jorge luis borges - turuz

of 124/124
Kitabın özgün Adı Historia Universal de la Infamia İngilizceden Çeviren Zeynep Çağlayan Redaksiyon Dtirrin Tunç Norman Thomas di Giovanni'nin A Universal History ol Irıfamy adıyla İngilizceye çevirdiği kitabin, Penguin Books tarafından 1987de yapılan baskısından dilimize aktarılmıştır. .ISBN 975-545-001-7 Kapak Resmi Otto Dix ( Yedi Ölümcül Günah) KapakTasartmı Nazlı Ongan Dizgi Huriye Zengin (Palatino 9.75) Düzelti Hakan Kete Ofset Baskıya Hazırlık Idil Grafik Kapak ve iç Baskı Yön Matbaacılık Cilt Umut Mücellit Birinci Basım Ağustos 1990 İkinci Basım Haziran 1991 Üçüncü Basım Haziran 1993 TELOS YAYINCILIK Firüzağa Mahallesi, Palaska Sokak, No: 14/A Beyoğlu - İstanbul Telefon: 293 02 70 - 293 02 71

Post on 15-Oct-2021

0 views

Category:

Documents

0 download

Embed Size (px)

TRANSCRIPT

ngilizceden Çeviren Zeynep Çalayan
Redaksiyon Dtirrin Tunç
Norman Thomas di Giovanni'nin A Universal History o l Irfamy adyla ngilizceye çevirdii kitabin, Penguin
Books tarafndan 1987de yaplan basksndan dilimize aktarlmtr.
.ISBN 975-545-001-7
KapakTasartm Nazl Ongan
Düzelti Hakan Kete
Kapak ve iç Bask Yön Matbaaclk
Cilt Umut Mücellit
Üçüncü Basm Haziran 1993
TELOS YAYINCILIK Firüzaa Mahallesi, Palaska Sokak, No: 14/A Beyolu - stanbul
Telefon: 293 02 70 - 293 02 71
jorge luis borges alçaldn evrenset tarihi
Çeviren: Zeynep Çalayan
ngilizceden Çeviren Zeynep Çalayan
Redaksiyon Dtirrin Tunç
Norman Thomas di Giovanni'nin A Universal History o l Irfamy adyla ngilizceye çevirdii kitabin, Penguin
Books tarafndan 1987de yaplan basksndan dilimize aktarlmtr.
.ISBN 975-545-001-7
KapakTasartm Nazl Ongan
Düzelti Hakan Kete
Kapak ve iç Bask Yön Matbaaclk
Cilt Umut Mücellit
Üçüncü Basm Haziran 1993
TELOS YAYINCILIK Firüzaa Mahallesi, Palaska Sokak, No: 14/A Beyolu - stanbul
Telefon: 293 02 70 - 293 02 71
jorge luis borges alçaldn evrenset tarihi
Çeviren: Zeynep Çalayan
ALÇAKLIIN EVRENSEL TARH
Korkunç Kurtarc Lazarus Morell nandrclktan Yoksun
Düzenci Tom Castro 29 Hanm Korsan Dul Ching 39 Adaletsizlik Datcs Kei Eastman 49 lgisiz Katil Bili Harrigan 59 Onur Knc Görgü Hocas
Kötsuke no Suke 65 Maskeli Yün Boyaycs Mervli Hakim 73
KÖE TUTAN
ALÇAKLIIN EVRENSEL TARH
Korkunç Kurtarc Lazarus Morell nandrclktan Yoksun
Düzenci Tom Castro 29 Hanm Korsan Dul Ching 39 Adaletsizlik Datcs Kei Eastman 49 lgisiz Katil Bili Harrigan 59 Onur Knc Görgü Hocas
Kötsuke no Suke 65 Maskeli Yün Boyaycs Mervli Hakim 73
KÖE TUTAN
Ertelenmi Büyücülük 109
Cömert Düman 121 Bilimin Kusursuzluu Üzerine 123
Notlar 125 Kaynakça 127
Tüm olanaklarn kasten tüketen (ya da tüketmeye çalan) ve gelip kendi parodisinin snrna dayanan üslubu, barok olarak tanmlamalym. Andrew Lang'in, daha 1880'lerde Pope'un Odysseia çevirisinin b ir parodisini yapmaya kalkmas bounayd; bu yapt, kendi kendinin parodisiydi zaten. Sözde parodici de özgün metnin ötesine geçmeyi baaramad. 'Barok', tasm biçimlerinden birinin addr; 18. yüzyl bunu bir önceki yüzyl m imarisi ve resminde görülen kimi taknlklara uygulamtr. Bir üslup, kendi hilelerini açk açk tehir eder ya da fazlasyla kullanrsa, varaca, son aama baroktur. Barok entelektüeldir. Bernard Shaw da, tüm entelektüel emein, özü bakmndan humor olduunu belirtmitir. Humorun böylesi, Baltasar Grâcian'n yaptlarnda kastl deildir, ama John Donne'un humoru kastl ya da bilinçlidir.
Bu sayfalarn balnn ta kendisi, onlarn barok karakterini ortaya seriyor. Bu özellie gem
9
VESARE
Ertelenmi Büyücülük 109
Cömert Düman 121 Bilimin Kusursuzluu Üzerine 123
Notlar 125 Kaynakça 127
Tüm olanaklarn kasten tüketen (ya da tüketmeye çalan) ve gelip kendi parodisinin snrna dayanan üslubu, barok olarak tanmlamalym. Andrew Lang'in, daha 1880'lerde Pope'un Odysseia çevirisinin b ir parodisini yapmaya kalkmas bounayd; bu yapt, kendi kendinin parodisiydi zaten. Sözde parodici de özgün metnin ötesine geçmeyi baaramad. 'Barok', tasm biçimlerinden birinin addr; 18. yüzyl bunu bir önceki yüzyl m imarisi ve resminde görülen kimi taknlklara uygulamtr. Bir üslup, kendi hilelerini açk açk tehir eder ya da fazlasyla kullanrsa, varaca, son aama baroktur. Barok entelektüeldir. Bernard Shaw da, tüm entelektüel emein, özü bakmndan humor olduunu belirtmitir. Humorun böylesi, Baltasar Grâcian'n yaptlarnda kastl deildir, ama John Donne'un humoru kastl ya da bilinçlidir.
Bu sayfalarn balnn ta kendisi, onlarn barok karakterini ortaya seriyor. Bu özellie gem
9
vurmak, mahvetmek olurdu onlar. te bu nedenle imdi yirmi yl sonra olduklar gibi yeniden baslm alarn ve u sözü anmsatmay yeliyorum: "Ne yazdmsa yazdm." * (Johanna 19 : 22) Öykü yazmaya cesaret edemeyen, bu nedenle de (herhangi bir estetik açklamas olmakszn) bakalarnn masallarn tahrif edip çarptarak kendisini elendiren ürkek bir genç adamn sorumsuzca oynad bir oyundur bu öyküler. Bu belirsiz altrmalardan sonra doru dürüst bir öykü yazmann zahmetine giriti bu genç adam. Büyük büyükbabalarndan birinin adyla, Francisco Bustos olarak imzalad, allmn dnda, akl ermeyecek ölçüde baar kazanan 'Köe Tutan' adl öyküydü bu.
Eski Buenos Aires'in kenar mahallelerindeki yaam anlatan bu öyküde birkaç ilenmi sözcük kullandm dikkati çekecektir. Kullandm, çünkü kabaday, incelmeye özlem duyuyordu ya da (ilkini geçersiz klyor ama, belki de gerçek neden budur) kabadaylar birer bireydir ve her zaman bizim idealimizdeki kabadaylar gibi konumazlar.
Büyük Tayc'mn** teologlar, evrenin özünün boluk olduuna iaret ederler. Evrenin bu kitaptan ibaret k ü çü k 'b ir parçacn kastettikleri ölçüde tümüyle hakllar da. Daraaçlar ve korsanlar barnyor bu kitapta.
Adndaki "alçaklk" sözcüü gökgürültüsü gibi gürlüyor, ama ses ve öfkenin ardnda hiçbir ey
* Hz. Isa'y yarglayan m ahkem eye bakanlk eden Yahuda Valisi Pontius Pilatus'un sözleri. — Ed. ** Budacln M ahayana kolu kastediliyor. — Ed.
yok. Kitap, b ir görünüten, bir imgeler yüzeyinden baka b ir ey deil. Tam da bu nedenden ötürü elendirici olabilir. Yazar mutsuz bir adamd, ama öyküleri yazarak elendirdi kendisini; ald hazzn yanks ulasn okura.
'Vesaire' bölümüne ise üç yeni parça ekledim.
J. L . B .
11
vurmak, mahvetmek olurdu onlar. te bu nedenle imdi yirmi yl sonra olduklar gibi yeniden baslm alarn ve u sözü anmsatmay yeliyorum: "Ne yazdmsa yazdm." * (Johanna 19 : 22) Öykü yazmaya cesaret edemeyen, bu nedenle de (herhangi bir estetik açklamas olmakszn) bakalarnn masallarn tahrif edip çarptarak kendisini elendiren ürkek bir genç adamn sorumsuzca oynad bir oyundur bu öyküler. Bu belirsiz altrmalardan sonra doru dürüst bir öykü yazmann zahmetine giriti bu genç adam. Büyük büyükbabalarndan birinin adyla, Francisco Bustos olarak imzalad, allmn dnda, akl ermeyecek ölçüde baar kazanan 'Köe Tutan' adl öyküydü bu.
Eski Buenos Aires'in kenar mahallelerindeki yaam anlatan bu öyküde birkaç ilenmi sözcük kullandm dikkati çekecektir. Kullandm, çünkü kabaday, incelmeye özlem duyuyordu ya da (ilkini geçersiz klyor ama, belki de gerçek neden budur) kabadaylar birer bireydir ve her zaman bizim idealimizdeki kabadaylar gibi konumazlar.
Büyük Tayc'mn** teologlar, evrenin özünün boluk olduuna iaret ederler. Evrenin bu kitaptan ibaret k ü çü k 'b ir parçacn kastettikleri ölçüde tümüyle hakllar da. Daraaçlar ve korsanlar barnyor bu kitapta.
Adndaki "alçaklk" sözcüü gökgürültüsü gibi gürlüyor, ama ses ve öfkenin ardnda hiçbir ey
* Hz. Isa'y yarglayan m ahkem eye bakanlk eden Yahuda Valisi Pontius Pilatus'un sözleri. — Ed. ** Budacln M ahayana kolu kastediliyor. — Ed.
yok. Kitap, b ir görünüten, bir imgeler yüzeyinden baka b ir ey deil. Tam da bu nedenden ötürü elendirici olabilir. Yazar mutsuz bir adamd, ama öyküleri yazarak elendirdi kendisini; ald hazzn yanks ulasn okura.
'Vesaire' bölümüne ise üç yeni parça ekledim.
J. L . B .
tik Baskya Önsöz
Bu kitab oluturan edebi düzyaz altrmalar 1933 ve 1934 yllarnda yazld. Kaynaklar da, sanrm, batan okuduum Stevenson ve Chesterton, Stem - berg'in ilk filmleri ve herhalde Evaristo Carrie- go'nun biyografisi. Öykülerde kimi hilelerden ya­ rarlandm: rastgele sralamalar, devamllkta ani kaymalar, bir adamn tüm yaamn iki ya da üç sahneye bölmek (görsel amaçl, benzer bir kayg 'Köe Tutan' adl öyküyü de biçimlendiriyor). Öy­ küler psikolojik deil, olma iddias da tamyor.
Cildi tamamlayan büyücülük örneklerine gelin­ ce, onlarn üstünde çevirmen ve okurdan daha faz­ la hak iddia etmiyorum. Kimi zaman iyi okurlarn iyi yazarlardan bile ender bulunduundan kukula­ nyorum. Valéry tarafndan Edmond Teste'e atfedi­ len parçalarn, genelde Teste’in ei ve arkadalar- nmkinden daha az takdire layk olduklarn kim inkâr edebilir ki? Açk ki, okuma, yazmadan sonra gelen bir etkinliktir. Daha alçakgönüllü, daha az s­ knt veren, daha entelektüel bir uratr.
* ]. L. B.
13
tik Baskya Önsöz
Bu kitab oluturan edebi düzyaz altrmalar 1933 ve 1934 yllarnda yazld. Kaynaklar da, sanrm, batan okuduum Stevenson ve Chesterton, Stem - berg'in ilk filmleri ve herhalde Evaristo Carrie- go'nun biyografisi. Öykülerde kimi hilelerden ya­ rarlandm: rastgele sralamalar, devamllkta ani kaymalar, bir adamn tüm yaamn iki ya da üç sahneye bölmek (görsel amaçl, benzer bir kayg 'Köe Tutan' adl öyküyü de biçimlendiriyor). Öy­ küler psikolojik deil, olma iddias da tamyor.
Cildi tamamlayan büyücülük örneklerine gelin­ ce, onlarn üstünde çevirmen ve okurdan daha faz­ la hak iddia etmiyorum. Kimi zaman iyi okurlarn iyi yazarlardan bile ender bulunduundan kukula­ nyorum. Valéry tarafndan Edmond Teste'e atfedi­ len parçalarn, genelde Teste’in ei ve arkadalar- nmkinden daha az takdire layk olduklarn kim inkâr edebilir ki? Açk ki, okuma, yazmadan sonra gelen bir etkinliktir. Daha alçakgönüllü, daha az s­ knt veren, daha entelektüel bir uratr.
* ]. L. B.
13
D olayl Neden
1517'de, Antiller'deki altn madenlerinin cehennem- si derinliklerinde eriyip giden yerlilere çok acyan spanyol misyoner Bartolomé de las Casas, spanya Kral V. Carlos'a zenci ithal etm eyi önermiti. Antil­ ler'deki altn madenlerinin cehennemsi derinlikle­ rinde zenciler eriyip gitsin diye. Bizler, her iki Amerika, bu ani, tuhaf, insancl deiiklie borçlu­ yuz pek çok eyi: W. C. Handy'nin Blues müziini; UruguaylI avukat ve zenci tarzndan esinlenen don Pedro Figari'nin Paris'te gösterdii baary; tango­ nun izini zencilere kadar süren bir dier UruguaylI, don Vicente Rossi'nin yazlarn; Abraham Lin- coln'ün efsanevi boyutlarn; ç Sava'm neden ol­ duu 500.000 ölüyü; 3.300.000 dolar emekli asker maalarna harcamamz; spanyol Akademisi tara­ fndan hazrlanan sözlüün 13. basksna 'linç et­ mek' fiilinin alnmasn; King Vidor'un Hallelujah adl takn filmini; Uruguay'da Cerrito çarpmasn­ da Arjantinli yüzba Miguel Soler’in ban çektii,
17
D olayl Neden
1517'de, Antiller'deki altn madenlerinin cehennem- si derinliklerinde eriyip giden yerlilere çok acyan spanyol misyoner Bartolomé de las Casas, spanya Kral V. Carlos'a zenci ithal etm eyi önermiti. Antil­ ler'deki altn madenlerinin cehennemsi derinlikle­ rinde zenciler eriyip gitsin diye. Bizler, her iki Amerika, bu ani, tuhaf, insancl deiiklie borçlu­ yuz pek çok eyi: W. C. Handy'nin Blues müziini; UruguaylI avukat ve zenci tarzndan esinlenen don Pedro Figari'nin Paris'te gösterdii baary; tango­ nun izini zencilere kadar süren bir dier UruguaylI, don Vicente Rossi'nin yazlarn; Abraham Lin- coln'ün efsanevi boyutlarn; ç Sava'm neden ol­ duu 500.000 ölüyü; 3.300.000 dolar emekli asker maalarna harcamamz; spanyol Akademisi tara­ fndan hazrlanan sözlüün 13. basksna 'linç et­ mek' fiilinin alnmasn; King Vidor'un Hallelujah adl takn filmini; Uruguay'da Cerrito çarpmasn­ da Arjantinli yüzba Miguel Soler’in ban çektii,
17
ünlü "Mulattolar* ve siyahlar" bölüünün cokulu süngü saldrsn; M artin Fierro tarafndan bir zen­ cinin öldürülmesini; Küba'nn o acnas rumbas 'Fstk Satcs'n; tutuklanm ve zindanda ezilmi Toussaint L'Ouverture1 Napolyonizmini; Haiti Voo­ doo törenlerinin ylann ve haçn; papaloi bçayla boaz kesilen keçilerin kann; tangonun atas haba­ neray; b ir dier eski zenci dans olan Buenos Aires ve Monte Video kökenli candombeyi.
Dahas, hain kurtarc Lazarus Morell'in o deh­ etli, utanlas yaamn.
Yer
Sularn atas, dünyann en büyük nehri Mississippi, bu ei bulunmayan aalk adam için benzersiz bir sahneydi (Nehri kefeden Alvarez de Pineda'dr. Buraya ilk inceleme gezisini düzenleyen de, Pe­ ru'nun eski fatihi kaptan Hernando de Soto2 oldu. nka efi Atahualpa'ya kodeste vakit geçirsin diye satranç öretmiti. De Soto öldüünde, Mississip- pi'nin sularna gömüldü).
Mississippi geni b ir nehir; Parana, Uruguay, Amazon ve Orinoco nehirlerinin büyük, bulank bir kardeidir. Çamurludur sular; her yl nelVrin kustu­ u 400 milyon ton kum, Meksika Körfezi'ni bulan­ drr. Öteden beri biriken pislik burada bir delta oluturmu; sürekli çözül ln kalntlar ktasnda dev selviler kök salm; çamur, saz ve ölü balk la­ birentleri bu çürüme kokan, alüvyonlu bölgenin s­
* Zenci-Beyaz karm melez.
18
nrlarn geniletmi, düzenini bozmutur. Nehrin yukarsnda, Arkansa s ve Ohio arasnda bir ova da­ ha uzanr. Burada yaayan soluk benizli, kavgac, ateli adamlar ta ve demir karsnda hayrete dü­ erler, çünkü çevrelerinde kum, kereste ve çamurlu sudan baka b ir ey yoktur.
Adamlar
19. yüzyln banda (ki bizi ilgilendiren tarih bu- dur), nehir boyunca uzanan geni pamuk tarlalar gündoumundan günbatmma dek zenciler tarafn­ dan ilenirdi. Bu zenciler tahta barakalarda toprak üstünde yatarlard. Ana-çocuk ilikisi dnda bir- birleriyle olan akrabalklar rastgele ve belirsizdi. Adlar vard, ama soyadlar yoktu. Okuma yazma da bilmezlerdi. Yumuak, tiz sesleriyle, ünlüleri uzatp yayarak konuurlard ngilizceyi. Gözetimci­ nin kamçs altnda iki büklüm, sra sra dizilip çal­ rlard. Kaçmaya kalktklarnda, sakall adamlar, güzel atlarna atlayp bir sürü azgn köpekle zenci­ lerin izini sürer, bulurdu onlar.
Hayvanca ümit ve Afrikallar'a özgü korku kat­ manlarna Incil'in sözleri de eklenmiti. sa'ya ina­ nyorlard. Bütün içtenlikleriyle hep bir azdan ila­ hiler söylerlerdi: "Aa gel, Musa." Onlar için Mississippi, zavall eria Irma'nm muhteem ha­ yali yerine geçiyordu. *
Bu iyi ilenmi topran ve siyahlardan oluan bu sürülerin sahipleri tembel, açgözlü, saçlar buk­ leli beylerdi. Oturduklar nehir manzaral büyük konaklara, beyaz çamdan Yunan taklidi kaplardan
19
ünlü "Mulattolar* ve siyahlar" bölüünün cokulu süngü saldrsn; M artin Fierro tarafndan bir zen­ cinin öldürülmesini; Küba'nn o acnas rumbas 'Fstk Satcs'n; tutuklanm ve zindanda ezilmi Toussaint L'Ouverture1 Napolyonizmini; Haiti Voo­ doo törenlerinin ylann ve haçn; papaloi bçayla boaz kesilen keçilerin kann; tangonun atas haba­ neray; b ir dier eski zenci dans olan Buenos Aires ve Monte Video kökenli candombeyi.
Dahas, hain kurtarc Lazarus Morell'in o deh­ etli, utanlas yaamn.
Yer
Sularn atas, dünyann en büyük nehri Mississippi, bu ei bulunmayan aalk adam için benzersiz bir sahneydi (Nehri kefeden Alvarez de Pineda'dr. Buraya ilk inceleme gezisini düzenleyen de, Pe­ ru'nun eski fatihi kaptan Hernando de Soto2 oldu. nka efi Atahualpa'ya kodeste vakit geçirsin diye satranç öretmiti. De Soto öldüünde, Mississip- pi'nin sularna gömüldü).
Mississippi geni b ir nehir; Parana, Uruguay, Amazon ve Orinoco nehirlerinin büyük, bulank bir kardeidir. Çamurludur sular; her yl nelVrin kustu­ u 400 milyon ton kum, Meksika Körfezi'ni bulan­ drr. Öteden beri biriken pislik burada bir delta oluturmu; sürekli çözül ln kalntlar ktasnda dev selviler kök salm; çamur, saz ve ölü balk la­ birentleri bu çürüme kokan, alüvyonlu bölgenin s­
* Zenci-Beyaz karm melez.
18
nrlarn geniletmi, düzenini bozmutur. Nehrin yukarsnda, Arkansa s ve Ohio arasnda bir ova da­ ha uzanr. Burada yaayan soluk benizli, kavgac, ateli adamlar ta ve demir karsnda hayrete dü­ erler, çünkü çevrelerinde kum, kereste ve çamurlu sudan baka b ir ey yoktur.
Adamlar
19. yüzyln banda (ki bizi ilgilendiren tarih bu- dur), nehir boyunca uzanan geni pamuk tarlalar gündoumundan günbatmma dek zenciler tarafn­ dan ilenirdi. Bu zenciler tahta barakalarda toprak üstünde yatarlard. Ana-çocuk ilikisi dnda bir- birleriyle olan akrabalklar rastgele ve belirsizdi. Adlar vard, ama soyadlar yoktu. Okuma yazma da bilmezlerdi. Yumuak, tiz sesleriyle, ünlüleri uzatp yayarak konuurlard ngilizceyi. Gözetimci­ nin kamçs altnda iki büklüm, sra sra dizilip çal­ rlard. Kaçmaya kalktklarnda, sakall adamlar, güzel atlarna atlayp bir sürü azgn köpekle zenci­ lerin izini sürer, bulurdu onlar.
Hayvanca ümit ve Afrikallar'a özgü korku kat­ manlarna Incil'in sözleri de eklenmiti. sa'ya ina­ nyorlard. Bütün içtenlikleriyle hep bir azdan ila­ hiler söylerlerdi: "Aa gel, Musa." Onlar için Mississippi, zavall eria Irma'nm muhteem ha­ yali yerine geçiyordu. *
Bu iyi ilenmi topran ve siyahlardan oluan bu sürülerin sahipleri tembel, açgözlü, saçlar buk­ leli beylerdi. Oturduklar nehir manzaral büyük konaklara, beyaz çamdan Yunan taklidi kaplardan
19
girilirdi, iyi b ir köle bin dolar deerindeydi ve faz­ la dayanmazd. Kimileri hastalktan yataa düüp ölecek kadar nankördü. Bunca belirsizlik arasnda, toprak sahipleri en çok kazanc salamann yollar­ n bulmalyd. Kölelerin, günün ilk ndan aka­ ma dek tarlalarda çaltrlmalarnn nedeni buydu ite. Gene bu nedenle, her yl ürün veren pamuk, tütün ya da ekerkam ekilirdi topraa. Açgözlü­ lükle ekilip, haddinden fazla ilenen toprak, ksa zamanda ürün vermez hale gelir; yerini yosunlarn bürüdüü bataklklara brakrd. Terk edilmi çift­ liklerde, kasabalarn kenar mahallelerinde, kam­ lklarda ve sefil bataklk kylarnda yoksul beyaz­ lar yaard. Balkçlk, kimi zaman da avclk ve at hrszl yaparlard. Sk sk çalnt yiyecek dilenir­ lerdi zencilerden. Bu aalk durumlarna ramen, yoksul beyazlar lekelenmemi, katksz kanlarnn verdii onuru tayorlard içlerinde. Lazarus Morell bunlardan biriydi.
Adam
Morell'in genelde Amerikan dergilerinde yaynla­ nan dagerotipleri* gerçee uygun deildir. Bu denli unutulmaz, bu denli ünlü bir adamn gerçek re­ simlerinin bulunmay rastlant olamaz. Varsaya­ lm ki, Morell kameradan uzak duruyordu; öncelik­ le, gereksiz ipuçlar brakmamak, ayn zamanda çevresini saran giz perdesini salamlatrmak için.
* Eski bir fotoraf teknii. — Ed.
20
Gene de biliyoruz ki, gençliinde d görünüü açsndan talihsiz bir insand. Birbirine fazla yakn gözleri, dümdüz bir çizgiyi andran dudaklar hiç de çekici deildi. Daha sonra, geçen yllar, saçlar aarm sahtekârlara, yaptklar yanma kâr kalm cüretkâr suçlulara özgü tuhaf bir asalet kazandrd ona. Sefalet içinde gpçen çocukluuna ve erefsizce sürdürdüü yaamna ramen, hep Güneyli bir be­ yefendi olarak kald. Kutsal kitab bilmesi sayesin­ de olaanüstü bir inandrclkla vaaz verirdi. «Lazarus Morell'i minberde gördüm,» diyordu Ba­ ton Rouge kumarhanelerinin sahibi. «Onun yol gös­ terici sözlerini dinledim, göz pnarlarnda biriken yalar gördüm. Biliyordum, Tanr'nn gözünde, o bir günahkâr, bir katil, bir dolandrcyd, ama gene de gözlerim yaard.»
Bu kutsal, cokulu söylevlerin oldukça doru b ir tanmn Morell'in kendisi yapyor: «Incil'i rast- gele açtm,» diye yazm, «Aziz Paul'ün uygun bir sözü iliti gözüme ve bir saat yirmi dakika vaaz verdim. Bu sürenin yardmcm Crenshaw ve adam­ lar tarafndan kötü deerlendirildii söylenemez. Darda, tüm dinleyicilerin atlarn toparlayp gö­ türdüler. Atlar rman Arkansas kysnda sattk, ama içlerinde doru renkli, çok çevik bir tanesi var­ d ki, onu kendim için ayrdm. At Crenshaw da beenmiti, ama, hayvann ona göre olmadn he­ men anlattm kendisine.»
Yöntem
21
girilirdi, iyi b ir köle bin dolar deerindeydi ve faz­ la dayanmazd. Kimileri hastalktan yataa düüp ölecek kadar nankördü. Bunca belirsizlik arasnda, toprak sahipleri en çok kazanc salamann yollar­ n bulmalyd. Kölelerin, günün ilk ndan aka­ ma dek tarlalarda çaltrlmalarnn nedeni buydu ite. Gene bu nedenle, her yl ürün veren pamuk, tütün ya da ekerkam ekilirdi topraa. Açgözlü­ lükle ekilip, haddinden fazla ilenen toprak, ksa zamanda ürün vermez hale gelir; yerini yosunlarn bürüdüü bataklklara brakrd. Terk edilmi çift­ liklerde, kasabalarn kenar mahallelerinde, kam­ lklarda ve sefil bataklk kylarnda yoksul beyaz­ lar yaard. Balkçlk, kimi zaman da avclk ve at hrszl yaparlard. Sk sk çalnt yiyecek dilenir­ lerdi zencilerden. Bu aalk durumlarna ramen, yoksul beyazlar lekelenmemi, katksz kanlarnn verdii onuru tayorlard içlerinde. Lazarus Morell bunlardan biriydi.
Adam
Morell'in genelde Amerikan dergilerinde yaynla­ nan dagerotipleri* gerçee uygun deildir. Bu denli unutulmaz, bu denli ünlü bir adamn gerçek re­ simlerinin bulunmay rastlant olamaz. Varsaya­ lm ki, Morell kameradan uzak duruyordu; öncelik­ le, gereksiz ipuçlar brakmamak, ayn zamanda çevresini saran giz perdesini salamlatrmak için.
* Eski bir fotoraf teknii. — Ed.
20
Gene de biliyoruz ki, gençliinde d görünüü açsndan talihsiz bir insand. Birbirine fazla yakn gözleri, dümdüz bir çizgiyi andran dudaklar hiç de çekici deildi. Daha sonra, geçen yllar, saçlar aarm sahtekârlara, yaptklar yanma kâr kalm cüretkâr suçlulara özgü tuhaf bir asalet kazandrd ona. Sefalet içinde gpçen çocukluuna ve erefsizce sürdürdüü yaamna ramen, hep Güneyli bir be­ yefendi olarak kald. Kutsal kitab bilmesi sayesin­ de olaanüstü bir inandrclkla vaaz verirdi. «Lazarus Morell'i minberde gördüm,» diyordu Ba­ ton Rouge kumarhanelerinin sahibi. «Onun yol gös­ terici sözlerini dinledim, göz pnarlarnda biriken yalar gördüm. Biliyordum, Tanr'nn gözünde, o bir günahkâr, bir katil, bir dolandrcyd, ama gene de gözlerim yaard.»
Bu kutsal, cokulu söylevlerin oldukça doru b ir tanmn Morell'in kendisi yapyor: «Incil'i rast- gele açtm,» diye yazm, «Aziz Paul'ün uygun bir sözü iliti gözüme ve bir saat yirmi dakika vaaz verdim. Bu sürenin yardmcm Crenshaw ve adam­ lar tarafndan kötü deerlendirildii söylenemez. Darda, tüm dinleyicilerin atlarn toparlayp gö­ türdüler. Atlar rman Arkansas kysnda sattk, ama içlerinde doru renkli, çok çevik bir tanesi var­ d ki, onu kendim için ayrdm. At Crenshaw da beenmiti, ama, hayvann ona göre olmadn he­ men anlattm kendisine.»
Yöntem
21
bir ayrntyd Morell'in suç hayatnda. Onun Alçak­ ln Evrensel Tarihi'nde hak ettii yeri almasn salayan yöntemin habercisiydi gene de. Yöntemin esizliini, onu farkl klan özel durumlarda arama­ mal; gerektirdii alçaklk da önemliydi. Umutlar canice ileniyor, plan, kâbuslarn irenççe örülmesi gibi adm adm geliiyordu. Al Capone ve Bugs Moran daha sonralar ba döndürücü miktarda para ve adi makineli tüfeklerle büyük bir ehirde etkin­ lik gösterecek, ama uratklar iler hep yavan ka­ lacakt, Morell'e kyasla. Alt taraf tekel kurmak için çarpacaklard. Morell'in emrinde ise bin kadar adam vard —hepsi de yeminli suç ortaklaryd, iki yüz tanesi Beyin Takm'n, ya da Konsey'i olutu­ rur ve emir verir, geri kalan sekiz yüz tanesi emir­ leri yerine getirirdi. Tüm riski bu faal adamlar, yani vurucular üstlenirdi. Sorun çktnda adalete tes­ lim edilen ya da ayaklarna skca balanm talar­ la M ississippi’yi boylayan bunlard. Çok sayda mu­ latto vard aralarnda. eytani görevleri undan ibaretti: Sayg uyandrmak için parmaklarndaki yü­ zükleri iyice göstererek Güney'in çiftliklerini boy­ dan boya dolarlard. Gariban b ir zenci bulup ona özgürlük vaat ederlerdi. Zenci firar eder ve yeniden satlmay göze alrsa, sat üstünden belli bir miktar alacan söyler, ikinci kez kaçtnda onu zencile­ rin özgür olduu bir eyalete göndermeye söz verir­ lerdi. Para ve özgürlük, bamszlk ile gümü do­ larlarn ngrts —bundan daha kkrtc bir öneri olabilir miydi? Zenciye cesaret gelirdi...
22
Doal kaç yolu rmakt. Kayk, buharl gemi­ nin ambar, duba, gökyüzü kadar geni b ir sal, ucunda da bir kulübe ya da üç dört yerli çadr — önemli olan hangi aracn kullanld deil, sonsuz rman ak ve güvenliine brakm akt kendini. Zenci baka bir çiftlie satlr, sonra yeniden kaçar, kamlk ve bataklklara snrd. Korkunç iyilik perileri (zenci, bunlar hakknda ciddi b ir yanlgya dütüünü anlamaya balam tr artk) belirsiz b ir­ takm harcamalar öne sürerek son bir kez daha sa­ tlmas gerektiini söylerlerdi. Dönüünde iki sat­ tan para alacak ve özgürlüüne kavuacakt. Zenci yeniden satlmaya raz olur, biraz çalr ve son fi­ rarda köpeklere ve kamçlara göüs gererdi. Geri döndüünde ise üstü ba kan içinde, terli, ümitsiz ve uykusuz olurdu.
Son Salverme
lerin hukuksal yann gözden geçirmeliyiz imdi. M orell'in çetesi, ilk sahibi ilan verip yakalayana ödül vaat edinceye dek satm azlard kaçak köleyi. Bu türden ilanlar, köleyi bulan kiinin mala sahip çkmasn salard.
Zenci, emanet mal haline dönüür, böylece ye­ niden satlmas hrszlk deil, emanete hyanet olurdu. Benzeri hyanetlere kar mahkeme yoluyla hak talep etmek bounayd, çünkü zarar, hiçbir za­ man karlanmazd.
Tüm bunlar güven vericiydi, ama tümüyle emin deildi. ükran duygusu ya da sefalet, zenciyi ko­ numaya itebilirdi.
23
bir ayrntyd Morell'in suç hayatnda. Onun Alçak­ ln Evrensel Tarihi'nde hak ettii yeri almasn salayan yöntemin habercisiydi gene de. Yöntemin esizliini, onu farkl klan özel durumlarda arama­ mal; gerektirdii alçaklk da önemliydi. Umutlar canice ileniyor, plan, kâbuslarn irenççe örülmesi gibi adm adm geliiyordu. Al Capone ve Bugs Moran daha sonralar ba döndürücü miktarda para ve adi makineli tüfeklerle büyük bir ehirde etkin­ lik gösterecek, ama uratklar iler hep yavan ka­ lacakt, Morell'e kyasla. Alt taraf tekel kurmak için çarpacaklard. Morell'in emrinde ise bin kadar adam vard —hepsi de yeminli suç ortaklaryd, iki yüz tanesi Beyin Takm'n, ya da Konsey'i olutu­ rur ve emir verir, geri kalan sekiz yüz tanesi emir­ leri yerine getirirdi. Tüm riski bu faal adamlar, yani vurucular üstlenirdi. Sorun çktnda adalete tes­ lim edilen ya da ayaklarna skca balanm talar­ la M ississippi’yi boylayan bunlard. Çok sayda mu­ latto vard aralarnda. eytani görevleri undan ibaretti: Sayg uyandrmak için parmaklarndaki yü­ zükleri iyice göstererek Güney'in çiftliklerini boy­ dan boya dolarlard. Gariban b ir zenci bulup ona özgürlük vaat ederlerdi. Zenci firar eder ve yeniden satlmay göze alrsa, sat üstünden belli bir miktar alacan söyler, ikinci kez kaçtnda onu zencile­ rin özgür olduu bir eyalete göndermeye söz verir­ lerdi. Para ve özgürlük, bamszlk ile gümü do­ larlarn ngrts —bundan daha kkrtc bir öneri olabilir miydi? Zenciye cesaret gelirdi...
22
Doal kaç yolu rmakt. Kayk, buharl gemi­ nin ambar, duba, gökyüzü kadar geni b ir sal, ucunda da bir kulübe ya da üç dört yerli çadr — önemli olan hangi aracn kullanld deil, sonsuz rman ak ve güvenliine brakm akt kendini. Zenci baka bir çiftlie satlr, sonra yeniden kaçar, kamlk ve bataklklara snrd. Korkunç iyilik perileri (zenci, bunlar hakknda ciddi b ir yanlgya dütüünü anlamaya balam tr artk) belirsiz b ir­ takm harcamalar öne sürerek son bir kez daha sa­ tlmas gerektiini söylerlerdi. Dönüünde iki sat­ tan para alacak ve özgürlüüne kavuacakt. Zenci yeniden satlmaya raz olur, biraz çalr ve son fi­ rarda köpeklere ve kamçlara göüs gererdi. Geri döndüünde ise üstü ba kan içinde, terli, ümitsiz ve uykusuz olurdu.
Son Salverme
lerin hukuksal yann gözden geçirmeliyiz imdi. M orell'in çetesi, ilk sahibi ilan verip yakalayana ödül vaat edinceye dek satm azlard kaçak köleyi. Bu türden ilanlar, köleyi bulan kiinin mala sahip çkmasn salard.
Zenci, emanet mal haline dönüür, böylece ye­ niden satlmas hrszlk deil, emanete hyanet olurdu. Benzeri hyanetlere kar mahkeme yoluyla hak talep etmek bounayd, çünkü zarar, hiçbir za­ man karlanmazd.
Tüm bunlar güven vericiydi, ama tümüyle emin deildi. ükran duygusu ya da sefalet, zenciyi ko­ numaya itebilirdi.
23
Anasndan tutsak doan orospu çocuu, ona as­ lnda koklatmayacaklar güzel dolarlar çarçur et­ mek için b ir kerhaneye gidebilir, bir sürahi çavdar viskisinden sonra baklay azndan çkarabilirdi. Hem u birkaç yldr, kölelie kar birtakm kkr­ tclar Kuzey'i batan baa kat ediyordu; bunlar özel mülkiyet aleyhtar, kölelerin serbest braklmasn savunan ve onlar firara özendiren tehlikeli bir ka­ çklar kitlesiydi. Morell anaristlere yenik dümeye katlanamazd.
Yankee deildi o, Güneyli bir beyazd, babas ve büyükbabas da beyazd ve bir gün emekliye ay­ rlp beyefendi olmay, ve kilometrelerce uzunlukta pamuk tarlalarna ve sra sra eilmi çalan kölele­ re sahip olmay umuyordu. Hele bunca deneyim­ den sonra, gereksiz riskleri göze almaya hiç de ni­ yetli deildi. Bu arada, kaçak köle özgürlüe kavumay beklerdi.
Lazarus Morell'in karanlk mulattolar kendi aralarnda bazen belli belirsiz bir ba iaretinden ibaret olan bir em ir verirler ve esir görmekten, duy­ maktan, hissetmekten, günden, alçaklktan, zaman­ dan, iyilik perilerinden, acmadan, havadan, köpek sürülerinden, dünyadan, umuttan, terden ve ken­ dinden kurtulurdu. Bir kurun, bir bçak ya da bir darbe; Mississippi'nin yaynbalklar ve kaplumba­ alar geriye kalan delillerin iini görürdü.
Kyam et
Güvenilir adamlarn elinde iler iyice ilerledi. 1834 banda M orell, yetmi zenciyi "kurtarmt" bile, ve
24
daha birçou ansl öncülerin izinden yürümeye hazrd. M orell'in etkinlik alan geniledikçe yeni ortaklar alnm as gerekti.
Yemin edenlerin arasnda Virgil Stewart adnda Arkansasl genç b ir adam vard ki, acmaszlyla ksa zamanda sivrildi. Birçok kölesi kaçrlan bir be­ yefendinin yeeniydi Stewart. 1834'ün Austos aynda, bu genç adam, andn bozup Morell ve tüm çetesini ele verdi. Morell'in New Orleans'daki evi yetkililerce sarld. M orell kaçmay baardysa, bu­ nu polisin dikkatsizlii sayesinde ya da rüvet yo­ luyla yapabilm itir ancak.
Aradan üç gün geçti. Bu zaman süresince M o­ rell, Toulouse Soka'nda, avlusu sarmak ve hey­ kellerle dolu eski bir evde gizlendi. Denildiine gö­ re, az yer, evin geni, karanlk odalarnda çplak ayak dolanr, düünceli düünceli içerdi. Evdeki bir köleyle Natchez'e iki, Red Irma'na bir mektup yollad. Dördüncü gün üç adam geldi yanma ve gündoumuna dek plan yaptlar. Beinci gün M o­ rell alacakaranlkta yatandan kalkt, bir jilet iste­ yerek sakaln dikkatlice kesti. Sonra giyindi ve çk­ t. ehrin kuzey yakasn rahatça kat etti. Krlara çknca M ississippi ovalarndan uzak durarak yolu­ na daha hzl bir ekilde devam etti.
Plan çlgmcayd. Ona eref borcu olan son adamlarn, yani Güney'in minnettar zencilerinin hizmetine bavuracakt. Arkadalarnn kaçp bir daha geri dönmediine tank olmutu bunlar. Ö z­ gürlüklerine kavutuklar doruydu o halde. Mo- rell'in amac, zencileri beyazlara kar ayaklandr­ mak, New Orleans' ele geçirip yamalamak ve
25
Anasndan tutsak doan orospu çocuu, ona as­ lnda koklatmayacaklar güzel dolarlar çarçur et­ mek için b ir kerhaneye gidebilir, bir sürahi çavdar viskisinden sonra baklay azndan çkarabilirdi. Hem u birkaç yldr, kölelie kar birtakm kkr­ tclar Kuzey'i batan baa kat ediyordu; bunlar özel mülkiyet aleyhtar, kölelerin serbest braklmasn savunan ve onlar firara özendiren tehlikeli bir ka­ çklar kitlesiydi. Morell anaristlere yenik dümeye katlanamazd.
Yankee deildi o, Güneyli bir beyazd, babas ve büyükbabas da beyazd ve bir gün emekliye ay­ rlp beyefendi olmay, ve kilometrelerce uzunlukta pamuk tarlalarna ve sra sra eilmi çalan kölele­ re sahip olmay umuyordu. Hele bunca deneyim­ den sonra, gereksiz riskleri göze almaya hiç de ni­ yetli deildi. Bu arada, kaçak köle özgürlüe kavumay beklerdi.
Lazarus Morell'in karanlk mulattolar kendi aralarnda bazen belli belirsiz bir ba iaretinden ibaret olan bir em ir verirler ve esir görmekten, duy­ maktan, hissetmekten, günden, alçaklktan, zaman­ dan, iyilik perilerinden, acmadan, havadan, köpek sürülerinden, dünyadan, umuttan, terden ve ken­ dinden kurtulurdu. Bir kurun, bir bçak ya da bir darbe; Mississippi'nin yaynbalklar ve kaplumba­ alar geriye kalan delillerin iini görürdü.
Kyam et
Güvenilir adamlarn elinde iler iyice ilerledi. 1834 banda M orell, yetmi zenciyi "kurtarmt" bile, ve
24
daha birçou ansl öncülerin izinden yürümeye hazrd. M orell'in etkinlik alan geniledikçe yeni ortaklar alnm as gerekti.
Yemin edenlerin arasnda Virgil Stewart adnda Arkansasl genç b ir adam vard ki, acmaszlyla ksa zamanda sivrildi. Birçok kölesi kaçrlan bir be­ yefendinin yeeniydi Stewart. 1834'ün Austos aynda, bu genç adam, andn bozup Morell ve tüm çetesini ele verdi. Morell'in New Orleans'daki evi yetkililerce sarld. M orell kaçmay baardysa, bu­ nu polisin dikkatsizlii sayesinde ya da rüvet yo­ luyla yapabilm itir ancak.
Aradan üç gün geçti. Bu zaman süresince M o­ rell, Toulouse Soka'nda, avlusu sarmak ve hey­ kellerle dolu eski bir evde gizlendi. Denildiine gö­ re, az yer, evin geni, karanlk odalarnda çplak ayak dolanr, düünceli düünceli içerdi. Evdeki bir köleyle Natchez'e iki, Red Irma'na bir mektup yollad. Dördüncü gün üç adam geldi yanma ve gündoumuna dek plan yaptlar. Beinci gün M o­ rell alacakaranlkta yatandan kalkt, bir jilet iste­ yerek sakaln dikkatlice kesti. Sonra giyindi ve çk­ t. ehrin kuzey yakasn rahatça kat etti. Krlara çknca M ississippi ovalarndan uzak durarak yolu­ na daha hzl bir ekilde devam etti.
Plan çlgmcayd. Ona eref borcu olan son adamlarn, yani Güney'in minnettar zencilerinin hizmetine bavuracakt. Arkadalarnn kaçp bir daha geri dönmediine tank olmutu bunlar. Ö z­ gürlüklerine kavutuklar doruydu o halde. Mo- rell'in amac, zencileri beyazlara kar ayaklandr­ mak, New Orleans' ele geçirip yamalamak ve
25
bölgeye sahip olmakt. Stevvart'm ihaneti yüzünden alaa edilip neredeyse mahvolan Morell, tüm ulus çapnda bir yant vermeye soyunuyordu — öyle bir yant olacakt ki bu, suç unsurlar bile kurtuluun araçlarymçasna yüceltilecek ve tarihteki yerlerini alacaklard. Bu hedef dorultusunda daha güçlü ol­ duu Natchez’e yöneldi. Yolculuu onun kalemin­ den aynen sunuyorum.
Dört gün yürüdüüm halde, at edinme olana bula­ madm. Beinci gün, saat on iki sularnda, su içmek ve birazck dinlenmek üzere bir dere kenarnda mola ver­ dim.
Bir kütüün üstüne oturmu geldiim yöne doru bakarken, güzel bir atn üstünde bir adam çkageldi. Onu gördüüm anda atn almaya karar verdim. Kalktm ve k yivli tabancam üzerine dorultarak inmesini söy­ ledim. Sonra at yularndan tuttum ve adama dereyi ia­ ret ederek önüme dümesini emrettim. Birkaç yüz metre yürüdü ve durdu. Soyunmasn söyledim. «Beni öldür­ meye kararlysan dua etmeme zaman tan,» dedi. Onun dua ediini dinleyecek zamanm olmadn söyledim. Dizleri üzerine dütü; bann arkasndan vurdum onu. Karnn yarp barsaklarn çkarttm ve cesedi derenin sularna gömdüm.
Sonra ceplerini aradm ve dört yüz dolar otuz yedi sent, ve incelemeye deer bulmadm birtakm evraklar buldum.
Çizmeleri yepyeniydi ve ayaklarmda çok zarif dur­ du. Bunlar giyip eski pabuçlarm dereye gömdüm.
te böylece gereksinimim olan ata kavuabildim ve Natchez 'e doru, öncesinden çok daha haval bir ekilde yöneldim.
26
Ytk t l t
Morell onu linç etmeyi hayal eden zencilerin ayak­ lanmasn yönetiyor; Morell yönetmeyi hayal ettii zenci ordular tarafndan linç ediliyor —acyla itiraf etmeliyim ki, M ississippi tarihi bu muhteem ola­ naklar deerlendiremedi. Üstelik ilahi adalet (ve ilahi bakm) sonucu, suçlarna tank olan rma bile boylayamad. 1835'in Ocak aynn ikinci günün­ de Lazarus M orell, Silas Buckley adyla yatt Natchez hastanesinde bir akcier hastalna kur­ ban gitti. Koutaki dier bir hasta onun kim oldu­ unu anlamt. Ayn ikisi ve dördünde, birkaç çiftliin zencileri ayaklanmaya kalktlar, ama ayak­ lanma kan dökülmeden bastrld.
bölgeye sahip olmakt. Stevvart'm ihaneti yüzünden alaa edilip neredeyse mahvolan Morell, tüm ulus çapnda bir yant vermeye soyunuyordu — öyle bir yant olacakt ki bu, suç unsurlar bile kurtuluun araçlarymçasna yüceltilecek ve tarihteki yerlerini alacaklard. Bu hedef dorultusunda daha güçlü ol­ duu Natchez’e yöneldi. Yolculuu onun kalemin­ den aynen sunuyorum.
Dört gün yürüdüüm halde, at edinme olana bula­ madm. Beinci gün, saat on iki sularnda, su içmek ve birazck dinlenmek üzere bir dere kenarnda mola ver­ dim.
Bir kütüün üstüne oturmu geldiim yöne doru bakarken, güzel bir atn üstünde bir adam çkageldi. Onu gördüüm anda atn almaya karar verdim. Kalktm ve k yivli tabancam üzerine dorultarak inmesini söy­ ledim. Sonra at yularndan tuttum ve adama dereyi ia­ ret ederek önüme dümesini emrettim. Birkaç yüz metre yürüdü ve durdu. Soyunmasn söyledim. «Beni öldür­ meye kararlysan dua etmeme zaman tan,» dedi. Onun dua ediini dinleyecek zamanm olmadn söyledim. Dizleri üzerine dütü; bann arkasndan vurdum onu. Karnn yarp barsaklarn çkarttm ve cesedi derenin sularna gömdüm.
Sonra ceplerini aradm ve dört yüz dolar otuz yedi sent, ve incelemeye deer bulmadm birtakm evraklar buldum.
Çizmeleri yepyeniydi ve ayaklarmda çok zarif dur­ du. Bunlar giyip eski pabuçlarm dereye gömdüm.
te böylece gereksinimim olan ata kavuabildim ve Natchez 'e doru, öncesinden çok daha haval bir ekilde yöneldim.
26
Ytk t l t
Morell onu linç etmeyi hayal eden zencilerin ayak­ lanmasn yönetiyor; Morell yönetmeyi hayal ettii zenci ordular tarafndan linç ediliyor —acyla itiraf etmeliyim ki, M ississippi tarihi bu muhteem ola­ naklar deerlendiremedi. Üstelik ilahi adalet (ve ilahi bakm) sonucu, suçlarna tank olan rma bile boylayamad. 1835'in Ocak aynn ikinci günün­ de Lazarus M orell, Silas Buckley adyla yatt Natchez hastanesinde bir akcier hastalna kur­ ban gitti. Koutaki dier bir hasta onun kim oldu­ unu anlamt. Ayn ikisi ve dördünde, birkaç çiftliin zencileri ayaklanmaya kalktlar, ama ayak­ lanma kan dökülmeden bastrld.
nandrclktan Yoksun Düzenci Tom Castro
Ben ona Tom Castro diyorum, çünkü 1850‘lerde Talcahuano, Santiago ve Valparaiso sokaklarnda ve evlerinde böyle bilinirdi. Bu kylara — hortlam ve elencelik okuma parças olarak da olsa— dönü­ ü, bu adla anlm asn hakl klar. 7 Haziran 1834 tarihli VVapping doum kaytlarnda ad Arthur Or- ton olarak geçmektedir. Babasnn kasap olduu, çocukluunda Londra kenar mahallelerinin kasveti ve sefaletinden çok çektii ve içinde denizin çar­ sn duyduu bilinir. Bu sonuncusu hiç de olaan­ d deildi. ngilizler için, ana baba basksndan kurtulmann geleneksel yolu, denize kaçmakt - maceraya giden bir yol. Corafya, hatta ncil, bu is­ tei körüklemektedir (Mezmurlar, 107): "Gemilerle denize inenler, büyük sularda i görenler; Onlar Rabbin ilerini, enginlerde harikalarn görürler"
29
nandrclktan Yoksun Düzenci Tom Castro
Ben ona Tom Castro diyorum, çünkü 1850‘lerde Talcahuano, Santiago ve Valparaiso sokaklarnda ve evlerinde böyle bilinirdi. Bu kylara — hortlam ve elencelik okuma parças olarak da olsa— dönü­ ü, bu adla anlm asn hakl klar. 7 Haziran 1834 tarihli VVapping doum kaytlarnda ad Arthur Or- ton olarak geçmektedir. Babasnn kasap olduu, çocukluunda Londra kenar mahallelerinin kasveti ve sefaletinden çok çektii ve içinde denizin çar­ sn duyduu bilinir. Bu sonuncusu hiç de olaan­ d deildi. ngilizler için, ana baba basksndan kurtulmann geleneksel yolu, denize kaçmakt - maceraya giden bir yol. Corafya, hatta ncil, bu is­ tei körüklemektedir (Mezmurlar, 107): "Gemilerle denize inenler, büyük sularda i görenler; Onlar Rabbin ilerini, enginlerde harikalarn görürler"
29
Orton, aina olduu krmz tulal, pis sokak­ lardan kaçp, gemiyle denize açld. Güney Haç ta­ kmyldzna olaan dü krklyla bakp, ili'nin Valparaiso limannda gemiyi terk etti. Hem sessiz, hem de can skc bir insand. Mantken, açlktan ölebilirdi (ölmeliydi de), ama kt zekâs, iyi huyu, donuk gülümseyii ve hiç eksilmeyen uysall sa­ yesinde Castro ailesinin kanatlar altna girmeyi ba­ ard. leride onlarn soyadn alacakt. Bu Güney Amerika serüveninden hiçbir iz kalmamtr, ama minnet duygulan hiç azalmam olacak ki, 1861'de Avustralya'da ortaya çktnda hâlâ ayn soyadn tayordu: Tom Castro. Orada, Sydney'de, Ebenezer Bogle adl bir zenci uakla tant. Yakkl saylma­ yaca halde, güçlü ve güven verici bir havas vard Bogle'n. Ya ilerlemi, bedeni geçkin, vakur zenci­ lere özgü bir oturmulua sahipti.
Çou insanbilim kitaplarnn onun rkna yak­ trmad baka bir özellii daha vard: Aniden esinlenme yetisi. Zaman gelince bunu kantlayaca­ z. Terbiyeli, dürüst bir insand, ilkel Afrika kö­ kenli ehveti Kalvinizm'in doru ve yanl kulla­ nmlaryla baka alanlara yönlendirilmiti. Gaipten haber almak dlmda (ki bunlar da ileride görece­ iz), Bogle'n dier insanlardan fark yoktu. Sokakta kardan karya geçerken uzun uzun bekleyip do­ udan batdan, güneyden ve kuzeyden bir gün ca­ nn alabilecek aracn gelip gelmediine bakmak gi­ bi utanlas bir endie duymak dnda, ayrt edici hiçbir özellii yoktu.
Bir akamüstü, Sydney'de ssz bir köe banda,, bu gerçekleme olasl pek uzak ölümden kendini
30
saknrken karlat Orton'la. Onu uzun süre ince­ ledikten sonra, Orton, zenciye kolunu uzatt, ve iki adam ayn aknl paylaarak geçtiler zararsz caddeyi. Bugün kaybolmu ve unutulmu o aka­ müstü bir hamilik dodu; oturmu, tedirgin zenci­ nin VVappingli iko kt zekâl üzerindeki hamilii. Eylül 1865'te Bogle yerel gazetede umutsuz bir ilan okudu.
Putlatrlm Ölü Adam
1854 Nisan'nn sonlarna doru (Orton, ili misafir­ perverliinin tadn çkarmakla megulken) Rio de Janeiro'dan Liverpool'a gitm ekte olan Denizkz adndaki buharl gemi Atlantik'in sularna gömül­ dü. Kayplar arasnda Fransa'da büyümü ve ngil­ tere'nin bata gelen Katolik ailelerinden birinin mi­ rasçs olan Roger Charles Tichborne adnda bir subay vard. ngilizce'yi en zarif Paris aksam ile ko­ nuan, karsndakini yalnz Fransz akl, Fransz zekâs ve Fransz bilgiçliinin yaratt o esiz kinle dolduran bu Franszlam genç adamn ölümü, inanlmas zor da olsa, onu hiç görmemi olan Art- hur Orton'un yaamn deitiren bir olay olacakt. Roger'm kederli annesi Lady Tichborne olunun ölümüne inanmamakta direniyordu ve dünyann her köesinde yürek parçalayc ilanlar yaynlat­ makta idi. Bu ilanlardan biri Ebenezer Bogle'n yu­ muak, kara ellerine dütü ve ortaya ustaca bir plan çkt.
31
Orton, aina olduu krmz tulal, pis sokak­ lardan kaçp, gemiyle denize açld. Güney Haç ta­ kmyldzna olaan dü krklyla bakp, ili'nin Valparaiso limannda gemiyi terk etti. Hem sessiz, hem de can skc bir insand. Mantken, açlktan ölebilirdi (ölmeliydi de), ama kt zekâs, iyi huyu, donuk gülümseyii ve hiç eksilmeyen uysall sa­ yesinde Castro ailesinin kanatlar altna girmeyi ba­ ard. leride onlarn soyadn alacakt. Bu Güney Amerika serüveninden hiçbir iz kalmamtr, ama minnet duygulan hiç azalmam olacak ki, 1861'de Avustralya'da ortaya çktnda hâlâ ayn soyadn tayordu: Tom Castro. Orada, Sydney'de, Ebenezer Bogle adl bir zenci uakla tant. Yakkl saylma­ yaca halde, güçlü ve güven verici bir havas vard Bogle'n. Ya ilerlemi, bedeni geçkin, vakur zenci­ lere özgü bir oturmulua sahipti.
Çou insanbilim kitaplarnn onun rkna yak­ trmad baka bir özellii daha vard: Aniden esinlenme yetisi. Zaman gelince bunu kantlayaca­ z. Terbiyeli, dürüst bir insand, ilkel Afrika kö­ kenli ehveti Kalvinizm'in doru ve yanl kulla­ nmlaryla baka alanlara yönlendirilmiti. Gaipten haber almak dlmda (ki bunlar da ileride görece­ iz), Bogle'n dier insanlardan fark yoktu. Sokakta kardan karya geçerken uzun uzun bekleyip do­ udan batdan, güneyden ve kuzeyden bir gün ca­ nn alabilecek aracn gelip gelmediine bakmak gi­ bi utanlas bir endie duymak dnda, ayrt edici hiçbir özellii yoktu.
Bir akamüstü, Sydney'de ssz bir köe banda,, bu gerçekleme olasl pek uzak ölümden kendini
30
saknrken karlat Orton'la. Onu uzun süre ince­ ledikten sonra, Orton, zenciye kolunu uzatt, ve iki adam ayn aknl paylaarak geçtiler zararsz caddeyi. Bugün kaybolmu ve unutulmu o aka­ müstü bir hamilik dodu; oturmu, tedirgin zenci­ nin VVappingli iko kt zekâl üzerindeki hamilii. Eylül 1865'te Bogle yerel gazetede umutsuz bir ilan okudu.
Putlatrlm Ölü Adam
1854 Nisan'nn sonlarna doru (Orton, ili misafir­ perverliinin tadn çkarmakla megulken) Rio de Janeiro'dan Liverpool'a gitm ekte olan Denizkz adndaki buharl gemi Atlantik'in sularna gömül­ dü. Kayplar arasnda Fransa'da büyümü ve ngil­ tere'nin bata gelen Katolik ailelerinden birinin mi­ rasçs olan Roger Charles Tichborne adnda bir subay vard. ngilizce'yi en zarif Paris aksam ile ko­ nuan, karsndakini yalnz Fransz akl, Fransz zekâs ve Fransz bilgiçliinin yaratt o esiz kinle dolduran bu Franszlam genç adamn ölümü, inanlmas zor da olsa, onu hiç görmemi olan Art- hur Orton'un yaamn deitiren bir olay olacakt. Roger'm kederli annesi Lady Tichborne olunun ölümüne inanmamakta direniyordu ve dünyann her köesinde yürek parçalayc ilanlar yaynlat­ makta idi. Bu ilanlardan biri Ebenezer Bogle'n yu­ muak, kara ellerine dütü ve ortaya ustaca bir plan çkt.
31
Benzemezliin Yararlar
Tichborne ince yapl, temiz ve iyi giyimli, hatlar keskin, koyuca tenli, düz siyah saçl, parlak gözlü ve kendini titizlikle, açklkla ifade eden b ir beye­ fendiydi. Orton ise olaanüstü iman, su katlma­ m bir köylüydü ve yüz hatlar güçlükle ayrt edi­ lebiliyordu; yüzü belli belirsiz çillerle örtülüydü; kahverengi saçlar dalgal, göz kapaklar ikindi. Söyledii ya zorlukla anlalr, ya da hiç konumaz­ d. Orton'a düen görevin Avrupa'ya kalkan ilk ge­ miye atlayp, olu olduu iddiasyla Lady Tichbor- ne'un besledii umudu boa çkarmamak olduuna karar verdi Bogle. Plan fazlasyla dâhice idi. Basit bir paralellik kuralm. Düzenbazn teki 1914'te "Al­ man mparatoruyum" diye ortaya çkmay kafasna koysa, hemen taklit edecei özellikler; uçlar yukar dönmü byk, zayf bir kol, gri pelerin, çatk kalar, madalyonlarla süslenmi göüs, ve sivri mifer ola­ caktr. Bogle ise daha kurnazd. Ortaya, yüzü tra­ l, askeri özelliklerden, göz kamatrc süslerden yoksun ve sol kolu kuku götürmeyecek derecede salkl olan bir kayser çkarrd. Karlatrmamz bir kenara brakalm artk. Anlalaca üzere, Bog- le'm ortaya çkard Tichborne ekilsiz, kahveren­ gi saçl, yüzü aptallara özgü o sevecen srtla ay­ dnlanan, Franszca konusunda düzeltilemeyecek kadar cahil biriydi. Bogle kayplara karan Roger Charles Tichborne'a tpatp benzeyen birini bulma­ nn tümüyle olanaksz olduunu biliyordu. Ayrca, ne kadar baarl olursa olsun, benzerliklerin baz kaçnlmaz farkllklar iyice göze batracan da bi­
32
liyordu. Bu yüzden, benzerliklerden uzak durmaya bakt Bogle. Bu denli bariz benzem ezlikleri hiçbir düzenci atlayamayacama göre, kalkacaklar tehli­ keli giriimdeki akl almaz kusurlar, olaya sahte­ kârlk karmadnn kant olacakt. Zamann çok önemli katksn da unutmamak gerekirdi. Güney yarmkürede geçen on dört yl ve kaderin tehlikeli oyunlar bir adam tümüyle deitirebilirdi.
Baarlarnn bir baka güvencesi de, Lady Tich- borne'un hiç aksatmadan vermeyi sürdürdüü çl­ gnca ilanlard. Bu ilanlar, kadnn, Roger Tichbor- ne'un ölmediine ilikin ne denli sarslmaz bir inanç beslediini, onu görünce tanmaya ne denli hevesli olduunu kantlyordu.
Buluma
Memnun etmeye her zaman hazr olan Tom Castro, Lady Tichborne'a bir mektup yollad. Kimliini kuku götürmeyecek ekilde kantlamak için sol meme ucunun yanndaki iki et beninden ve ac da olsa, unutulamayacak bir çocukluk ansndan — eekars sürüsünün hücumuna urad günden— söz etti. Mektup ksayd ve Bogle'n istekleri do­ rultusunda, en ufak yazm kuralndan yoksundu. Paris'teki otel odasnn muhteem yalnzlnda Lady mektubu sevinç gözyalar arasnda tekrar tekrar okudu, ve birkaç gün sonra olunun istedii anlar hatrlad.
16 Ocak 1867'de Roger Charles Tichborne sözü geçen otele vard. Saygl ua Ebenezer Bogle, onun önünden yürüyerek içeri girdi. Bu k günün­
33
Benzemezliin Yararlar
Tichborne ince yapl, temiz ve iyi giyimli, hatlar keskin, koyuca tenli, düz siyah saçl, parlak gözlü ve kendini titizlikle, açklkla ifade eden b ir beye­ fendiydi. Orton ise olaanüstü iman, su katlma­ m bir köylüydü ve yüz hatlar güçlükle ayrt edi­ lebiliyordu; yüzü belli belirsiz çillerle örtülüydü; kahverengi saçlar dalgal, göz kapaklar ikindi. Söyledii ya zorlukla anlalr, ya da hiç konumaz­ d. Orton'a düen görevin Avrupa'ya kalkan ilk ge­ miye atlayp, olu olduu iddiasyla Lady Tichbor- ne'un besledii umudu boa çkarmamak olduuna karar verdi Bogle. Plan fazlasyla dâhice idi. Basit bir paralellik kuralm. Düzenbazn teki 1914'te "Al­ man mparatoruyum" diye ortaya çkmay kafasna koysa, hemen taklit edecei özellikler; uçlar yukar dönmü byk, zayf bir kol, gri pelerin, çatk kalar, madalyonlarla süslenmi göüs, ve sivri mifer ola­ caktr. Bogle ise daha kurnazd. Ortaya, yüzü tra­ l, askeri özelliklerden, göz kamatrc süslerden yoksun ve sol kolu kuku götürmeyecek derecede salkl olan bir kayser çkarrd. Karlatrmamz bir kenara brakalm artk. Anlalaca üzere, Bog- le'm ortaya çkard Tichborne ekilsiz, kahveren­ gi saçl, yüzü aptallara özgü o sevecen srtla ay­ dnlanan, Franszca konusunda düzeltilemeyecek kadar cahil biriydi. Bogle kayplara karan Roger Charles Tichborne'a tpatp benzeyen birini bulma­ nn tümüyle olanaksz olduunu biliyordu. Ayrca, ne kadar baarl olursa olsun, benzerliklerin baz kaçnlmaz farkllklar iyice göze batracan da bi­
32
liyordu. Bu yüzden, benzerliklerden uzak durmaya bakt Bogle. Bu denli bariz benzem ezlikleri hiçbir düzenci atlayamayacama göre, kalkacaklar tehli­ keli giriimdeki akl almaz kusurlar, olaya sahte­ kârlk karmadnn kant olacakt. Zamann çok önemli katksn da unutmamak gerekirdi. Güney yarmkürede geçen on dört yl ve kaderin tehlikeli oyunlar bir adam tümüyle deitirebilirdi.
Baarlarnn bir baka güvencesi de, Lady Tich- borne'un hiç aksatmadan vermeyi sürdürdüü çl­ gnca ilanlard. Bu ilanlar, kadnn, Roger Tichbor- ne'un ölmediine ilikin ne denli sarslmaz bir inanç beslediini, onu görünce tanmaya ne denli hevesli olduunu kantlyordu.
Buluma
Memnun etmeye her zaman hazr olan Tom Castro, Lady Tichborne'a bir mektup yollad. Kimliini kuku götürmeyecek ekilde kantlamak için sol meme ucunun yanndaki iki et beninden ve ac da olsa, unutulamayacak bir çocukluk ansndan — eekars sürüsünün hücumuna urad günden— söz etti. Mektup ksayd ve Bogle'n istekleri do­ rultusunda, en ufak yazm kuralndan yoksundu. Paris'teki otel odasnn muhteem yalnzlnda Lady mektubu sevinç gözyalar arasnda tekrar tekrar okudu, ve birkaç gün sonra olunun istedii anlar hatrlad.
16 Ocak 1867'de Roger Charles Tichborne sözü geçen otele vard. Saygl ua Ebenezer Bogle, onun önünden yürüyerek içeri girdi. Bu k günün­
33
de güne l l parlyordu; Lady Tichborne'un yorgun gözleri yalarla buulanmt. Zenci, perde­ leri sonuna kadar açt, içeri dolan k maske göre­ vini gördü ve anne, mirasyedi olunu tand, onu büyük bir evkle kucaklad. Onu imdi gerçekten bulduuna göre, günlüünü ve Brezilya’dan gön­ derdii mektuplar -on dört yllk yalnzlnda onu ayakta tutan o deerli imgeleri- geri verebilirdi. Ka­ dn bunlar gururla oluna uzatt. Bir çöpü bile ek­ sik deildi.
Bogle kendi kendine gülümsedi. Roger Char- les'm uysal hayaletine can verebilecek yolu bulmu­ tu artk.
Ad M ajorem Dei Gloriam *
Nedense klasik sahne geleneine aitmi gibi görü­ nen bu sevindirici buluma, öykümüzü sonuçland­ racak doruk olabilirdi. Çünkü üç tarafn — gerçek annenin, sahte oulun, ve baarl tasarmcnn— mutluluu kesinlemi, ya da en azndan olas hale gelm iti. Kader (iç içe geçmi binlerce nedenin son­ suz, aralksz zincirine bu ad veririz) baka bir so­ na gebeydi. Lady Tichborne 1870'de öldü ve akra­ balar, Arthur Orton aleyhinde sahte kimlik davas açtlar. Yalnzlk ve gözyalar ile körlememi — açgözlülüü kartrmyoruz tabii ie— akrabalar, Avustralya'nn derinliklerinden anszn çkagelen ar iman ve neredeyse okuma yazma bilmeyen mirasyedi oula batan beri inanmamlard zaten.
Yüce Tanr'nn Zaferine. — Ed.
Orton, saysz alacakllarna güveniyordu. Paralar­ n alabilmek uruna, bunlar, kendisinin Tichborne olduuna inanmaya kararlydlar.
Ailenin hukuk danmam Edward Hopkins ve Tichborne ailesinin geçmiini iyice bilen antika m e­ rakls Francis J. Baigent'e de güveniyordu Orton. Ama bu yeterli deildi.
Bogle, oyunu kazanabilmek için kamuoyunu ar­ kalarna almalar gerektiini düünüyordu. Silindir apkas ve emsiyesi ile, Londra'nn iyi caddelerin­ de esin aramaya çkt. Akamüstüydü. Bal renkli ayn aksi, çemelerin dikdörtgen havuzlarna yeni­ den düünceye dek dolat Bogle. Bekledii haber ulat sonunda. Bir araba çevirerek Baigent'in evine gideceini söyledi. Baigent, Times'a yazd uzun b ir mektupta, Tichborne olduu söylenen kiinin utanmaz bir düzenci olduunu belirtti. Mektubu bir Cizvit tarikatndan Peder Goudron olarak imza­ lad. Bunu hemen ayn derecede papist* suçlamalar izledi. Tepki hemen olutu. Her yerde nezih insan­ lar Sir Roger Charles'n insafsz bir Cizvit oyununa hedef olduunu fark etmekte gecikmediler.
Fayton
Dava yüz doksan gün sürdü. Aralarnda 6. Dragon Muhafz Alay'ndan dört subayn da bulunduu yüze yakn tank, davalnn Tichborne olduuna yemin etti. M iras hakkna sahip çkmak isteyen da­ valnn taraflar onun düzenci olamayacan, olsay-
* Papa taraftar Katolikler için kullanlan aalayc terim. — ç. n.
35
de güne l l parlyordu; Lady Tichborne'un yorgun gözleri yalarla buulanmt. Zenci, perde­ leri sonuna kadar açt, içeri dolan k maske göre­ vini gördü ve anne, mirasyedi olunu tand, onu büyük bir evkle kucaklad. Onu imdi gerçekten bulduuna göre, günlüünü ve Brezilya’dan gön­ derdii mektuplar -on dört yllk yalnzlnda onu ayakta tutan o deerli imgeleri- geri verebilirdi. Ka­ dn bunlar gururla oluna uzatt. Bir çöpü bile ek­ sik deildi.
Bogle kendi kendine gülümsedi. Roger Char- les'm uysal hayaletine can verebilecek yolu bulmu­ tu artk.
Ad M ajorem Dei Gloriam *
Nedense klasik sahne geleneine aitmi gibi görü­ nen bu sevindirici buluma, öykümüzü sonuçland­ racak doruk olabilirdi. Çünkü üç tarafn — gerçek annenin, sahte oulun, ve baarl tasarmcnn— mutluluu kesinlemi, ya da en azndan olas hale gelm iti. Kader (iç içe geçmi binlerce nedenin son­ suz, aralksz zincirine bu ad veririz) baka bir so­ na gebeydi. Lady Tichborne 1870'de öldü ve akra­ balar, Arthur Orton aleyhinde sahte kimlik davas açtlar. Yalnzlk ve gözyalar ile körlememi — açgözlülüü kartrmyoruz tabii ie— akrabalar, Avustralya'nn derinliklerinden anszn çkagelen ar iman ve neredeyse okuma yazma bilmeyen mirasyedi oula batan beri inanmamlard zaten.
Yüce Tanr'nn Zaferine. — Ed.
Orton, saysz alacakllarna güveniyordu. Paralar­ n alabilmek uruna, bunlar, kendisinin Tichborne olduuna inanmaya kararlydlar.
Ailenin hukuk danmam Edward Hopkins ve Tichborne ailesinin geçmiini iyice bilen antika m e­ rakls Francis J. Baigent'e de güveniyordu Orton. Ama bu yeterli deildi.
Bogle, oyunu kazanabilmek için kamuoyunu ar­ kalarna almalar gerektiini düünüyordu. Silindir apkas ve emsiyesi ile, Londra'nn iyi caddelerin­ de esin aramaya çkt. Akamüstüydü. Bal renkli ayn aksi, çemelerin dikdörtgen havuzlarna yeni­ den düünceye dek dolat Bogle. Bekledii haber ulat sonunda. Bir araba çevirerek Baigent'in evine gideceini söyledi. Baigent, Times'a yazd uzun b ir mektupta, Tichborne olduu söylenen kiinin utanmaz bir düzenci olduunu belirtti. Mektubu bir Cizvit tarikatndan Peder Goudron olarak imza­ lad. Bunu hemen ayn derecede papist* suçlamalar izledi. Tepki hemen olutu. Her yerde nezih insan­ lar Sir Roger Charles'n insafsz bir Cizvit oyununa hedef olduunu fark etmekte gecikmediler.
Fayton
Dava yüz doksan gün sürdü. Aralarnda 6. Dragon Muhafz Alay'ndan dört subayn da bulunduu yüze yakn tank, davalnn Tichborne olduuna yemin etti. M iras hakkna sahip çkmak isteyen da­ valnn taraflar onun düzenci olamayacan, olsay-
* Papa taraftar Katolikler için kullanlan aalayc terim. — ç. n.
35
d kendisine model olarak ald insann gençlik re­ simlerine biraz olsun benzemeye çalacan tekrar­ layp durdular. Üstelik, Lady Tichbome onu tan­ mt ve bir annenin yanlmas söz konusu olamazd herhalde. Her ey iyi, ya da az çok iyi gi­ diyordu ki, Orton'un eski sevgililerinden biri tank olarak çarld. Bogle akrabalarn bu hain manev­ rasndan etkilenmedi bile; silindir apkas ve emsi­ yesi ile esin peinde b ir kez daha dütü Londra so­ kaklarna. Bulup bulmadn hiçbir zaman örenemeyeceiz. Primrose Hill'e ulamasna az ka­ la, yllar boyunca onu izleyen korkunç araba, karan­ ln içinden frlad. Bogle geldiini gördü araba­ nn, bard, ama kurtulu yoktu. Ta kaldrma iddetle çarpan kafas ba döndürücü nal darbele­ riyle parçaland.
H ayalet
Tom Castro, Roger Charles Tichborne'un hayaletiy­ di, ama bakasnn beyniyle harekete geçirilen za­ vall b ir hayaletti o. Bogle'un ölüm haberini alnca çöktü. Yalan söylemeye devam etti, ama inandrc­ l azalyor ve tutarszl ortaya çkyordu. Sonu­ nu kestirmek zor deildi.
27 ubat 1874'te Arthur Orton, namdier Tom Castro, on dört yl hapis cezasna çarptrld. Hapis­ te kendini sevdirmeyi baard; Orton'un uzmanlk alanyd bu. yi halden dört yl azaltld cezas. Ko­ nukseverlikle karland bu son yerden, hapisten çknca, ngiltere'nin köy ve kasabalarn dolap ko­ numalar yapt; bazen masum bazen de suçlu oldu­
36
unu öne sürüyordu. Alçakgönüllülük ve yaclk o denli kanma ilem iti ki, çou geceler konumasna kendisini temize çkarmakla balar, dinleyicilerin eilimine uyum salayarak, suçunu kabullenerek bitirirdi sözlerini.
2 Nisan 1898’de öldü.
37
d kendisine model olarak ald insann gençlik re­ simlerine biraz olsun benzemeye çalacan tekrar­ layp durdular. Üstelik, Lady Tichbome onu tan­ mt ve bir annenin yanlmas söz konusu olamazd herhalde. Her ey iyi, ya da az çok iyi gi­ diyordu ki, Orton'un eski sevgililerinden biri tank olarak çarld. Bogle akrabalarn bu hain manev­ rasndan etkilenmedi bile; silindir apkas ve emsi­ yesi ile esin peinde b ir kez daha dütü Londra so­ kaklarna. Bulup bulmadn hiçbir zaman örenemeyeceiz. Primrose Hill'e ulamasna az ka­ la, yllar boyunca onu izleyen korkunç araba, karan­ ln içinden frlad. Bogle geldiini gördü araba­ nn, bard, ama kurtulu yoktu. Ta kaldrma iddetle çarpan kafas ba döndürücü nal darbele­ riyle parçaland.
H ayalet
Tom Castro, Roger Charles Tichborne'un hayaletiy­ di, ama bakasnn beyniyle harekete geçirilen za­ vall b ir hayaletti o. Bogle'un ölüm haberini alnca çöktü. Yalan söylemeye devam etti, ama inandrc­ l azalyor ve tutarszl ortaya çkyordu. Sonu­ nu kestirmek zor deildi.
27 ubat 1874'te Arthur Orton, namdier Tom Castro, on dört yl hapis cezasna çarptrld. Hapis­ te kendini sevdirmeyi baard; Orton'un uzmanlk alanyd bu. yi halden dört yl azaltld cezas. Ko­ nukseverlikle karland bu son yerden, hapisten çknca, ngiltere'nin köy ve kasabalarn dolap ko­ numalar yapt; bazen masum bazen de suçlu oldu­
36
unu öne sürüyordu. Alçakgönüllülük ve yaclk o denli kanma ilem iti ki, çou geceler konumasna kendisini temize çkarmakla balar, dinleyicilerin eilimine uyum salayarak, suçunu kabullenerek bitirirdi sözlerini.
2 Nisan 1898’de öldü.
37
Cinsi latif korsanlardan söz etmek, riski göze almak demektir. Modas geçmi bir müzikalin mahalle arasnda sahneleniini, bununla ilgili berbat anlar getirebilir akla. Bu türden prodüksiyonlarda, dans eden kzlar korosu, ev kadnlarndan oluur; korsan taklidi yapp, mukavvadan olduu hemen anlalan denizlerde tepinirler. Buna ramen kadn korsanlar vard. Gemileri yönetmede, zalim tayfalara kaptan­ lk etmede, deniz araçlarnn izlenmesi ve yama­ lanmasnda usta kadnlard bunlar. Mary Read içle­ rinden biriydi. Korsanlk mesleinin herkese göre olmadn, bu ie erefiyle soyunabilmek için ken­ disi gibi yürekli adam olmak gerektiini söylemiti bir keresinde. Mesleinin aaal balangcnda, he­ nüz emrinde tayfa bile yokken, geminin zorbas, sevgililerinden birini hakszla uratt. Herifi düel­ loya davet eden Mary, Bat Hint Adalar'nn eski
39
Cinsi latif korsanlardan söz etmek, riski göze almak demektir. Modas geçmi bir müzikalin mahalle arasnda sahneleniini, bununla ilgili berbat anlar getirebilir akla. Bu türden prodüksiyonlarda, dans eden kzlar korosu, ev kadnlarndan oluur; korsan taklidi yapp, mukavvadan olduu hemen anlalan denizlerde tepinirler. Buna ramen kadn korsanlar vard. Gemileri yönetmede, zalim tayfalara kaptan­ lk etmede, deniz araçlarnn izlenmesi ve yama­ lanmasnda usta kadnlard bunlar. Mary Read içle­ rinden biriydi. Korsanlk mesleinin herkese göre olmadn, bu ie erefiyle soyunabilmek için ken­ disi gibi yürekli adam olmak gerektiini söylemiti bir keresinde. Mesleinin aaal balangcnda, he­ nüz emrinde tayfa bile yokken, geminin zorbas, sevgililerinden birini hakszla uratt. Herifi düel­ loya davet eden Mary, Bat Hint Adalar'nn eski
39
geleneine uygun olarak, iki elde iki silah kullanl­ masn istedi. Sol ele idaresi güç, ate alaca tart­ lr bir tüfek, sa ele ise güvenilir bir klç alnrd. Tüfek tutukluk etti, ama klç kendisinden beklene­ ni yerine getirdi. 1720'lerde Mary Read'in cüretli kariyeri, Jamaica'da, St. Jago de la Vega'da span­ yollarn kurduu daraacnda son buldu.
Bu denizlerin bir dier kadn ekiyas da Anne Bonney idi. Dik göüsleri, alev kzl saçlaryla gü­ zel, gürültücü bir rlandalIyd. Gemilere herkesten önce saldrp tehlikeye atmaktan çekinmezdi kendi­ sini. Mary Read'in önce gemi arkadayd; sonra da­ raac arkada oldu. Anne'in sevgilisi Kaptan John Rackam'm da boynuna bu son olay srasnda ilmik geçirildi. Anne onu aalayarak Aye'nin Boabdil'i azarlamasn andran, ancak daha sert bir tavrla unlar söyledi: «Erkek gibi dövüseydin, köpek gi­ bi almazdn.»
Bu kardeliin üçüncü halkas, daha gözüpek ve daha uzun yaayabilen bir kadn korsand. Asya su­ larnda taa Sar Deniz’den Annam kysndaki r­ maklara dek etkinlik göstermiti. Kdemli dul Ching'den söz ediyorum.
Çraklk Yllar
Muhtemelen 1797'de, Çin Denizi'ndeki birkaç kor­ san filosunun hissedarlar kuvvetlerini birletirip, güvenilir ve dürüst bir ad •.m amiral atadlar. Bu adam Ching idi. Ching o de.li gaddar, kylar ya- malay o denli mükemmeldi ki, deniz kysnda seksen kadar kasabann dehete düen sakinleri,
40
gözyalar ve hediyelerle imparatordan yardm iste­ meye gittiler. Acnacak halleri ile dikkat çekmeyi baardlar. Köyleri atee verip, balkçl unutup, ülkenin içlerine göç etmeleri ve orada almadklar b ir bilim olan tarmla uramalar emredildi. Bütün bunlar yaptlar; yoldan çkm igalciler ise terk edilmi kylardan baka bir ey bulamadlar. Bu­ nun sonucunda, korsanlar gemileri avlamak zorun­ da brakldlar ve bu talan ekli ticareti aksatt için yetkililere daha pahalya patlad. mparatorluk hükümeti hemen harekete geçti, bir zamanlarn ba­ lkçlarna saban ve öküzü brakp, alar ve kürek­ leri onarmalar emredildi. Ama korkularndan kur­ tulamam olan balkçlar ayaklanmaya kalktlar ve yetkililer baka bir yol bulmak durumunda kaldlar — Ching'i affedip, Kraliyet Baseyisi olarak atadlar. Ching rüveti kabul etmek üzereydi. Bunu zama­ nnda haber alan hissedarlar, hakl öfkelerini zehirli b ir tabak sebzeli pilavla da vurdular. Bu lezzetli yemek öldürücü etkisini gösterdi; geçmiin amirali ve gelecein Kraliyet Baseyisi, ruhunu deniz Tan­ rlarna teslim etti. Bu çifte ikiyüzlülük yüzünden deiime urayan dul kars, korsan tayfasn bir araya toplayarak onlara karmak olay etraflca an­ latt, ve hem imparatorun hileli affn hem de zehir saçan hissedarlarn tats? hizmetlerini reddetmeleri için üsteledi. Bunun yerine, gemileri kendi hesapla­ rna yamalamay ve yeni bir amiral seçmeyi öner­ di.
Seçilen kii dul Ching idi. Uykulu gözleri ve çü­ rük dilerle bezenmi gülümseyiiyle sinsi bir ka­ dnd. Siyahms yal saçlar, gözlerinden daha
41
geleneine uygun olarak, iki elde iki silah kullanl­ masn istedi. Sol ele idaresi güç, ate alaca tart­ lr bir tüfek, sa ele ise güvenilir bir klç alnrd. Tüfek tutukluk etti, ama klç kendisinden beklene­ ni yerine getirdi. 1720'lerde Mary Read'in cüretli kariyeri, Jamaica'da, St. Jago de la Vega'da span­ yollarn kurduu daraacnda son buldu.
Bu denizlerin bir dier kadn ekiyas da Anne Bonney idi. Dik göüsleri, alev kzl saçlaryla gü­ zel, gürültücü bir rlandalIyd. Gemilere herkesten önce saldrp tehlikeye atmaktan çekinmezdi kendi­ sini. Mary Read'in önce gemi arkadayd; sonra da­ raac arkada oldu. Anne'in sevgilisi Kaptan John Rackam'm da boynuna bu son olay srasnda ilmik geçirildi. Anne onu aalayarak Aye'nin Boabdil'i azarlamasn andran, ancak daha sert bir tavrla unlar söyledi: «Erkek gibi dövüseydin, köpek gi­ bi almazdn.»
Bu kardeliin üçüncü halkas, daha gözüpek ve daha uzun yaayabilen bir kadn korsand. Asya su­ larnda taa Sar Deniz’den Annam kysndaki r­ maklara dek etkinlik göstermiti. Kdemli dul Ching'den söz ediyorum.
Çraklk Yllar
Muhtemelen 1797'de, Çin Denizi'ndeki birkaç kor­ san filosunun hissedarlar kuvvetlerini birletirip, güvenilir ve dürüst bir ad •.m amiral atadlar. Bu adam Ching idi. Ching o de.li gaddar, kylar ya- malay o denli mükemmeldi ki, deniz kysnda seksen kadar kasabann dehete düen sakinleri,
40
gözyalar ve hediyelerle imparatordan yardm iste­ meye gittiler. Acnacak halleri ile dikkat çekmeyi baardlar. Köyleri atee verip, balkçl unutup, ülkenin içlerine göç etmeleri ve orada almadklar b ir bilim olan tarmla uramalar emredildi. Bütün bunlar yaptlar; yoldan çkm igalciler ise terk edilmi kylardan baka bir ey bulamadlar. Bu­ nun sonucunda, korsanlar gemileri avlamak zorun­ da brakldlar ve bu talan ekli ticareti aksatt için yetkililere daha pahalya patlad. mparatorluk hükümeti hemen harekete geçti, bir zamanlarn ba­ lkçlarna saban ve öküzü brakp, alar ve kürek­ leri onarmalar emredildi. Ama korkularndan kur­ tulamam olan balkçlar ayaklanmaya kalktlar ve yetkililer baka bir yol bulmak durumunda kaldlar — Ching'i affedip, Kraliyet Baseyisi olarak atadlar. Ching rüveti kabul etmek üzereydi. Bunu zama­ nnda haber alan hissedarlar, hakl öfkelerini zehirli b ir tabak sebzeli pilavla da vurdular. Bu lezzetli yemek öldürücü etkisini gösterdi; geçmiin amirali ve gelecein Kraliyet Baseyisi, ruhunu deniz Tan­ rlarna teslim etti. Bu çifte ikiyüzlülük yüzünden deiime urayan dul kars, korsan tayfasn bir araya toplayarak onlara karmak olay etraflca an­ latt, ve hem imparatorun hileli affn hem de zehir saçan hissedarlarn tats? hizmetlerini reddetmeleri için üsteledi. Bunun yerine, gemileri kendi hesapla­ rna yamalamay ve yeni bir amiral seçmeyi öner­ di.
Seçilen kii dul Ching idi. Uykulu gözleri ve çü­ rük dilerle bezenmi gülümseyiiyle sinsi bir ka­ dnd. Siyahms yal saçlar, gözlerinden daha
41
Kumanda
On üç yl sürecek olan sistemli macera balam ol­ du. Donanma ayr renklerde bayrak tayan alt filo­ dan oluuyordu. Bayraklar krmz, sar, yeil, si­ yah, mor ve (amiral gemisininki) ylan ilemeliydi. Kaptanlar "Ku ve Ta", "Dou Denizinin Kamçs", "Tüm Tayfann Mücevheri", "Çok Balkl Dalga" ve "Yüksek Güne" olarak bilinirlerdi. Dul Ching tara­ fndan konulan kurallar temyiz edilemeyecek sert­ likteydi. Dolambaçsz, az ve öz biçemi, Çin yetkili­ lerinin birazdan bir iki kayg verici örneini sunacamz solmu çiçeklerle bezenmi sözlerini gülünç derecede heybetli klan biçemden oldukça farklyd. imdilik dulun kurallarndan birkaç mad­ deyi aynen vermekle yetiniyorum:
Düman gemilerinden aktarlan tüm mallar kayda geçirilecek ve ambarda korunacaktr. Korsanlar bu malla­ rn yalnz 10'da 2 ’sine sahip olabilecek, geriye kalan ge­ nel sermaye olarak ambarda kalacaktr. Bu maddenin ih­ lali halinde korsan ölümle cezalandrlacaktr.
Görev yerinden izin almadan uzaklaan korsanlarn kulaklar tüm donanmann huzurunda delinecek; ayn suçun tekrarnda korsan öldürülecektir.
Köylerden esir alnan kadnlarla güvertede i bitir­ mek yasaktr; herhangi bir kadna kar iddet kullanmak gemi veznedarlnn iznine tabidir ve ancak geminin içinde uygulanr. Bu kuraln ihlali halinde korsan ölüm­ le cezalandrlr.
42
Tutuklulardan alman bilgiye göre, korsanlarn yiyecei çounlukla peksimet, insan etiyle semirmi sçan ve halanm pirinçten ibaretti; sava zaman­ larnda tayfalar içkilerine barut kartrrlard. Gün­ lerini kât oyunlaryla ve hileli zarlarla, fan-tan'n madeni karesi ve ta ile, afyon düleriyle geçirir­ lerdi. En sevdikleri silah bir çift ksa klçt; bunu iki elleriyle birden kullanrlard. Yeni bir gemiyi ele geçirmeden önce, elmackkemiklerine ve vücutlar­ na, vurulmaya kar koruyucu etkisi olduu sanlan sarmsakl su sürerlerdi.
Tayfalar karlaryla birlikte yolculuk ederler; kaptann be alt kadnlk haremi ise her zaferde büyürdü.
Genç m parator Kia-King Konuuyor
1809'un ortalarnda bir gün, aada ilk ve son pa­ ragraflarn sunacam bir imparatorluk kararname­ si halka duyuruldu. Biçemi epey yerildi. öyle di­ yordu:
Lanetlenmi ve kötü niyetli adamlar, ekmei kirlet­ me yetisine sahip adamlar, vergi memurlarnn ya da öksüzlerin feryatlarna aldrmayan adamlar, iç çamar­ larnda anka kuu ve ejderha ilemeleri olan adamlar, basl kitaplarn büyük gerçeklerini reddeden adamlar, gözyalarnn Kuzey’e doru akmasna izin veren adam- , lar — bütün bunlar rmaklarmzdaki ticareti aksatmakta ve denizlerimizin ezeli güvenliini bozmaktadrlar. Çü­ rük, denize uygun olmayan gemilerde, sabah akam frt­ nalarla boumaktadrlar. Amaçlar iyilik etmek de de­ ildir. Onlar gemicilerin gerçek dostu olmad
43
Kumanda
On üç yl sürecek olan sistemli macera balam ol­ du. Donanma ayr renklerde bayrak tayan alt filo­ dan oluuyordu. Bayraklar krmz, sar, yeil, si­ yah, mor ve (amiral gemisininki) ylan ilemeliydi. Kaptanlar "Ku ve Ta", "Dou Denizinin Kamçs", "Tüm Tayfann Mücevheri", "Çok Balkl Dalga" ve "Yüksek Güne" olarak bilinirlerdi. Dul Ching tara­ fndan konulan kurallar temyiz edilemeyecek sert­ likteydi. Dolambaçsz, az ve öz biçemi, Çin yetkili­ lerinin birazdan bir iki kayg verici örneini sunacamz solmu çiçeklerle bezenmi sözlerini gülünç derecede heybetli klan biçemden oldukça farklyd. imdilik dulun kurallarndan birkaç mad­ deyi aynen vermekle yetiniyorum:
Düman gemilerinden aktarlan tüm mallar kayda geçirilecek ve ambarda korunacaktr. Korsanlar bu malla­ rn yalnz 10'da 2 ’sine sahip olabilecek, geriye kalan ge­ nel sermaye olarak ambarda kalacaktr. Bu maddenin ih­ lali halinde korsan ölümle cezalandrlacaktr.
Görev yerinden izin almadan uzaklaan korsanlarn kulaklar tüm donanmann huzurunda delinecek; ayn suçun tekrarnda korsan öldürülecektir.
Köylerden esir alnan kadnlarla güvertede i bitir­ mek yasaktr; herhangi bir kadna kar iddet kullanmak gemi veznedarlnn iznine tabidir ve ancak geminin içinde uygulanr. Bu kuraln ihlali halinde korsan ölüm­ le cezalandrlr.
42
Tutuklulardan alman bilgiye göre, korsanlarn yiyecei çounlukla peksimet, insan etiyle semirmi sçan ve halanm pirinçten ibaretti; sava zaman­ larnda tayfalar içkilerine barut kartrrlard. Gün­ lerini kât oyunlaryla ve hileli zarlarla, fan-tan'n madeni karesi ve ta ile, afyon düleriyle geçirir­ lerdi. En sevdikleri silah bir çift ksa klçt; bunu iki elleriyle birden kullanrlard. Yeni bir gemiyi ele geçirmeden önce, elmackkemiklerine ve vücutlar­ na, vurulmaya kar koruyucu etkisi olduu sanlan sarmsakl su sürerlerdi.
Tayfalar karlaryla birlikte yolculuk ederler; kaptann be alt kadnlk haremi ise her zaferde büyürdü.
Genç m parator Kia-King Konuuyor
1809'un ortalarnda bir gün, aada ilk ve son pa­ ragraflarn sunacam bir imparatorluk kararname­ si halka duyuruldu. Biçemi epey yerildi. öyle di­ yordu:
Lanetlenmi ve kötü niyetli adamlar, ekmei kirlet­ me yetisine sahip adamlar, vergi memurlarnn ya da öksüzlerin feryatlarna aldrmayan adamlar, iç çamar­ larnda anka kuu ve ejderha ilemeleri olan adamlar, basl kitaplarn büyük gerçeklerini reddeden adamlar, gözyalarnn Kuzey’e doru akmasna izin veren adam- , lar — bütün bunlar rmaklarmzdaki ticareti aksatmakta ve denizlerimizin ezeli güvenliini bozmaktadrlar. Çü­ rük, denize uygun olmayan gemilerde, sabah akam frt­ nalarla boumaktadrlar. Amaçlar iyilik etmek de de­ ildir. Onlar gemicilerin gerçek dostu olmad
43
olamazlar. Gemiciye yardm etm ek öyle dursun, en al­ çakça biçimde üstüne saldrp, onu ykm ve çöküe, onu ölüme çarrlar. Evrenin doal kurallarn öyle bir bo­ zarlar ki, rmaklar taar, göz alabildiine tarlalar su a l­ tnda kalr, oullar babalaryla savar, ve hatta yamur ve kurakln bile kökleri deiir...
...Bu nedenle, sizi bunlar cezalandrmakla görevlen­ diriyorum Amiral Kwo-lang. Asla unutmayn, hogörü, imparatora tannan bir ayrcalktr ve kullarn böyle bir hakk kendilerine tanmalar küstahlk olur. Bunun için amansz, tarafsz, itaatkâr ve muzaffer olun.
Denize uygun olmayan gemiler sözü gerçekleri yanstmyordu tabii. Kwo-lang' çkaca sefer için cesaretlendirmek idi amaç. Yaklak doksan gün sonra, dul Ching'in kuvvetleri Orta Krallk'n* kuv­ vetleriyle kar karya geldiler. Bin kadar gemi ka­ tld savaa, sabahn erken saatlerinden akamn geç saatlerine dek çarptlar. Savaa çanlar, davul­ lar, küfürler, gonglar, ve kehanetlerden oluan kar­ ma bir koro ile teçhizat dairesinin raporlar elik ediyordu. mparatorun kuvvetleri datld. Ne ya­ saklanan hogörünün ne de önerilen gaddarln gösterilmesine frsat kald. Kwo-lang günümüzün yenik askerlerinin bilmezden gelmeyi seçtikleri bir töreyi uygulad — intihar etti.
Yerli halkn, Çin'in