetde işittim banki kânûnuOkur erbâb-ı aşka her teli bin şerhli câmûnu

    Bu ilmin dânişi anlar rumûz-ı ma‘nî-i elfâzNe bilsin olmayan ârifse de asrın Felâtûnu

    Süründüm bir zaman râh-ı ilimde tab‘-ı Mecnûn-veşDolaşdım sû-be-sû Leylâ deyu sahrâ-yı hâmûnu

    Egerçi iltifât etseydi gönlüm mansıb-ı câhaMu‘în olsa kader teshîr ederdim mâl-ı Kârûnu

    Bu kasr-ı milk-i dil tathîrine Bezlî gedâ-âsâEfendim cümle isyâna sürerdim tevbe sâbûnu

    Çerkeş anbar memurluğuna tayin olduğu zaman şu şiiri yazmıştır:

    Dil sana dostlar bütün a‘dâyı hanân ettilerİktisâb-ı kut için sevk-ı beyâbân ettiler9 İmam-ı Şâfi’nin “eğer şiir ulemanın şanına noksanlık vermeseydi bugün ben, Lebid ismindeki şairden ziyade şair olurdum”

    manasına gelen bir beyti vardır ki her âlim, şiir söylemeyi ayıp bilmişler ve şiir yazanlar ise eserlerini imha etmek suretiyle meslektaşlarının hücumlarından kurtulmak istemişlerdir. Oğlu Hamdi Efendi’nin şiirle uğraş-masını yasaklayan Ali Efendi’nin eserlerini imha ettiğini zannediyorum. Çünkü oğlunda da eserleri yoktur.

    10 Bu şiir Ali Bezlî’nin terceme-i hali hülasası gibidir.

  • Ahmet Talât Onay

    18

    Gördüler yok kabiliyet sende insan olmayaSürdüler bir dağa vahşilerle yek-sân ettiler

    Derd-i fakrın kesb-i şiddet ettiğin gûyâ görüpRahme geldi her biri pehpeh ne dermân ettiler

    …………………………………………..Çeşme-i çeşmin muharremde yine kan ettiler

    Çerkeş anbarına me’mûr eyleyip âhir seniBezliyâ şükr et ki zâtın Mısra sultân ettiler

    ***

    “Mâ-tekaddem vâkıf-ı sırr-ı Hudâ derler bizeBende-i hass-ı habîb-i Kibriyâ derler bize” (Lâ edri) matlalı şiiri tehzildir.

    Bir alay müflisleriz zengin aga derler bizeHerkese ihsan eder lutf-ı hevâ derler bize

    Defne-i ma‘dûme mâlik nutkumuz altın keserSufre-i en’âmı yok Kâni Ata derler bize

    Günde bin her günde yüzbin kul çırak etmekteyizAslı faslı olmayan derde devâ derler bize

    Dolmadık yer kalmadı sermâye-i efkâr ileHalk içinde bir büyük tüccâr baba derler bize

    Laf ile kurmuş otağı yok yere tutmuş vatanBende-i sultân-ı gam sahib-livâ derler bize

    Kim rezâlet şâhının olsa vezir-i a‘zamıSöylesin mevhum gazel Bezlî gedâ derler bize

    ***

    Cilve-keştir sevdiğim hüsn-i bahâ pazarı varHer gören sahip olur amma gamı ağyarı var

    Rahmi yok çünkü zerâfetli dil-i mecrûhumuzCevr okuyla öldürür rûyunda tîr-i bâri var

    Merhemi la‘l-i lebinde gösterir Lokman seninKıl tabîbim bir devâ ihrâk olur ten nârı var

    Göricek yekden cemâli mâh-tâbın çeşm-i cânBaşladı ağlamaya bî-çâre bülbül zârı var

  • ÇANKIRI ŞÂİRLERİ

    19

    Bezli-veş bir âşık-ı sâdık bulunmaz sana kimSöyledi evsâf-ı hüsnünde güzel güftârı var

    ***

    Kaldım yine bir âteş-i ‘aşk içre firâkdaYanmakta tenim hasret ü nâr ile ırakda

    Zâr oldu benim kûşe-i mihnetde kararımÂlufte sefîl hâlime hâl ehli merakda

    Derdimi füzûn eyledi âh tîr-i nigâhıŞerh eyleyemem kilk ile çok cevr varakda

    Bülbül olalı gonca gülün hârı bükâdırBeyhûde gam-ı dil-bere dûş-kârı bırakda

    Ayâ gire mi gûşuma bir herze-i güf-târGöster ana var Bezlî sözün kaldı …

    ***Yârim ile sahraya gidip def ‘-i gam olsaAh bir ben olup bir dahi gonca-fem olsa

    Doldursa sebû la‘lini yârâna müsellemDil içmez idi sâkî-i ebrâr-ı gam olsa

    Ey yâr-ı cefâkâr bugün cilveler etmeİsterdi gönül sende reviş dünkü dem olsa

    Ol âb-ı hayât dâr-ı derûnuma doluncaİhlâk edemez cismimi tiryâk-ı sem olsa

    Sabreyle alıp zahmine sen merhemi BezlîHoş ola hemân gerden-i dil-dârın em olsa

    KOŞMA

    Bir hal geldi düştüm rûy-ı zemîneDâmen-i eltâf-ı yâre sarıldımBaşladım feryâda âh u enîneGoncalar sahnında hâre sarıldım

  • Ahmet Talât Onay

    20

    Felek tîğ-i cevrin câna uzatdıLeşker-i gam etrafını kapatdıSefîne-i cismim deryâya batdıBî-aman da kaldım da mâra sarıldım

    Bezlî cândan geçdiğim günc-i mihnetdeBeklerim bî-nevâ bâb-ı devletdeCezbe-i ‘aşk ile şeb-i zulmetdePervâne-veş yandım nâra sarıldım.

    DESTANAli Bezlî Efendi’nin Sırp seferine katılmasını, harbin nasıl yapıldığını gösteren

    1293/1877 senesinde basılmış olan Fezleke-i Tarih isimli yetmiş kadar bentli destanı çocukluğumda, babam merhum Numan Efendi’nin kitapları arasında elime geçmişti. Pek hoşuma gittiği için olmalı ki bazı bentleri bugün bile hafızamda yaşamaktadır. Destanın aslı ele geçinceye kadar üslûbu hakkında bir fikir vermek için ezberimde olanları aktarıyorum:

    Vücûdu ref ’ olmuş rûy-ı zemindenKalmamış kimsede bûy-ı sadâkatÇoğalmış ayrılan din-i mübindenMevla doğrulara versin selamet

    Bin ikiyüzdoksan iki sâlindeFitne baş gösterdi ay hilalindeKalmadı politika eski halindeBozuldu mihr-i çarh-ı adalet

    Tullâb-ı İstanbul düştüler aha11Yüz tutup cümlesi ulu dergâhaNihayet duyuruldu iş pâdişahaBuyurdu öğrenin nedir bu hâlet?

    Geldi bir zât taraf-ı hünkârdanDedi meramınız ne bu efkârdanSöylen çekinmeyin yâr u ağyârdanHâdim-i şeriat bugün bu saat

    11 İstanbul medrese talebeleri Ruslarla harp edilmesi için gösteriler yapmışlar, hükümeti zor mevkide bırakmış-lardı. Nihayet harp olmuş, ordumuz yenilmişti.

  • 21

    ALİ DEHRÎ12

    Saraç Hacı Ali Agazâde Abdullah Şevki Efendi’nin oğlu amcam Hafız Hakkı Efendi’nin sulbünden 1317/1899 senesinde Perdedâr mahallesinde doğmuştur.

    İbtidâî ve Rüşdî tahsilinden sonra müftüzâde İsmail Efendi’den bir miktar med-rese dersi görmüştür. Mevlevi şeyhi Hasip Dede’den Farsça okumuştur. Ankara’da Zi-raat Bankası memurlarındandır.

    Babası amcam Hakkı Efendi’nin güzel sesli bir hafız, şiirden anlar bir makam-âşina olduğu kendisini tanıyanlarca müsellemdir.

    Ali Dehri ihtiraslı, mahcup, çabuk alıngan ve bu cihetle hassas bir gençtir. Şair-lik kabiliyeti takdire layık bir derecede ise de –her genç gibi- çok yazma hevesinden kendini alamadığı biraz da aceleci olduğu için eserlerinde insicamsızlıklar görülür. Yazdıklarını tashih zahmetine katlansa eserlerinin güzel olanları daha çok olurdu.

    Genç yaşında babasının vefatıyla aile gailesi başına çökmemiş, mükemmel bir tahsil görmüş ve müsait bir muhitte yetişmiş olsaydı her halde kudretli bir şair olurdu.

    Bu genç her vadide yazmak istemiş, bu cihetle pusulasız bir gemici gibi şiir der-yasında sağa, sola bocalamıştır. İstidadına ram olduğu zamanlar zarif parçalar vücu-da getirmiştir. İftirak namında hece vezniyle yazılmış bir hikâyesi ve kadim edebiyatı tehzilen yazılmış horuz-nâmesi vardır. Mizah ve hiciv kabiliyeti fazladır. Üslubu sa-dedir, lisanı oldukça düzgündür. Çankırı’nın saz şairleri, halk şiirleri hakkında dik-kate şayan mahfuzatı vardır.

    BİR MEKTUBU13

    Zehr içeriz şimdi sahba yerineDüştük cehenneme me’vâ yerine

    Dirliğimiz bozuk selb oldu neş’eGelmiyor ne yapsam asla yerine

    Kapımız önünden akıp gidiyorParmak kadar bir su derya yerine12 Geniş bilgi için bk. Cem Dilçin, “Dehri Dilçin” Çankırı Araştırmaları Dergisi, S.1, Çankırı-2006, s.169-176;

    Hakkı Duran, “Masallarımızı Derleyicisi, Çankırı Şairlerinden: Ali Dehrî Dilçin, 16.11.2006, www.cansaati.org., e.t. 29.08.2018. (İ.A.)

    13 Topuzsaray köyüne muallim gittiği zaman göndermiştir.

  • Ahmet Talât Onay

    22

    Sen bana ben sana bakınmak içinÇektik çocukları sıra yerine

    Sözde nâil olduk maaşa ammaÖldürdüler bizi ihyâ yerine

    Talihin bu yolsuz hükmüne karşıİşimiz handedir bükâ yerine

    Gönül eğlencesi yoktur bu köydeArasan derdine devâ yerine

    Ben gibi cahil bir herifi hâşâGönderdiler niçin hoca yerine

    Kendimi Batum’da zannediyorumYaktığım petroldür çıra yerine

    Allah’ın vergisi davar, sığır çokİçtiğim ayrandır şıra yerine

    Elim eteğimi çektim cihandanBaktıkça bu halka mevta yerine

    Yüz çevirdik Hak’tan sû-yi filanaSarıldık Firavn’a Musa yerine14

    Mızrabı nedemle lahza-be-lahzaDöğeriz sinemiz cura yerine

    Nedir bu çektiğim bir dilim ekmekSayılmaz zilletin haşa yerine

    Gördüğümüz oyun battı batıdırGece odalarda tavla yerine

    El- ‘abdu yüdebbiru faidesizdirGelirmiş ahkâmı kaza yerine

    Maksat latifedir aldırma yâhûGeçmesin bu sözler şekvâ yerine

    Kimdir hem-bezminiz acaba şimdiDehrî-i vahî-i şeydâ yerine

    14 O zaman Maarif müdürlüğü yapan zâta işarettir.

  • ÇANKIRI ŞÂİRLERİ

    23

    KALENDERİ

    Kıl sîne-i pür-nûrunu ey yâr küşâdeOlsun ne olur baht-ı siyâh-kâr küşâde

    Teşrifin ümit etmededir âşıkı şebhîzGel meclise olsun dil-i gam-hâr küşâde

    Bin nâz ile etti dil-i leb-rîz füyûzâtOldukça hemen sîne-i nevvâr küşâde

    Yâ Rab! Ne safâ-âver olur bağçe-i ‘aşkBülbülleri pür-şevk u çemen-zâr küşâde

    Talât Bey’in eş‘ârını tanzîr ile Dehrî15Oldu yine gencine-i efkâr küşâde

    ***

    Ben her güzelin âteş-i sevdâsına yanmamYansam da mahalsiz yapılan vaz’a dayanmam

    Üftâdesiyim gerçi o put suretin ammâBin lütfuna bir secde-i şükrâna kapanmam

    Kaldıkça bu ‘aşk bende riyâ ber-taraf ey dilDünyadan usansam da yine meyden usanmam

    Bir yerdeki yok bâde vü dildâde egerçiCennet ise de durmam o yerde oyalanmam

    Va‘d etse bana kilk-i kaza zevk-i visâlinBahtım bilirim ben o yalan va‘de inanmam

    Dehrî gibi leb-teşne-i zehr-âbı memâtımMümkün mü benim câm-ı safâ bahş ile kanmam

    SELİSLER

    Aks-i hüsnün ne zamân sâgar-ı mînâya düşerTeşne-i la‘l-i lebin câm-ı musaffâya düşer

    Sen de varken bu kadar hüsn-i letâfet ey şûhGörse bir kerre melekler bile sevdâya düşer

    Gül ruhun zâğ rakîb anmasın âh eyleyerekNâle gülşende hemân bülbül-i şeydâya düşer15 Benim bir şiire naziredir. (Ahmet Talât.)

  • Ahmet Talât Onay

    24

    Reh-i sevdâda sitem âşıkı dil-gîr etmezDüşse de gerd-i mihan dâmen-i Leylâ’ya düşer

    Dehriyâ şi‘rini Talât Bey’e arz et ki bugün16Tab‘-ı çâlâkini takdir o dânâya düşer

    SATRANÇ

    Sevda gönül ol güzeliDüştü ela gözlerineCânla vurulmuş ezeliMedhe sezâ gözlerine

    Kaşları kavseyni kazaÂrızı mir’ât-ı HudâFakrını ‘arz etse becâRemzi dehâ gözlerine

    Baksa Hudâ baktı sanırGökte kamer parçalanırGölge misâli kapanırBedr-i dücâ gözlerine

    Nûr-ı emel membaıdırZulmeti ye’si dağıtırAşk u şagaf kaynağıdırDinse becâ gözlerine

    Baktığı kalbi eridirRengi riyadan beridirEtse perestiş yeridirArz u semâ gözlerine

    Aşkı gibi zevk-i bekâNazra-i mestinde nümâŞîre-i cân dinse sezâNeş’e fezâ gözlerine

    Geçme hayalin gibi durOlma demem mesti gururBelki de cândan vurulurBaksa Hudâ gözlerine

    16 Bu şiir de bana naziredir. (Ahmet Talât.)

  • ÇANKIRI ŞÂİRLERİ

    25

    Şehveti hırs olsa demirPîş-i nigâhında erirSanki yer etmiş gibidirNûr-ı hayâ gözlerine

    Sevdim onu bu günehimKaş arası secde-gehimHâlimi mahzun nigehimEtse resâ gözlerine

    Varsa dağıt her kederin Okşa kurut göğsü terinUykuda mı ver haberinBak da sabâ gözlerine

    Merhamet et şûh-ı şenimHicrin ile yandı tenimMâ melekin varsa benimOlsa fedâ gözlerine

    Göz süzüşü cân yakıyorNâz ile mahzun bakıyorSu gibi gönlüm akıyorBahr-ı belâ gözlerine

    Rengi hayale bürünürGönlüm izinde sürünürCevr ü cefâ mı görünürResmi vefâ gözlerin

    Ömrümü taraç ediyorMahvımı intaç ediyorSînemi âmâç ediyorDest-i kaza gözlerine

    Gül gibi pek tatlı benizAynı derunumdaki izReng ü derinlikte denizVarsa güvâ gözlerine

    Zevk-ı visâle bürünürMâlik olanlar övünürBence bugün az görünürMedh u senâ gözlerine

  • Ahmet Talât Onay

    26

    KOŞMA

    Beyhûde yorulma ey melek-sîmâHer kadar eylesen nâz geçer miyimVefâdır âşıka ettiğin cefâYüzbin cefâ etsen vaz geçer miyim

    “Elestü bezm”inde biz çekip sâgârOlmuşuz ne çâre mest ü mükedderGözlerim yaşıyla istersen eğerKatlim için fetvâ yaz geçer miyim

    Nedir bu cefalar nedir bu sitemNedir bu çektiğim mihnet ü elemDerd-i firâkınla eğer ölürsemElinle mezarım kaz geçer miyim

    Nâle vü feryâdım değil bî-sebepDehriyâ çekeriz bir türlü taapSerdi cefâ ile geçse günüm hepGörmesem âlemde yaz geçer miyim

    ***

    Bu mihnet-hânede sevdiğim sensizHem-dem olmaz kimse bana âh kaderKurb-ı visâlinle ufacık bir izGöstermeyip oldu sedd-i râh kader

    Evc-i muhabbetle misl-i sitâreDoğup dolunuruz her şeb âvâreÖldürür bu dertle beni ne çâreEttirmez kimseden çâre-hâh kader

    Gonca-i ümide dokunmadan elCâ-be-câ sa‘yime veriyor halelVech-i sa‘âdette küsûfa bedelTutmuş ikbâlimi simsiyâh kader

    Dehri olmayım mı bu hâle hayrânOlur günden güne hâlim perişânGüldürmeyip beni edersin giryânAcımazsın bana sana vâh kader

  • 27

    ALİ KADRÎ17

    Fertleri arasında birçok âlim bulunan İmaretoğulları ailesinden Bekir Efendi’nin oğ-ludur. 1867 senesinde doğmuştur. İlk tahsilini sıbyan mektebinde görmüş, rüşdiye mek-tebine ve amcası ulemadan Topal Keşşâf adıyla bilinen merhum müderris Ali Efendi’nin medrese derslerine devâm etmiş, fakat tahsilini tamamlamayı başaramamıştır.

    1894’te açılan Yunan harbine katılmış, barışın imzalanmasından sonra sekiz ay hududda beklemekten usanarak: -Bizden başka hududu bekleyecek yok mu, deyip ça-dırları yıkan ve mevzilerini terk edenler arasında bulunduğundan haklarında divan-ı harp tarafından tahkikata başlanmıştır. Bunun üzerine korku ve endişeye düşmüş, hastalanmış ve izin almayı başararak Çankırı’ya gelmiş ve duyduğu ızdırapların etki-siyle 1895 senesinde vefat etmiştir.

    Arzuhalcilik yapardı. Şakacı, latife-perdâz ve laubali meşrep bir zat idi. Bektaşi tarikatı mensuplarından saatçi Abdullah Efendi ile çok teması neticesinde Bektaşiliğe intisap etmiş ve fakat yapılan telkinleri layıkıyla hazm edemediğini fiilleri ve eserleri ile göstermiştir.

    Yaşıtları bulunan şairlerden Ata, Fahrî, Etem Hıfzı, Hilmi ile düşer kalkardı. Bunlara birçok latifeler, şakalar yapmıştır.

    ÜSLÛBU: Kadrî’nin üslûbundan akıcılık ve açıklık görülür. Mizah temayülü kendisinde fazladır. Eger şairlik kabiliyetini geliştirecek ve görgüsünü arttıracak bir muhitte yetişmiş ve ömrü yetmiş olsaydı Kadrî bugün mizahda, nükteperdâzlıkta da ikinci bir Kânî olurdu.

    Kadrî’nin hemen her şiirinde dudaklarda küçük bir tebessüm uyandıracak bir ciddiyetsizliği görülür. Hangi şiire ağırbaşlı bir eda ile başlamışsa muhakkak bir hafif-likle bitirmiştir. Mazmunlarında, hayallerinde bir tuhaflık gösteremezse muhakkak kelimelerde, kafiyelerde göstermiştir. Zaten hayatını latifeler, nükteler sarfıyla geçi-ren bir şairden ağırbaşlılık beklemek biraz faydasız bir arzudur. Bütün şiirlerinde ve hatta destanlarında bile bu hal müşahede edilir. Binaenaleyh Kadrî’yi bir mizah şairi olarak tanımak daha uygundur.

    NAZIM LİSANI: Kadrî’nin lisanı oldukça düzgündür. Lisan hataları emsaline nisbetle azdır. Kelime icadı, kelime türetme oyuncakları yok gibidir. Sanat yapma telaşesine düştüğü zamanlar ifadesinde bir tutukluk görülür. Mamafih lisanı genel itibarıyla temiz ve sadedir.

    17 Ayrıca bk. Sagıp Atlı, Kadrî Çankırılı, Türk Edebiyatı İsimleri Sözlüğü, 21.12.2013, www.turkedebiyatiisimler-sozlugu.com, e.t. 29.08.2018. (İ.A.)

  • Ahmet Talât Onay

    28

    ESERLERİ: Kadrî, mevcut nazım şekil ve nev’ilerinin hemen hepsi ile yazmıştır. Mürettep divanını hâvî mecmuası meydanda yoktur. Birçok şiirleri gibi 1306/1891’de Kalecik âşâr kâtipliğine giderken seyahatini tasvir eden mufassal şiirle Tisalya’dan gönderdiği manzum mektupları, Cebecizâde Hilmi’ye mersiye ve bir iki destanı kay-bolmuştur.

    Bunlar birgün ele geçerse Kadrî’nin nasıl avare bir mizaç sahibi olduğu anlaşılır. Bu mektupların meşhur Bağdatlı Rûhî’nin manzum mektuplarını andırmaktadır.

    MÜSEDDES

    İftirâk-ı gûy yâr çeşmimi hûn-pâş etdiYuttuğum hûn-ı ciger kendimi ayyâş etdiÇektiğim âh-ı siyâh sırrımı hep fâş ettiMey-i sâkî-i elest gör nice kallâş etdiNazar-ı şâh-ı erenler bizi Bektâş etdiNâmımız aşk-ı Ali böyle Kızılbâş etdi18 Biz harabâtileriz tâlib-i şöhret değilizGerçi bektâşileriz dâhil-i halvet değilizZâhidâ siz gibi meftûn-ı ‘ibâdet değilizDâr-ı ukbâda dahi mâil-i cennet değilizNazar-ı şâh-ı erenler bizi Bektâş etdiNâmımız aşk-ı Ali böyle Kızılbâş etdi Doğru ver va’zını kim atf-ı makâl etme bizeAmel-i fâsidini böyle misâl etme bizeLâl u mebhût biziz arz-ı kemâl etme bizeBilmeyiz hayr u şer’i çünkü suâl etme bizeNazar-ı şâh-ı erenler bizi Bektâş etdiNâmımız aşk-ı Ali böyle Kızılbâş etdi Biz garîb-i vatanız dâr-ı cihânda kaldıkDerdimiz tazeleyip yakma bizi biz yandıkDâğ-ı Haydar vurarak sinemize dağlandıkBâb-ı evlâd-ı Ali kıtmiriyiz bağlandıkNazar-ı şâh-ı erenler bizi Bektâş etdiNâmımız aşk-ı Ali böyle Kızılbâş etdi Mezhebim belli değil başka bir esrârım yokElde tesbih ü asa belde de zünnârım yokDostuma bir zararım düşmana bir kârım yokEl ile Kadrî cidâl eyleyecek varım yokNazar-ı şâh-ı erenler bizi Bektâş etdiNâmımız aşk-ı Ali böyle Kızılbâş etdi18 Yahut: nâmımız yâd-ı Ali

  • ÇANKIRI ŞÂİRLERİ

    29

    KİLDİR KİP19

    Deyim bir bir, demi hiç kimseye esrârı kildir kipBulup tenhaca yârı aldın hem ikrârı kildir kipYanağına yanaşdım bûs için ol yârı kildir kipBaşın kesdim yatağında bulup ağyârı kildir kipKuşattı çevre yanım tut aman güftârı kildir kipHeman ol dem firar ettim delip duvarı kildir kip

    Tutup bir dâmen-i sahrayı leylen azm-i râh ettimÇıkıp ilden aradım nâdim oldum âh u vâh ettimBulurlar haps ederlerse diye çok iştibâh ettimGöründü bir tabur asker yine şiddetle âh ettimİçinde var biri şahanedir etvârı kildir kipDedim var bir ifadem dinle şâhım bârî-i kildir kip

    Meğer cini imiş ol taburun askerleri cümleYetişti pâdişâhım yanıma yaverleri cümleHoş ikram ettiler hakkımda cin serverleri cümleGöründü gözüme hep cinlilerin serverleri cümleHeman aldı beni şâhın sipehsaları kildir kipDedi şâhım yetiştirdim sana bu kârî kildir kip

    Meğer kim var imi